6e2cdad5-6321-470c-bc33-6b2c35b099e2image

“3 BİN 800 HAKİM VE SAVCI ALINACAK”

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Adalet Bakanlığı 2017 Bütçesinin görüşmelerinde konuştu.

Bozdağ’ın açıklamalarından başlıklar şöyle:

3 BİN 800 HAKİM VE SAVCI ALINACAK

ÖSYM tarafından yapılacak sınav ile 2 Bin adli yargı hakim ve savcı adayı, 200 İdari yargı hakim adayı,1500 avukatlık mesleğinden geçen hakim ve savcı adayı, 100 avukatlık mesleğinden geçen idariyargı hakim adayı, olmak üzere toplam 3800 hakim ve savcı adayının alınması planlanmaktadır.

HUKUK DEVLETİ VE DEMOKRASİ 

Fethullahçı Terör Örgütü FETÖ/PDY kurucusu ve yöneticisi terörist başı Fethullah Gülen’in emir ve talimatlarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde yuvalanmış terör örgütü mensupları ve onlara katılan bazı askeri unsurlarca 15 Temmuz 2016 tarihinde kanlı bir silahlı darbe teşebbüsü gerçekleştirilmiştir.
Darbe teşebbüsü sırasında Milletin vergilerinden maaş alan Fethullahçı Terör Örgütü üyesi ve onlarla beraber darbeye iştirak edenler, milletin vergileriyle alınmış savaş uçakları, helikopterler, tanklar ve zırhlı araçları kullanmışlar, halkın üzerine bomba atmışlar, silahlarla doğrudan halka ateş etmişlerdir. Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Genel Kurmay Başkanlığı, Ankara Emniyet Müdürlüğü ve Özel Hareket Dairesi başta olmak üzere pek çok yer F-16 savaş uçaklarıyla bombalanmıştır. Neticede 246 vatandaşımız şehit olmuş ve 2.194 vatandaşımız yaralanmıştır.
Çatısı altında bulunmaktan büyük bir onur duyduğumuz ve Kurutuluş Savaşı sırasında bile böyle bir saldırıya maruz kalmamış TBMM, tarihinde ilk defa, savaş uçaklarıyla bombalanmıştır. Yurdumuzu işgal etmiş düşmanlarımızın dahi yapmadığını veya yapamadığını maalesef darbeye teşebbüs eden Fetullahçı Terör Örgütü mensupları yapmıştır. Kurtuluşu yöneten ve kuruluşu gerçekleştiren Gazi Meclisimiz ikinci kez gazi olma onurunu yaşamıştır. Allah bir daha Meclisimizin bombalandığı günleri bu millete ve devlete göstermesin.
Çok şükür ki, bu kanlı darbe girişimi; Cumhurbaşkanımızın ölümü göze alan samimi ve cesur liderliğinde, Meclisimizin, Başbakanımız ve Hükümetimizin siyasi partilerimizin, medyamızın ve sivil toplum örgütlerimizin; hepsinden de daha önemlisi bütün siyasi ve fikri farklılıkları, mücadeleleri ve rekabeti bir tarafa bırakıp demokrasiye, hukuk devletine, iradesine ve seçtiklerine canı pahasına sahip çıkan aziz milletimizin onurlu mücadelesi ile başarısız kılınmıştır.
Böylesi büyük bir milletin evladı ve temsilcisi olma onurunu bize yaşatan Rabbime sonsuz hamd ve şükrediyorum.
İstiklalimizin, cumhuriyetin, demokrasinin, hukuk devletinin, milli iradenin ve milli iradenin seçtiklerinin yegane muhafızı ve müdafiinin Türk Milleti olduğu 15 Temmuz 2016’da bir daha ilan ve tescil edilmiştir. Bu topraklar üzerinde, bundan sonra kimse darbe teşebbüsüne niyetlenemeyecek, niyetlenenler ise asla başarılı olamayacaktır. Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Genel Kurmay, TRT ve diğer bazı stratejik kamu kurumlarını işgal ederek darbe teşebbüsünde başarılı olunamayacağı; darbe teşebbüsünün başarılması için aynı zamanda 79 milyon vatan evladının teslim alınmasının şart olduğu anlaşılmıştır. Bu aziz milleti rehin ve teslim alacak bir güç Allah’ın izniyle yoktur ve olmayacaktır da.

DEMOKRASİ VE YARGI 

Burada yeri gelmişken yargımızın darbenin önlenmesine ilişkin kararlı ve azimli duruşuna da ayrıca değinmek istiyorum. 15 Temmuzda gerçekleşen darbe girişimine karşı Türk yargısının verdiği sınav ve darbeye karşı dik duruşu tarihe altın harflerle geçmiştir.
Zira önceki darbe girişimlerini olağan karşılayan, darbe sırasında ve darbe sonrasında darbecilere en büyük desteği veren ve hatta darbecilerin kurduğu idam sehpalarına milletin seçtiği Başbakan ve Bakanları gönderen kararların altına imza atarak yargıya büyük utanç yaşatan hakim ve savcılar vardı.
Ancak, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsü sırasında ise darbenin henüz başarılı olup olamayacağının belli olmadığı ilk saatlerde; hiçbir korku, baskı, endişeye kapılmadan ve şahsi bir hesaba girmeden, tereddütsüz ve cesur bir şekilde Anayasa, hukuk devleti, milli irade ve milletin seçtiklerinden yana tavır koymuş, darbe teşebbüsüne kalkışanlar hakkında soruşturmalar başlatarak gözaltı ve tutuklama kararları vererek milletin yargısı olduğunu ispat etmiştir. Ayrıca Türk yargı tarihindeki utanç sayfaları yerine ilk defa Türk yargı tarihine altın harflerle onur ve şeref sayfaları ilave etmiştir. Milletimiz ve tarih, Türk yargısının darbecilere karşı verdiği bu cesur ve onurlu duruşu ve mücadeleyi asla unutmayacaktır.
Eğer yargı ve emniyet teşkilatında son üç yıl içindeki değişim ve dönüşümler yapılmamış olsaydı bugün farklı bir manzarayla karşı karşıya kalabilirdik.
Bu vesileyle bir kez de komisyonumuzun siz saygı değer üyeleri huzurunda, darbe teşebbüsüne karşı sarsılmaz bir irade ve cesaretle karşı duran HSYK başkan vekili, daire başkan ve üyelerine; yüksek mahkemelerimizin başkan, başsavcı ve üyelerine; Cumhuriyet başsavcıları, Cumhuriyet savcıları ve hakimlerimize milletimiz adına şükranlarımızı sunarım.

YENİ ANAYASA İHTİYACI 

1982 Anayasası, yürürlüğe girdiği tarihten bu yana herkes tarafından eleştiri konusu yapılan ve değiştirilmesi istenen bir Anayasa’dır. Bugüne kadar Türkiye’nin yeni anayasa ihtiyacı olduğunu vurgulamayan bir siyasi parti yoktur. Bütün partiler programlarında ya da seçim beyannamelerinde yeni anayasa ihtiyacının öneminin altını çizmiş ve bunu vurgulamıştır. Ayrıca TBB, TOBB, TÜSİAD ve MÜSİAD gibi sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşları ile üniversiteler yeni anayasa ihtiyacını görerek alternatif anayasa taslakları hazırlatmış ve bunları kamuoyu ile paylaşmışlardır. Birbirinden çok farklı görüşlere sahip kesimlerin birleştiği ortak nokta yeni anayasanın geciktirilemez bir ihtiyaç olduğudur.
Mevcut Anayasa millet ile devlet arasına adeta bir duvar örmektedir. Bu anayasa devleti milletten korumak üzere oluşturulmuş ve milleti devlet için potansiyel bir tehdit olarak gören bir anlayışla kaleme alınmıştır. Devleti milletten korumak için sürekli teyakkuz halinde olması esasına dayanmaktadır. Bu Anayasa Meclise, yürütmeye, yargıya hatta hiçbir organa güvenmemektedir. Dahası bu Anayasa milletine de güvenmemektedir.
Türkiye’nin milletle devlet arasındaki duvarları kaldıran, milletine güvenen, insan hak ve onurunu esas alan, çoğulcu ve özgürlükçü yeni bir anayasaya ihtiyacı vardır.
24. dönem TBMM bu ihtiyacı karşılamak üzere bir uzlaşma komisyonu kurmuş ancak uzlaşma komisyonu yeni bir anayasa öneri taslağı üzerinde maalesef mutabakata varamamıştır.
Milletin yeni anayasa talebi ve Türkiye’nin yeni anayasa ihtiyacı daha fazla ertelenemez, ertelenmemelidir de. Siyasi partiler, milletin yeni anayasa talebi ve Türkiye’nin yeni anayasa ihtiyacını daha fazla görmezden gelemezler.

YARGI BAĞIMSIZLIĞI, TARAFSIZLIĞI VE HSYK 

Türkiye demokratik bir hukuk devletidir.
Yargı yetkisi Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.
Anayasanın 138 inci maddesine göre hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ makam mercii veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. 
Hâkimlik ve savcılık teminatı; hakim ve savcıların bağımsız, tarafsız, her türlü korku, baskı ve endişeden uzak bir biçimde cesaretle ve doğru bir şekilde yargı görevini yapmaları için konulmuş önemli bir sigortadır. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının olmazsa olmaz bir şartıdır.
Hâkimlik ve savcılık teminatı, hakim ve savcıların suç işlemesinin; terör örgütleriyle üyelik, iltisak veya irtibat içinde bulunmasının veya bu örgütlerin talimatlarıyla hareket etmesinin; siyasi, ideolojik ve dini görüşlerini kararlarına yansıtmasının asla teminatı değildir. Eğer bir hakim veya savcı, anayasa, kanun ve hukuka uygun vicdani kanaatlerine göre kararlar verme yerine üyelik, iltisak veya irtibat içinde bulunduğu terör örgütlerinin talimatlarına veya sahip olduğu dini, siyasi ve ideolojik görüşlerine göre karar verirse tarafsız ve bağımsız yargı görevi yapma vasfını kaybeder. Dolayısıyla da tarafsız ve bağımsız hakim ve savcılar için Anayasamızın öngördüğü hakimlik ve savcılık teminatından yararlanma hakkını kaybeder. Bu vasfı kaybedenlerin meslekte kalmaları elbette uygun değildir.
Fethullahçı Terör Örgütü FETÖ/PDY; devlete, millete, yasamaya, yürütmeye, yargıya, orduya, emniyete ve kamunun bütün alanlarına büyük zararlar vermiştir. En büyük tahribatı ise hiç kuşkusuz yargı alanında gerçekleştirmiştir. Milletimizin yargıya olan güvenini ve adalete olan inancını zayıflatmıştır. Hukuk devletini tahrip etmiştir. Bazı hâkim ve savcıların yargı görevini bağımsız ve tarafsız şekilde yapma vasfını kaybetmelerine neden olmuştur.
Mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulan ve görev yapan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını korumanın en önemli güvencesidir. Bağımsız ve tarafsız yargı görevi yapma vasfını yitirmiş olanların meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar vermek, HSYK’nın asli görevidir. HSYK’nın aksine hareket etmesi anayasal görevini yapmaması demektir. 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrası çıkarılan KHK kapsamında HSYK’nın bazı hakim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar vermesi tam da bu anayasal görevin hukuk devletine uygun yerine getirilmesidir. HSYK’nın yaptığı, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını korumaktır; hukuk devletini korumaktır; Fetullahçı Terör Örgütünün Türk yargısını rehin almasını önlemektir; yargının milletin yargısı olma vasfını korumaktır. HSYK, aldığı bu kararlarla sadece yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını korumakla kalmamış aynı zamanda yargıya güvenin yeniden inşası yolunda çok önemli bir adım atmıştır.

HSYK’nın yapısı, üyelerinin seçimi ve çalışma usulü, 2010 yılında yeniden düzenlenmiştir. Ancak iyi niyetle yapılan bu düzenleme, maalesef hedeflenen sonuçları arzu edildiği biçimde doğurmamıştır.
Gelinen noktada seçim usulü başta olmak üzere HSYK’nın yeniden ele alınması ve düzenlenmesi, geciktirilemez bir zarurettir. Türkiye mevcut seçim usulüyle yeni bir HSYK üyeliği seçimi yapmamalıdır. Yaşanan iki seçim tecrübesi üçüncü seçimin tekrarlanmaması gerektiğini bize emretmektedir. Buradan TBMM’de temsilcisi bulunan siyasi partilerimizi seçim usulü başta olmak üzere HSYK’nın yeniden yapılandırılması konusunda birlikte çalışmaya ve uzlaşmaya davet ediyorum. Zira mevcut yöntemle HSYK üyeliği seçiminin doğuracağı olumsuz sonuçları Türk yargısına ve Türkiye’ye bir daha yaşatmamalıyız.

TÜRK YARGISINDA TARİHİ DEĞİŞİM: İSTİNAF MAHKEMELERİ 

Hükümetlerimiz döneminde tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi yargı alanında da reformlara ve köklü değişikliklere imza atmayı esas edindik ve bunun gereğini yerine getirdik.
Hak arama yollarını çoğalttık.
Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunu açtık.
Bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkını getirdik.
Yargı alanında en önemli tarihi reformlardan biri olan İstinaf kanun yolunu da 20 Temmuz 2016 tarihinde faaliyete geçirdik. Bu anlamda 20 Temmuz 2016 yargı alanında önemli bir tarihi milattır. Cumhuriyetin ilanından sonra yargı alanında gerçekleştirilen büyük tarihi reformlardan sonra yapılan en önemli ikinci yargı reformudur.
İlk adli yıl açılış konuşmasının yapıldığı 1943 yılından bugüne adli yıl açılış konuşması yapan 24 Yargıtay Birinci Başkanın 17’ si, konuşmasında istinaf mahkemelerine duyulan ihtiyaca ve önemine vurgu yapmıştır. Pek çok hükümet de istinaf mahkemelerini kurmak için kanun tasarıları hazırlamıştır. İlk kanun tasarısı 1932 yılında hazırlanmış olup, hükümetlerimiz dönemine gelinceye kadar 9 ayrı tasarı hazırlanmıştır. Ancak bu tarihi adımı atmak bizim hükümetimize nasip olmuştur. Adli yargıda istinaf 2004’de, idari yargıda istinaf ise 2014’de yasalaştırılmıştır. 20 Temmuz 2016’da ise fiilen faaliyete başlatılmıştır.
İstinaf mahkemelerinin faaliyete başlaması ile;
• İki dereceli yargılama sistemine geçilmiş,
• Hak arama yolları çoğalmış,
• Bireylerin hukuki güvencesi artmış,
• Delillerin yeniden değerlendirilmesi imkânı getirilmiş,
• Gerekirse yargılamanın tekrar yapılması sağlanmış,
• Vatandaşlarımızın temyiz incelemesi için artık Ankara’ya gelmek yerine, yerel düzeyde ve kolaylıkla haklarını araması sağlanmış,
• Vatandaşlarımıza üst mahkeme huzurunda daha rahat bir temsil imkânı getirilmiş,
• Yargıtay ve Danıştay’ın iş yükü azaltılarak gerçek bir içtihat mahkemesi olmasının yolu açılmış,
• Adaletin makul sürede tecellisinin önü açılmıştır.
15 yerde adli istinaf ve 8 yerde de idari istinaf mahkemesi kurulmuştur. Ancak uygulama birliğinin temini ile ihtisaslaşmada etkinlik ve verimliliğin sağlanabilmesi amacıyla ilk etapta 20 Temmuz 2016 tarihi itibariyle 7 ayrı bölgede istinaf mahkemeleri faaliyete geçmiştir.
Adli istinafta; toplam 94 ceza dairesi ile 123 hukuk dairesi,
(Ankara, Antalya, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, İzmir ve Samsun)
İdari istinafta; 42 idari dava dairesi ve 20 vergi dava dairesi,
(Ankara, Erzurum, Gaziantep, İstanbul, İzmir, Konya, Samsun)
Faaliyete geçmiştir.
Adli istinafta kurulan diğer 8 istinaf mahkemesi (Adana, Bursa, Diyarbakır, Kayseri, Konya, Sakarya, Trabzon ve Van) ile idari istinaf da kurulan Bursa idari istinaf mahkemesi önümüzdeki yıllarda faaliyete geçirilecektir.
İstinaf mahkemelerinin faaliyete geçmesinin üzerinden dört ay geçmiştir. Bu dört aylık süre boyunca ülke genelindeki istinaf mahkemelerine, 6.924 ceza ve 4.138 hukuk olmak üzere toplam 11.062 dosya gelmiştir.
Ceza dairelerinin toplam iş bitirme oranı:
Gelen İş: 6.924
Çıkan İş: 4.745
Yüzde : % 72
Hukuk daireleri toplam iş bitirme oranı:
Gelen İş: 4.138
Çıkan İş: 3.057
Yüzde : % 74
Olarak gerçekleşmiştir.
Ülke genelindeki istinaf mahkemelerinde çıkan işlemlerin ortalama görülme süresi de oldukça olumludur. Ceza dairelerinde çıkan işlerin görüldüğü ortalama süre 5 gün, hukuk dairelerinde ortalama süre ise 4,6 gün olmuştur. Elbette ki bu görülme süresinde gelen iş sayısı arttıkça belli miktarda bir uzama olacaktır. Ama dosya görülme süreleri istinaf mahkemelerinde önceki kadar uzun olmayacaktır.
Tarihi bir görev üstlenen Cumhuriyetimizin ilk istinaf hakim ve savcılarına görevlerinde başarılar diliyoruz.

İNSAN HAKLARI 

Geçtiğimiz yıllarda gerçekleştirdiğimiz en önemli reformlar arasında, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının tanınması ve İnsan Hakları Tazminat Komisyonunun kurulması bulunmaktadır.
AİHM şu ana kadar vermiş olduğu kararlarında Tazminat Komisyonunun tüketilmesi gerekli bir başvuru yolu olduğunu belirtmiş ve başvuruları reddetmiştir.
İnsan Hakları Tazminat Komisyonu 10 Kasım 2016 tarihi itibariyle 7.993 başvuru almış olup, bunların 7.554’ü karara bağlanmıştır. 3.444 başvuru kabul edilmiş, 2.292 başvuru ise reddedilmiştir. Aynı nitelikte görülen 1.818 başvuru birleştirilmiştir. Kabul kararı verilen dosyalar açısından bu zamana kadar toplam 33.000.000 Türk Lirası tazminata hükmedilmiştir.
2016 yılı başında, AİHM sekretaryasının da görüşlerini alarak Tazminat Komisyonunun görev alanı Bakanlar Kurulu kararı ile tekrar genişletilmiştir. Genişletilen bu yeni görev alanına ilişkin olarak AİHM’de derdest 1.000 den fazla dosya hakkında Tazminat Komisyonuna başvurulmak üzere kabul edilemezlik kararı verilmiştir.

Ülkemizde insan hakları standartlarının daha da yükseltilmesine ilişkin çalışmaları bir Eylem Planı çerçevesinde sürdürmekteyiz.
Avrupa Konseyi, AİHM ve Bakanlığımız çalışanlarının katıldığı uzmanlar seviyesinde “Gayriresmi Çalışma Grubu” oluşturulmuştur.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Değişiklik Getiren 7 Nolu Protokolün Onaylanması TBMM tarafından uygun görülmüş, 02/05/2016 tarihinde onaylanmış ve 1 Ağustos 2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Benzer şekilde AİHS’e değişiklik getiren 15 Nolu Protokolün Onaylanması Yüce Meclisimiz tarafından uygun görülmüş ve 02/05/2016 tarihinde onaylanmıştır.
Ülkemiz 47 ülke arasından 2016 yılı itibariyle Avrupa Konseyi bütçesine en çok katkı sağlayan altı ülke içerisinde yer almıştır.

AİHM nezdinde de ülkemiz aleyhine bekleyen başvuru sayısı son dört yılda ciddi oranda düşüş göstermiştir.
2012 yılına oranla derdest başvuru sayısı % 55 oranında azalmış, 17.000’den, 7.750’ye gerilemiştir.
Tüm bu gelişmelerin sonucu olarak 31 Ekim 2016 tarihi itibariyle AİHM önündeki derdest başvuru sayısında;
1- Ukrayna; 18.250 dosya ile 1 inci,
2- Macaristan; 8.400 dosya ile 2 inci
3- Rusya; 8.000 dosya ile 3 üncü
Türkiye ise 7.750 dosya ile bir sıra gerileyerek 4 üncü sırada bulunmaktadır. 2015 yılı Aralık ayı verilerine göre 8.450 olan derdest başvuru sayısı 31 Ekim 2016 tarihi itibariyle 700 dosya azalarak 7.750’ye düşmüştür. 2012 yılı sonunda derdest başvuru sayısının 16.900 olduğu hatırlandığında, son yıllardaki bu gelişmeler daha iyi anlaşılabilir. Öte yandan AİHM tarafından yayımlanan istatistiksel verilere göre, 2015 yılında, Türkiye aleyhine yapılan başvuru sayısının nüfusa oranı on binde 0,28’dir. Bu oran Avrupa Konseyi üyesi diğer 35 devlete nazaran daha düşüktür.
Gerek bölücü terör örgütü PKK’nın eylemleri nedeniyle özellikle Cizre ve Sur ilçelerinde yürütülen terörle mücadele faaliyetleri kapsamında Hükümetimiz tarafından alınan önlemler nedeniyle, gerekse de 15 Temmuz hain darbe teşebbüsü sonrası FETÖ/PDY hakkında yürütülen soruşturmalar kapsamında, AİHM’e çeşitli tedbir talepli başvuru yapılmıştır. Söz konusu tedbir talepleri Hükümetimiz tarafından Mahkemeye sunulan bilgi ve belgeler doğrultusunda reddedilmiştir. Hükümetimize bildirilmeden verilen birkaç tedbir kararı ise yine Hükümetimiz tarafından sağlanan bilgi ve belgeler sonucu kaldırılmıştır.

15 Temmuz hain darbe teşebbüsünün akabinde olağanüstü hal ilan edilmiş ve hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hem de Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinden kaynaklanan yükümlülüklerimize ilişkin olarak derogasyon bildirimlerinde bulunulmuştur.
Olağanüstü hal süresince alınan bütün tedbirlerde, başta Anayasamız olmak üzere uluslararası yükümlülüklerimizden kaynaklanan “zorunluluk” ve “orantılılık” kriterlerine hassasiyetle uyulmaktadır. Bu süreçte temel hak ve özgürlüklere ilişkin olarak alınan tedbirler hakkında Avrupa Konseyi düzenli olarak bilgilendirilmektedir.

ULUSLARARASI İLİŞKİLER VE ADLİ İŞBİRLİĞİ 

Uluslararası adli işbirliği:
1- Suçluların iadesi,
2- Cezaî ve hukukî konularda adli yardımlaşma,
3- Hükümlülerin nakli,
4- Çocuk kaçırma
5- Uluslararası nafaka alacaklarının tahsili.
6706 sayılı “Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu” 05/05/2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
20/04/1959 tarihli Ceza İşlerinde Karşılıklı Adlî Yardım Avrupa Sözleşmesine İkinci Ek Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair 6710 sayılı Kanun, 25/04/2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir.
Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesinin Ek 1, 3 ve 4 Nolu Protokollere taraf olunmuştur.
15 Temmuz’da zaman kaybetmeksizin 19 Temmuz 2016 tarihinde silahlı terör örgütü FETÖ/PDY elebaşısının iadesi için Amerika Birleşik Devletleri’ne “acil tutuklama ve iade” talebinde bulunulmuştur.
İade süreci ABD ile aramızdaki 1980 tarihli Suçluların Geri Verilmesi ve Ceza İşlerinde Karşılıklı Adli Yardımlaşma Antlaşması uyarınca yürütülmektedir.
Türkiye’ye gelen 4 kişilik heyet ile Bakanlığımız yetkilileri ve ilgili Cumhuriyet Savcıları arasında 23-24 Ağustos 2016 tarihleri arasında görüşmeler yapılmıştır.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin olarak işlenen suçlarla ilgili örgüt liderinin geçici tutuklanmasına ilişkin dosya 09/09/2016 tarihinde İçişleri ve Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla ABD Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Dışişleri Bakanlığından alınan 13/09/2016 tarihli yazıda da, dosyanın ABD Dışişleri Bakanlığına 12/09/2016 tarihinde teslim edildiği bildirilmiştir.
Ayrıca, hükümetimizi temsilen ABD’ye giden heyetler, iade sürecine ilişkin muhataplarımızla temaslarda bulunmaya devam etmektedirler.
İçerisinde muhalefet milletvekillerimizin de olduğu bir heyetle ABD’ye bir ziyaret gerçekleştirdik.
Suç Gelirlerinin Aklanması, Araştırılması, El Konulması, Müsaderesi ve Terörizmin Finansmanı Hakkındaki 198 sayılı Avrupa Konseyi Sözleşmesine taraf olduk.
Kişisel Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunmasına Dair 108 sayılı Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve bu Sözleşmenin Ek Protokolü olan Kişisel Nitelikteki Verilerin Otomatik İşleme Tabi Tutulması Karşısında Bireylerin Korunmasına İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesine Denetleyici Otoriteler ve Sınır Aşan Veri Akışlarına Ek Protokole, taraf olmuş bulunmaktayız.
Ayrıca, 1996 tarihli Velayet Sorumluluğu ve Çocukların Korunmasına Yönelik Tedbirler Yönünden Yargı Yetkisi, Uygulanacak Hukuk, Tanıma, Tenfiz ve İşbirliği Hakkında Lahey Sözleşmesi ile Çocuk Nafakası ve Diğer Aile Nafaka Türlerinin Uluslararası Tahsiline İlişkin Sözleşme’ye de katılım sağlanmıştır.
Ayrıca 2016 yılında Türkiye ile İran İslam Cumhuriyeti Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi Üçüncü Toplantısında; Adalet Bakanlıkları arasında “Ortak Açıklama” yapılmış ve iki ülke Adalet Akademileri arasında “Mutabakat Zabıtları” imzalanmıştır.
Benzer şekilde, 26/04/2016 tarihinde Türkiye ile Hırvatistan arasında Cezaî Konularda Karşılıklı Adlî Yardımlaşma Anlaşması ve 25/08/2016 tarihinde ise, Ülkemiz ile Bahreyn Arasında Hukuki, Ticari ve Cezai Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması imzalanmıştır.
İkili adli işbirliğimizin yoğun olduğu ABD, Almanya, Fransa, Hollanda, İngiltere’deki Büyükelçiliklerimiz nezdinde ve ayrıca Birleşmiş Milletler, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi’ndeki Daimi Temsilciliklerimizde 13 Adalet Müşavirimiz görev yapmaktadır.

AVRUPA BİRLİĞİ SÜRECİ ve YARGI REFORMU 

AB müktesebatına yüksek oranda uyum sağladığımız halde, belirli fasılların siyasi mülahazalarla açılmamasının, AB’nin temel ilkeleriyle bağdaşmadığı ortadadır.
Avrupa Birliği çeşitli siyasi ve ekonomik sâiklerle sürecin hızlı bir şekilde işlemesine mani olan tutumundan vazgeçmeli ve bu konudaki nihai kararını artık vermelidir.
Bu noktada bir hususu daha belirtmek istiyorum, malumunuz üzere Avrupa Birliği Komisyonu tarafından her yıl hazırlanan AB Türkiye İlerleme Raporu 09/11/2016 tarihinde yayımlanmıştır.
Bu rapor incelendiğinde, Türkiye hakkındaki önyargılara, Türkiye aleyhine propaganda yürüten PKK ve FETÖ terör örgütlerinin temelsiz iddiaları başta olmak üzere  Türkiye karşıtlarının Türkiye aleyhindeki görüşleri ile soyut  ve  afaki pek çok iddiaya Raporda yer verildiği görülmektedir. “