22.11.2016 – MHP GRUP TOPLANTISI…

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada gündemdeki konulara değindi.

AKP’nin anayasa değişiklik taslağının kendilerine ulaştığını geçen haftaki grup konuşmasında söylediğini anımsatan Bahçeli, şöyle konuştu:

“Bize sunulan taslak metin üzerinde yoğun bir mesai sarfederek çalışmalarımızı tamamladık. Pek tabiidir ki değişiklik önerileri arasında onayladıklarımız olduğu kadar itiraz edip üzerinde müzakere edilmesinin daha doğru olacağını düşündüğümüz konu başlıkları vardır. Konuşa konuşa pürüzleri aşacağımızı, fiili tıkanıklığı mutlaka hukuki müdahaleyle açacağımızı düşünüyoruz. Kaldı ki Türkiye’nin ağırlaşan iç ve dış sorunlarını dikkate aldığımızda, çok fazla seçeneğimizin olmadığını da görüyoruz.

Partimizi temsilen görevlendirdiğimiz bir arkadaşımızın AKP’li muhatabıyla müzakere safhasına geçerek, belirlenen tespit ve önerilerimiz ışığında, metin üzerinde değerlendirme yapıp bir orta yol bulunacağına inanıyoruz.”

Anayasa değişikliğini dar kapsamlı ve asgari düzeyde tutmanın yararlı olacağı kanaati taşıdıklarını ve AK Parti’nin de bu görüşte olduğunu görmekten dolayı mutlu olduklarını bildiren Bahçeli, “Merdiven usulüyle basamakları yavaş yavaş, hazmede hazmede çıkarak Türkiye’yi çok önemli ve ertelenmesi artık imkansız olan bir meselesinden kurtarabiliriz.” dedi.

Konuşmasında AK Parti’nin değişiklik önerilerini genel olarak makul bulduklarını ifade eden Bahçeli, şöyle devam etti:

“Konuşa konuşa yokuşları aşacağız, tartışıp her bir maddeyi titizlikle müzakere ederek mutabakata inşallah varacağız. Daha doğrusu varmak zorundayız. Milliyetçi Hareket Partisi milletinin sesini duymaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben anlayışıyla hareket etmektedir.

Müfteri koalisyonun ne dediği önemsiz ve beyhudedir. Biz millet ne diyor ona bakarız, aziz dava arkadaşlarım neyi istiyor ona odaklanırız. Bunun dışında sinek vızıltıları bizi rahatsız etmez. Gürültü kirliliği, yapay engellemeler, ayağımızdan çekiştirmeler bizi yolumuzdan çeviremez, irademizden döndüremez. Çünkü biz sabah başka, akşam başka olanlardan değiliz. Çünkü biz bir öyle, bir böyle duruş sergileyenlere hiç benzemeyiz. Ne diyorsak yaparız, yaptığımızı da Bozkurt gibi savunuruz.”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, CHP’nin, kendi kuruluş felsefesine aykırı politikalar peşinde olduğunu belirterek, “Atatürk yerinden kalkıp bunların halini görse ya tekrar yatar ya da bunların alayını birden İzmir’e kadar kovalardı.” ifadesini kullandı.

CHP yöneticilerinin “gıybet ve dedikoduya çakılmalarının” öncelikle kendileri adına talihsizlik olduğunu dile getiren Bahçeli, kendilerine yönelik “kötü sözlerin, ucube benzetmelerin, mesnetsiz iddiaların” sahiplerine aynen döneceğini vurguladı.

Bahçeli, şunları söyledi:

“Ne tuhaftır ki Sayın Kılıçdaroğlu, kavga istediğimizi, tuzağa düşmeyeceğini söylüyor. Sanıyorum, bir bildiği olsa gerektir. Bildiğini ispatlaması da en acil arzumuzdur. Sayın Kılıçdaroğlu bizi tanımıyor, tanımak da istemiyor. Bu doğaldır. Doğal olmayan, konuşmanın ve uzlaşmanın erdemine inanmış 47 yıllık bir hareketi kendi gibi görme hatasıdır. Sayın Kılıçdaroğlu şunu hatırdan çıkarmasın ki, kavga gibi bir arayışımız yoktur, eğer olursa kendileri bizim klasman ve ligimizde zaten değildir.

Sakal bıyığa denk olmayınca berber ne yapsın, söz eylemi doğrulamayınca adam neylesin? CHP vatanı böldürmeyeceğiz diyor. Kendilerini alkışlıyor, Allah tamamına erdirsin temennisinde bulunuyoruz.”

Devlet Bahçeli, CHP’nin bölücülerle aynı kareye girdiğini, ortak mitingde buluştuğuna dikkati çekti.

“HDP, DHKP-C ve çok sayıda bölücü emeli olan grup ve oluşumlarla yan yana, sırt sırta veren CHP’yi Adana’da beklerken, Kartal’da görmek bir yol kazası, pusula yanlışı, yön karmaşası değildir. CHP, ‘Adana bahane, Kartal şahane’ dedi, HDP-PKK’yla suçüstü ” basıldı diyen Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Birleşik Haziran Hareketi paravanı altında, Mustafa Kemal’in emanetleri terörist hayranlarına, bölücü hainlere, Türkiye düşmanı çevrelere rehin bırakıldı. Sonunda kader ağlarını ördü ve CHP düşe kalka, ine çıka PKK’nın bagajı haline geldi. Malum ön teker nereye giderse, arkadaki oraya yönelecektir. Bize göre bunun adı rezilliktir.

CHP’li yöneticiler, vatanı böldürmeyeceğiz sözünü Adana’ya saklamasınlar, ya birbirilerinin yüzüne söylesinler ya da cesaretleri varsa HDP’li kardeşlerine haykırsınlar. Anladığımız kadarıyla HDP, CHP’nin içine kaçmıştır. CHP’deki PKK kalıntıları, bünyeyi ele geçirmeye başlamışlardır. HDP barajı geçsin pilav dağıtacağım diyenlerle, her CHP’li aileden HDP’ye oy verildiğini söyleyenler bellidir. PKK’lılara cici çocuk muamelesi yapan sicili bozuklar da ortadadır. Hepsi birden CHP’ye yuvalanmış, İmralı canisinin avukatları köşe başlarını tutmuşlardır.”

Bahçeli, CHP’yi eleştirdiği konuşmasında şunları kaydetti:

“Vatanı böldürmeyeceğiz demek kolaydır. Ama buna imanla, aşkla, sevdayla, mertçe bağlanmak şer kişinin değil, er kişinin harcıdır. Öyle ya, ‘Adam hacı mı olur ulaşmakla Mekke’ye, eşek derviş mi olur taş çekmekle tekkeye?’ Bize göre mesele budur.

CHP’nin, MHP’yle uğraşmak yerine Türkiye’nin sorunlarına çözüm üretmesi, sıktığı ellerin şehit kanı taşıdığını görmesi en halisane talep ve temennimdir. Şehit albümü hazırlayacaklarmış, ama şehitlerimizin katilleriyle aynı ipte cambazlık yapmaktan, aynı kervana girmekten utanmıyorlar, sıkılmıyorlar.

Ne demiş atalarımız, ‘Oğlan atadan öğrenir sofra açmayı, kız anadan öğrenir biçki biçmeyi’. CHP’ye soruyorum, ya siz nereden öğrendiniz HDP’yle birlikteliği? Sayın Kılıçdaroğlu, Adana; yiğit ve yağız hemşehrilerimin kahramanlık kokan nefesleriyle maluldür. Siz bölücülerle ‘böldürmeyeceğiz’ diyerek dökme suyla değirmen döndürürken, onlar ezelden bu görüşte, sonuna kadar bu karardadır.”

Ahlaki çürümenin, toplumu ayakta tutan değer ve dinamikleri, manevi güvence ve emanetleri tepeden tırnağa tehdit ettiğini belirten Bahçeli, ahlakın; milli ve manevi varlığın teminatı olduğunu söyledi ve mutlaka korunması gerektiğini dile getirdi.

Erken yaşta evlenenlerin mağduriyetlerinin giderilmesine ilişkin düzenlemeye değinen Bahçeli, şunları söyledi:

“Suçlular aklanarak, suçlarına kılıf hazırlanarak ne adalet sağlanacak ne de milli ahlak müdafaa edilecektir. Milli iradeyi temsil eden milletvekilleri milletimize tercüman olurken en başta vazgeçemeyeceğimiz ahlak ve adalet kurallarına saygı ve bağlılıkla yükümlü olduklarını hatırlarından çıkarmamalıdır.

Günlerdir cinsel istismar konusunu tartışıyoruz. Geçtiğimiz perşembe gece yarısı, bir grup AKP’li milletvekilinin; Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının görüşülmesi esnasında verdikleri skandal öneriyi o günden bugüne konuşuyoruz. Bir defa, bu önergenin safında durmak, ısrarla savunmak, çocuklara kıymış ve kast etmiş sapıkları selamlamak, onlarla aynı kümeye girmek demektir.”

AK Parti’li milletvekillerinin verdiği önergeyi “esef ve endişe verici” olarak niteleyen Bahçeli, “16 Kasım’a kadar cinsel istismarı yap, sonra sıkıyı görünce evlen; bir şey olmasın, bu garabetin tevili yoktur.” diye konuştu. Bahçeli, şunları kaydetti:

“Cebir, tehdit, hile veya iradeyi sakatlayan bir başka neden olmadan cinsel istismar suçu, yani, taciz ve tecavüz nasıl gerçekleşecektir? Hadi gerçekleşti diyelim, Medeni Kanuna göre çocuk sayılan bir evladımızın aklı ve ruhu gasp edilerek istismara uğraması nasıl sıradan ve normal görülecektir? Adı üstünde, çocuğun rızası olsa ne yazacak, olmasa ne çıkacaktır?

Bu önergeyi veren AKP’li milletvekillerinin hiç mi yüreği sızlamadı? Hiç mi elleri titremedi? Kim aksini söylese de söz konusu önerge tecavüzcülere af vaat etmektedir. Meşum önergeyle sabilere, körpe yavrulara, küçücük bedenlere göz koyan iğrenç yaratıklara can simidi uzatılmaktadır. Herkes vicdanını yoklasın ve şu sorunun cevabını arasın: Çocuktan gelin mi olur? Cinsel istismar mahkumlarından mağdur mu çıkar? Cinsel istismarın olduğu yerde mağdur kimdir? Şu anda cezaevinde merak ve heyecanla mezkur önergenin yasalaşmasını bekleyen ve cinsel istismardan hüküm giymiş hangi hatırlı veya sözü geçen kokuşmuşlara destek verilmektedir?”

Bahçeli, çocuk istismarında son on yılda dava sayısının üç kat arttığına dikkati çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Diyeceğim odur ki ırz düşmanlarını aklama telaş ve amacına hep birlikte engel olmalıyız. Çocuklara, kadınlara, mazlum ve masumlara şiddet uygulayan, cinsel saldırıda bulunan, hayatlarını karartan zalim ve ahlaksızları değil affetmek, değil işledikleri suçları temizlemek; bunların kafalarına hukukun demir yumruğunu indirmek milli ahlakın gereğidir.

Çocukları gülmeyen bir milletin umutları kırılmış, hayalleri kurumuştur. Çocuklarımızı soldurmayacağız, onları istismarcılara, tecavüz ve şiddet faillerinin keyfine bırakmayacağız. Buradan Adalet ve Kalkınma Partisi’ne çağrıda bulunuyorum; ne yapıp yapıp bu önergeyi komisyona almakla yetinmeyin tümden geri çekin, gelin daha fazla anlamsız ve boş tartışmalarla Türkiye’yi boğmayın.”

Bahçeli, 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne değinerek, bugünkü ülke tablosu içinde, öğretmenlerin mutlu ve memnun olduğunu kimsenin iddia edemeyeceğini söyledi. Devlet Bahçeli, eğitim politikalarındaki açmaz ve arızaların doğrudan doğruya öğretmenlere yansıdığını, bunun yankılarının her alanda hissedildiğini ifade etti.

Özellikle 15 Temmuz FETÖ darbe kalkışmasıyla birlikte milli eğitimin kimlerin eline düştüğünün, nasıl bir esarete mahkum olduğunun iyice gün yüzüne çıktığını belirten Bahçeli, “Şu hususu kararlılıkla ifade etmek isterim ki hainden öğretmen olmayacak, gerçek öğretmenden de hain çıkmayacaktır.” dedi.

Bahçeli, şu ifadeleri kullandı:

“Elbette FETÖ ile mücadelede suçu sabit görülenlerin, bu ihanet şebekesine yardım ve yataklık yapıp hukuk ve milli vicdanın onaylamadığı paralel bir hiyerarşik ağa dahil olanların gözünün yaşına bakılmamalıdır. Geleceğimizin güvencesi olan evlatlarımızı zehirleyenler, öğretmenlik mesleğini iğfal ederek bir terör örgütünün lehine faaliyet gösterenler yaptıklarının bedelini en ağır şekilde ödemelidir. Bu ister FETÖ olsun, ister PKK olsun; hiç fark etmeyecektir.

FETÖ ve PKK’nın nam ve hesabına sınıflara, okullara üşüşen öğretmen kılıklı teröristlerin milli eğitimden ayıklanması milli namusun bir gereğidir ve bunların mağduriyet feryadı şeytanın tövbesinden farklı değildir. Bir terör örgütünün hesabına aktif çalışarak küçücük yavrularımızın akıl ve kalplerini işgale kalkışan kim olursa olsun, affı imkansız bir suça iştirak etmiş sayılacaktır. FETÖ ve PKK’lı oldukları gerekçesiyle ihraç edilen veya açığa alınan öğretmenler emanete ihanet etmişlerdir.”

Bahçeli, sırf malum bir bankayla zorunluluktan dolayı “parasal konularda iş ve işlem yaptı” diye veya “bazı dershanelerde görev aldı” bahanesiyle bir öğretmene FETÖ’cü damgası vurmanın, itibarından ve ekmeğinden mahrum etmenin yanlış olduğu uyarısında bulundu.

“Bir öğretmen ByLock kullanıyorsa gereği mutlaka yapılmalıdır, buna diyeceğimiz bir şey olamaz. Bir öğretmen FETÖ’nün emel ve eylemlerine ortak olmuş ve somut delillerle örgüt üyeliği tescil edilmişse, cezasını çekmelidir, buna da itirazımız yoktur.” diyen Bahçeli, şöyle devam etti:

“Cüzdanında bir dolar taşıyan, himmet ve hizmet adı altında FETÖ’nün hedefleri uğruna çalışan öğretmen veya herhangi bir memura en ufak acıma ve müsamaha gösterilmemelidir. Çünkü 15 Temmuz’da milletimize, vatanımıza, kahraman özel hareket polislerimize, 241 vatan evladına FETÖ’cü alçaklar hiç acımadılar. Emin olunuz, bunlara acırsak tekrar acınacak hallere düşmekten kurtulamayız.

Katilin, caninin, teröristin, Türkiye düşmanı hainlerin yeri insan vicdanı, merhamet duyguları değil, ya urgan ya da müebbet zindandır. Bunun başka yol ve seçeneği yoktur, var diyenler de pusuya yatmış, her an ihanete kalkışacak kripto işbirlikçilerdir.
Asılsız ihbar ve şikayetlerle, aslı astarı olmayan isnatlarla, FETÖ’yle herhangi bir organik bağı olmayan öğretmen veya memurları mesleklerinden atmak hukuk devletinin ilke ve kurallarıyla ters düşecektir.”

Bahçeli, “milli eğitim sistemi resmen yaprak dökümü yaşayıp onbinlerce öğretmen kah FETÖ’cü kah PKK’lı oldukları gerekçesiyle idari ve adli müeyyidelere uğrarken, Yurtta Sulh Konseyi isimli çeteyi ağzına alanın bulunmadığını” ifade etti.

“Bu hıyanet konseyinin elebaşları hakkında milletimize doyurucu açıklama ve bilgilendirme hala yapılmamıştır.” ifadesini kullanan Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

“FETÖ’nün siyasi ayağı da gizemini korumaktadır. Öğretmene güç yetiyor da siyasetteki FETÖ’cülere niye dokunulmuyor? Niye bunların üzerine gidilmiyor? Odacı, çaycı, çorbacı biliniyor da hatırlı ve yüksek mevkilerde bulunan veya bulunmuş FETÖ’cülere niye sıra gelmiyor? Adalet ve devlet bunların semtine niye uğramıyor? Bu gecikmenin sebebi nedir? Bu tavsamanın, bu savsaklamanın, bu sulandırmanın gayesi nasıl izah edilecektir? Bilmediğimiz bir müdahale, engelleyici bir blokaj mı vardır? Yurtta Sulh Konseyi isimli melanetin tepe kadrosunu ne zaman duyup ne zaman öğreneceğiz? Ve bunları şartlar tamam olursa, idam sehpasına ne gün çıkaracağız?”

Devlet Bahçeli, atanamayan bir tek öğretmen kalmaması ve bu çilenin artık kökten bitirilmesi gerektiğini söyledi.
Sözleşmeli öğretmenlerin mülakat sistemiyle alınmasının, KPSS’den yüksek puan alan çok sayıda öğretmeni de mağdur ettiğini dile getiren Bahçeli, “Mülakat esnasında sorulan soruların gayri ciddiliği ve siyasi tercihlerin yoklanması oldukça mahsurludur ve infiale yol açmıştır. Öğretmen alımlarında kayırmacılığın revaçta olması, okul müdürlerinin sözlü sınavla belirlenmesi, torpili olanların öne çıkması milli eğitimi tümden laçkalaştıracaktır.” diye konuştu.
Sözleşmeli öğretmenliğin güvencesiz bir sistem olduğunu belirten Bahçeli, sözleşmeli ve geçici öğretmenlerin daimi kadrolara geçirilmesini, teftiş sisteminin tek çatı altında toplanmasını, rotasyondan kaynaklı sorunların bitirilmesini, özür grubu tayinleriyle ilgili sorunların çözülmesini, ek ders ücretleri ile eğitim ve öğretim tazminatlarının yükseltilmesini, eğitime hazırlık ödeneğinin arttırılmasını, öğretmenlerin 3600 ek göstergeye kavuşmalarını, terfi sisteminin liyakat ve başarı kriterine göre yapılmasını, milli eğitimde yargı kararlarına kesinkes uyulmasını, emekli öğretmenlerin beklenti ve taleplerine kulak verilmesini istedi.
– Faiz ve rant lobisi
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ekonomideki gelişmelere de dikkati çekerek, milli bir ekonominin yaratılması gerektiğini vurguladı.

Son günlerde döviz kurundaki anormal oynaklıkların milletin hayat ve refah standardını düşürdüğünü, Türk lirasının devamlı değer ve irtifa kaybettiğini ifade eden Bahçeli, şu görüşleri paylaştı:

“FED’in muhtemel faiz artırımı ya da ABD’nin yeni başkanının takip edeceği ekonomi politikaları peşinen Türkiye’yi etkiliyor ve elini kolunu bağlıyorsa ekonomik bağımsızlığımızın seviyesini konuşmak durumundayız. Fren tutmayan dolar artışı; zam, vergi ve hayat pahalılığı olarak vatandaşlarımızı kavrayacak, toplumsal hayatı kasıp kavuracaktır. Enflasyon canavarının dizginlenememesi sıkıntı vericidir. Nitekim dolardaki yangın sonuçlarını göstermeye başlamış, orta ve dar gelirli vatandaşlarımızın alım gücünü düşürmekle kalmayıp yoksulluğu derinleştirmiştir.

Başbakan’ın, ‘size ne dolardan, iner de, çıkar da’ sözü yanlış bir açıklama olduğu kadar tamir ve tahsisine gerek vardır. İnen aslında bellidir. Refah, huzur, istikrar ve güven inmekte, hatta yerlerde sürünmektedir. Buna karşılık eşitsizlik, adaletsizlik, gelirsizlik, açlık, yokluk ve yoksulluk rekorlar kırmakta, devamlı yukarılara tırmanmaktadır.”

Döviz rezervlerindeki brüt artışların, para otoritesinin likidite enjektesinin Türk lirasının değer kaybını engelleyemediğini savunan Bahçeli, şunların altını çizdi:

“Türkiye’nin yaşadığı döviz şoku, tersine dönen yabancı sermayede ve bozulan, aleyhimize şekillenen arz-talep dengesinde aranmalıdır. Ülkemizin güvenli liman olmaktan çıkması, demokrasi ve hukuk cephesinde gözlemlenen çözülmeler ekonominin dönen çarklarına çomak sokmaktadır. İhtiyacımız olan yeni, yerli ve milli bir ekonomik modeldir. Türk milletinin geleceği; sıcak para odaklarının insafına, döviz spekülatörlerinin iştahına, faiz ve rant lobisinin icazetine, emek hırsızlarının iradesine bırakılmamalıdır.

Bağımsız ekonomi bağımsız, bağlantısız Türkiye demektir. Bağımsız maliye güçlü devlet, büyük millet demektir. Tam tersini savunanlar sömürgeciliğin içimizdeki hafiye ve tutsaklarıdır. Alın terimizi, milli servet ve kazanımlarımızı ahlak ve insanlıktan nasiplenmemiş, köken ve kimlik endişesi taşımayan bir avuç küresel simsar ve soyguncunun eline bırakamayız, bırakmamalıyız.

Bu konuda hükümet etkili önlem aldıktan, milletimizin hassasiyetlerini gözettikten sonra desteğimiz tamdır. Çünkü biz krizden medet umacak, hükümet kaybetsin de, nasıl kaybederse kaybetsin anlayışında değiliz, hiç de olmadık. Böylesi bir zavallılık ve acziyet bize yabancı bir sapma halidir.”

Türkiye ekonomisi fırtınaya yakalanırsa bundan herkesin zarar göreceğini vurgulayan Bahçeli, şunları kaydetti:

“Türkiye sinsi operasyonlarla saldırıya uğrayıp, 15 Temmuz’un devamı projelendiriliyorsa, biliniz ki aç kalırız, açıkta yatarız, yine de ekonomik tetikçilere, karanlık sermayedarlara, kriz tellallarına teslim olmayız, düğme iliklemeliyiz. Bu itibarla ekonomik yenilgimizi gözleyenlere milletçe aynı refleks ve tepkiyi göstermekten başka alternatifimiz yoktur. Ve bunun yolu da milli ekonominin tesis, temin ve takviyesinden geçmektedir.

Milli bir ekonomi üreten, geliştiren, yatırım ve tüketim ölçülerini rasyonel eşiklerde planlayan, kendi dinamiklerinden güç alıp, milli ve manevi özellikleriyle ayakta duran ekonomidir. Milli bir ekonomi, FED’e göre açılıp kapanmayan, küreselleşmenin tufanına dayanıklı ve sağlam duran bir yapıdadır. Zengin kesesini över, züğürt dizini döver anlayış ve kabulü tersine çevrilmeli; artık milletimiz dolu kesesiyle, devletimiz dolgun kasasıyla övünmeli, ekonomik mihnet ve muhtaçlık son bulmalıdır.”

Bahçeli ayrıca Siirt’in Şirvan ilçesine bağlı Maden Köyündeki göçüğe de işaret ederek parti olarak, Soma ve Ermenek’teki maden facialarını nasıl yakından takip ettilerse Şirvan’daki gelişmeleri de an be an izleyip, gerekli çalışmaları yapacaklarını bildirdi.