2016-12-01-muhtar

“Avrupa’da Misafir Değil, Ev Sahibiyiz”

30. Muhtarlar Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Avrupa Birliği, kendi değerleriyle çelişme, kendini var eden kriterleri inkâr etme pahasına ülkemizi istediği kadar dışlamaya çalışsın; Türkiye bir Avrupa ülkesidir. 650 yılı aşkın süredir kesintisiz bir şekilde Avrupa’da devletimizle, kültürümüzle, medeniyetimizle varız, var olmaya devam edeceğiz” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 30. Muhtarlar Toplantısı’nda, Türkiye’nin 14 ilinden mahalle ve köy muhtarı ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde bir araya geldi.

Amasya, Ankara, Antalya, Bitlis, Denizli, Edirne, Eskişehir, Gümüşhane, Kocaeli, Kütahya, Malatya, Muğla, Muş ve Nevşehir’den gelen 400’ü aşkın köy ve mahalle muhtarı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde verilen öğle yemeğinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın misafiri olarak ağırlandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, öğle yemeği öncesinde muhtarlara hitaben bir konuşma yaptı.

Devletin en tabanındaki temsilcileri olan muhtarlar ile en üst temsilcisi olan Cumhurbaşkanını bir araya getiren muhtarlar toplantılarının, hayırlı neticelere vesile olduğuna inandığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhtarlara hitaben, “Sizlerin coşkusu, sevgisi, samimiyeti bize daha çok çalışma, ülkemize ve milletimize daha çok hizmet etme konusunda moral veriyor, güç veriyor. 30 toplantıdır hiç eksilmeyen bu muhabbeti, bu istişareyi, inşallah muhtarlarımızın tamamıyla bir araya gelene kadar sürdüreceğiz” dedi.

“HEM MİLLETE HAKARET EDECEKSİN HEM DESTEK BEKLEYECEKSİN”

Türkiye’nin, tarihinin en kritik dönemlerinden birinden geçtiği son yıllarda, pusulalarının yine millet olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Eğer milletimiz herhangi bir hususta ısrarla bize bir istikamet gösteriyorsa, bize düşen o yolda yürümek ve yapabileceğimizin en iyisini ortaya koymaktır” dedi ve şunları ekledi: “Biliyorsunuz, ülkemiz siyasetinde, maalesef millete hakaret etmeyi maharet sanan bir anlayış da var. Geçtiğimiz günlerde bir parti lideri çıkmış, gazilere, şehit yakınlarına, esnafa, velhasıl millete verip veriştiriyor. Neymiş, millet kendilerine destek vermiyormuş. Bugüne kadar milletin hayrına tek bir icraatı olmayanlara, hadi ondan vazgeçtim, tek bir hayır söz ağızlarından çıkmayanlara milletimiz niye destek versin? Hem millete hakaret edeceksin hem de destek bekleyeceksin, pek de sağlıklı bir ruh hâli değildir. Geçmişte, Cumhuriyet adına cumhuru Ankara caddelerine sokmayanlar, şimdi de seçime girmeden iktidara gelmenin yollarını arayacak noktaya gelmiş durumdalar.”

Seçimin millete gitmek demek olduğunu, seçimde sonuç almak için de milletin değerleriyle, tarihiyle, kültürüyle hemhâl olunması gerektiğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunların böyle bir derdi yok. Her zaman ifade ettiğim gibi, artık bunlar bizim muhatabımız değildir. Bizim muhatabımız, milletimizin bizatihi kendisidir. Onun mahallelerdeki, köylerdeki temsilcisi de siz muhtarlarsınız” sözlerine yer verdi.

Türkiye için yapılacak ‘Batılı bir ülke’ ya da ‘Doğulu bir ülke’ tanımının doğru ancak eksik bir ifade; aynı şekilde bir Karadeniz ya da Akdeniz ülkesi olarak tanımlandığında da benzer bir durumun söz konusu olacağını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gerçekten de, tüm tanımların doğru ama eksik olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz” diye konuştu.

“TÜRKİYE BİR AVRUPA ÜLKESİDİR”

“Avrupa Birliği, kendi değerleriyle çelişme, kendini var eden kriterleri inkâr etme pahasına ülkemizi istediği kadar dışlamaya çalışsın; Türkiye bir Avrupa ülkesidir” görüşüne yer veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, devamında şunları söyledi: “650 yılı aşkın süredir kesintisiz bir şekilde Avrupa’da devletimizle, kültürümüzle, medeniyetimizle varız, var olmaya devam edeceğiz. Bugün de, Trakya’daki şehirlerimizi, Balkanlar’daki Evlad-ı Fatihan soydaşlarımızı, dindaşlarımızı bir kenara bırakıyorum, Avrupa genelinde 5 milyon vatandaşımız yaşıyor. Almanya’da milyonlarca, Fransa’da, Belçika’da, Hollanda’da, Kuzey Avrupa ülkelerinde yüz binlerce vatandaşımız, geleceklerini orada kurmuş durumdalar. Dolayısıyla, bizi Avrupa’dan dışlamaya, ne Avrupa Birliği kurumlarının, ne de ırkçılık hastalığının pençesine düşme tehlikesiyle karşı karşıya olan Avrupa devletlerinin gücü yetmez. Biz Avrupa’da misafir değil, ev sahibiyiz. Avrupa Birliği ve bazı Avrupa ülkeleri ile son dönemde yaşadığımız sıkıntılar, güncel siyasi çatışmalarıdır.”

Cemil Meriç’in, “Türkiye’nin kendi kalması; insanlığın bütün keşiflerinden, bütün fetihlerinden faydalanarak ihtişamlı mazisine layık bir istikbal inşa etmesi başlıca muradım…” şeklindeki sözlerini aktararak, onun muradını paylaştıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hedefimiz, kökü mazide olan atiyi kurmaktır, mesele budur. Bunun için, diğer tüm müktesebatımızla birlikte, Avrupa’dan, Batı’dan da mümkün olan en üst düzeyde istifade etmenin yollarını tabii ki arayacağız” diye ekledi.

“AVRUPA’NIN PEŞİNDEN KOŞACAK SABRIMIZ KALMADI”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konu ilgili şu aklamalara yer verdi: “Bu çerçevede, şayet ülkemize karşı olan anlamsız husumetini, çifte standardını bir kenara bırakırsa, hemen yarın Avrupa Birliğine tam üye olmaya hazırız. Avrupa Birliği ülkemize söz verdiği ama kasıtlı olarak tutmadığı vize serbestisi, mülteciler için toplamda 6 milyar avro yardım, fasılların açılması gibi adımları attığında, biz de elbette iyi niyetimizi göstereceğiz. Ama artık tek taraflı adım atma dönemi bitti. Hani bizde bir söz var ya, ‘ne kadar ekmek, o kadar köfte.’ Şimdi biz de Avrupa’ya onu söylüyoruz. Bize ne verirseniz, bizden o kadarını alırsınız. Çünkü bizim Avrupa’nın peşinden koşacak sabrımız ve takatimiz kalmadı. Üzerimizde yarım asırdır süren oyalamacanın yorgunluğu var. Çok oyalandık, 53 yıl… Kendi değerleriyle, kendi ilkeleriyle çelişme pahasına Türkiye’ye tavır alan bir kurumun, kimseye güven vermesi mümkün değildir. Bugün Türkiye’ye uygulanan çifte standarda, yarın üye devletlerden herhangi birinin de maruz kalmayacağını kim garanti edebilir? Onun için, Avrupa Birliği meselesinde kararı üye ülkelere ve birlik kurumlarına bırakıyoruz. Şayet Avrupa kendi üzerine düşenleri yaparsa, biz bugüne kadar verdiğimiz her sözün arkasında dururuz. Aksi takdirde, kendileri bilirler.”

Türkiye’nin Doğu ile olan bağının, tıpkı Batı ile olan bağı gibi güçlü olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya, İran, tüm Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Güney Asya ülkeleri, Çin ve Japonya’yla siyasi ve ekonomik ilişkileri en ileri seviyede tutmak istediklerini kaydetti ve “Batıyla olan ilişkilerimizi Doğu’ya, Doğu’yla olan ilişkilerimizi Batı’ya alternatif görmüyoruz. Tam tersine, bu konumumuzu, kendimiz ve dostlarımız açısından, birbirini tamamlayan, birbirini bütünleyen ilişkilerin teminatı olarak kabul ediyoruz. Aynı durum Karadeniz ve Akdeniz bölgeleri için de geçerlidir. Her iki denizin de dört bir tarafındaki ülkeler, ‘kapı bir’ değilse de ‘denizi bir’ komşumuzdur. Biz öyle addediyoruz, öyle biliyoruz. Orta Doğu, Kuzey Afrika derseniz, zaten her şeyiyle bizim bir parçamızdır” şeklinde konuştu.

“IRAK VE SURİYE’DEKİ BASKILARA RIZA GÖSTERMEYECEĞİZ”

Bölgede yaşanan çatışmaların, savaşların ve zulümlerin, halkların tercihi olmadığını dile getiren ve “Maalesef, basiretsiz yöneticiler ve dış güçlerin çıkar hesapları, bir asrı aşkın süredir bölgeden kanı ve gözyaşını eksik etmemiştir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasında şu değerlendirmelere yer verdi: “Suriye’de, Irak’ta, Libya’da ve diğer ülkelerde kanı dökülen, mağduriyete uğrayan her kardeşimizin acısını kendi yüreğimizde hissediyoruz. Halep’e düşen bombalar sebebiyle gözyaşı döken her çocuk, evladına sarılan her anne-baba bizim kardeşimizdir. Musul’da, Telafer’de ve diğer şehirlerde bir yandan DEAŞ’ın, diğer yandan zalimlikte onları aratmayan mezhepçi milislerin zulmü altında inleyen her insan bizim kardeşimizdir. Her kim ki bize ‘buralara karışma’ derse, bilsin ki aslında, ‘kalbinizden bir parçayı söküp atın’ diyordur. Biz bunu yapamayız. Geçmişte, Afganistan’daki, Balkanlardaki, Karabağ’daki, Kırım’daki, Kıbrıs’taki zulümlere nasıl karşı çıktıysak, şimdi de Irak’taki, Suriye’deki, diğer bölge ülkelerindeki baskılara aynı şekilde rıza göstermeyeceğiz. Bu duruş, bize tarihin mirasıdır. Şayet bugün yanı başımızda kardeşimiz ağlarken biz başımızı çevirirsek, yarın ecdadımıza mahcup olur, torunlarımızın yüzüne bakamayız. Onun için, tüm gücümüzle, tüm imkânlarımızla mağdurların, mazlumların yanında olmayı sürdüreceğiz.”

“MÜTTEFİK DEDİĞİMİZ ÜLKELER TERCİHLERİNİ TERÖR ÖRGÜTÜNDEN YANA KULLANIYOR”

15 Temmuz darbe girişiminde, ihanetin başını çeken Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) üst düzey yöneticilerinin çoğunun yurt dışına kaçtığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, örgüt üyelerinin sığındıkları ülkelere ve oralarda gördükleri hüsnükabule bakıldığında, ilgili ülkelerin asıl niyetlerinin ne olduğunun daha iyi anlaşıldığını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, “Bu insanları eğer bu ülkeler bağırlarına basıyorlarsa, kusura bakmasınlar, hepsi de suç ortağıdır, bunu da böyle ilan ediyorum. Verin diyeceğiz, vermeyeceksiniz. Bu ne demektir? Hukukta buna yardım, yataklık denir. Bunlara bu ülkeler yardım, yataklık yapıyor. Bunları aynı zamanda besliyorlar, yeri geliyor bunlara yardım toplama çadırları kurdurtuyorlar. En önemlisi bakıyorsunuz parlamento binasının koridorlarında bu teröristlerin resimlerini sergiliyorlar. Ben senin neyine güveneceğim? Bir taraftan terör örgütü ilan edeceksin, öbür taraftan da bunlara her türlü desteği, yardımı vereceksin. Bir tarafta 79 milyonluk bir ülke ve onun meşru yönetimi, öteki tarafta adı darbe girişiminden hırsızlığa, şantaja, istismara kadar her türlü suça karışmış bir terör örgütü var. Maalesef müttefik dediğimiz, pek çok platformda birlikte çalıştığımız ülkeler tercihlerini Türkiye’den ve meşru yönetiminden değil, terör örgütünden yana kullanıyor” sözlerine yer verdi.

PKK terör örgütü konusunda da benzer bir tercihle karşı karşıya bulunulduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “DEAŞ’ı bahane ederek bölgede yeni ve en az bu örgüt kadar tehlikeli başka örgütleri, başka grupları palazlandırmanın adı, ‘Orta Doğu’ya barış ve huzur getirmek’ asla değildir. Türkiye’nin Suriye ve Irak politikalarının Avrupa başta olmak üzere Batı ülkelerini bu derece rahatsız etmesi, bunların bölge devletlerinin egemenlik haklarına olan saygılarından kaynaklanmıyor. Suriye’nin, Irak’ın, Libya’nın ne olduğu, ne olacağı bunların umurunda bile değildir. Petrolün var mı? Var, ha onun için oradalar” ifadelerini kullandı.

“FIRAT KALKANI OPERASYONUNUN HEDEFİ TERÖR ÖRGÜTLERİDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin bölgedeki operasyonlarıyla Irak’ın ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü ihlal etme değil, tam tersine sınırlarını terör örgütlerinden temizlemek amacı güttüğünün altını çizerek, “Irak ve Suriye devletleri kendi halklarını bir arada tutabilecek iradeyi gösterip bu terör örgütlerine karşı gereken mücadeleyi verebilselerdi, bizim hâlen yürüttüğümüz operasyonlara ihtiyaç kalmazdı. Fırat Kalkanı Operasyonunun hedefi de herhangi bir ülke veya kişi değil, sadece terör örgütleridir. Defalarca dile getirdiğimiz bu hususta hiç kimsenin şüphesi olmasın. Söylediklerimizi de kimse başka bir şekilde yorumlamasın, başka yere çekmesin” açıklamasında bulundu.

“HAÇLI ZİHNİYETİ ARTIK TARİH OLDU”

Türkiye’nin terörle mücadelesinde, Batı ülkelerinden destek görmek bir yana, tam tersine engellemelerle karşılaştığına vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Batılı bir firmanın artık Türkiye’ye silah satışı yapmayacakları yönünde yaptığı açıklama ile ilgili olarak şu eleştirilere yer verdi: “Kötü komşu insanı hacet sahibi yapar derler. Biz bu sancıları en başından itibaren yaşadığımız, hissettiğimiz için 14 yıldır kendi ayaklarımızın üzerinde durmamızı sağlayacak bir altyapıyı kurmaya çalışıyoruz. Bunlar zavallı. Siz bizim Çanakkale destanını okudunuz mu? Haçlı zihniyeti artık tarih oldu. Yoksa bunu mu uyandırmak istiyorsunuz, böyle bir geri dönüş mü yapmak istiyorsunuz? Eğer böyle bir teşebbüsün içerisindeyseniz, bu çok yanlış bir şey. Önce kendinizi bir test edin, bu ülke bir NATO ülkesidir. ‘Bir NATO ülkesine karşı biz böyle bir adımı nasıl atarız’ diye kendinize bunu bir sorun. Ve yanlış yoldasınız, kendinizi bir defa ciddi olarak test edip doğru yola gelin.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerinin devamında, Türkmenistanlı şair Mahtumkulu’nun, “Namert köprüsünden ölsem geçmezem” dizesine atıfta bulunan “Rabbim namert köprüsünden geçmektense ölmeyi yeğleyen bu milleti kimseye muhtaç eylemesin” temennisinde bulundu.

“BU DEVLETİN EKMEĞİNİ YİYİP, BU MİLLETE KILIÇ ÇALANLARA MÜSAMAHAMIZ YOK”

FETÖ ve PKK terör örgütleri ile mücadele çerçevesinde terör örgütleriyle irtibatlı ne kadar kamu görevlisi varsa, birer birer belirlenip ihraç edildiğine ya da açığa alındığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hem bu devletin ekmeğini yiyip hem de bu millete kılıç çalan hiç kimseye en küçük bir müsamahamız yoktur, olmayacaktır. Sıfatı, konumu, geçmişi ne olursa olsun böyle bir ihanetin içine giren herkes hesabını millete de, adalete de verecektir” dedi.

TBMM bünyesinde 15 Temmuz darbe girişimi ile ilgili kurulan araştırma komisyonunda yapılan bazı açıklamalara işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Burada kalkıp son 10 yılı, son 14 yılı bu darbe komisyonunun adeta icrası olarak değerlendirme garabeti içerisinde gezenlere sesleniyorum; bu olay 40 yıllık bir olaydır. Silahlı Kuvvetlerin içerisine girenler bu son 10 yıl, 14 yıl içerisinde girmediler. Ta general seviyesine girenler şöyle yıllık takvime baktığın anda bile 10 yılda, 14 yılda general seviyesine nasıl geliyor? Bunların askerî liseden al, harp okuluna varıncaya kadar, ondan sonra da teğmenlik süreçlerini al, bunların hepsini dizdiğin zaman kaç yılda general seviyesine gelebiliyorsun? Nasıl olur da siz bunları kalkar son 10 yıl, 14 yıla sığdırırsınız? Yoksa bu iktidara fatura mı kesmeye çalışıyorsunuz? Böyle bir yanlışa asla müsaade etmek mümkün değildir. Önce bu faturanın baş amili kendileri, sizler, bu askerî liselerden bu FETÖ terör örgütünün mensuplarını sizler yetiştirdiniz ve bunları görmediniz, görmezden geldiniz ve bu oyunun içerisinde sizler de oldunuz. Şimdi de iş ortaya çıkınca yok şöyle, yok böyle deyip başkalarına fatura kesmeye çalışıyorsunuz, kusura bakmayın.”

“DÖVİZİ SİLAH GİBİ KULLANARAK TÜRKİYE’Yİ DİZE GETİREMEZSİNİZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, terör örgütlerinin, kendilerine yönelik mücadeleyi sulandırmak için çeşitli dedikodular yaydığına değinerek, “Kasım ayında şu olacak, bu olacak, bir sürü dedikodu çıkardılar, söylenti yaydılar, sağa-sola haber uçurdular. Ne oldu? Kasım ayı bitti, oldu mu böyle bir şey? Olmadı. Bunların tüm hayatları gibi bu dönemleri de yalan üzerine, aldatma üzerine, riya üzerine kuruludur” şeklinde konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Şimdi eminim Aralık ayı için, daha sonraki tarihler için yeni yalanlar uydurup ortalığa salacaklardır. Artık hiçbir önemi yok, hem Türkiye Cumhuriyeti Devleti, hem de Türk milleti bunların defterini dürmüştür. Sağda-solda kalmış olan kılıç artıkları da zaman içinde tespit edilip etkisiz hâle getirilecektir.”

Terör örgütlerinin arkasında duranların, silahla, bombayla, tankla, uçakla yapamadıklarını, ekonomi üzerinden yapmaya çalıştığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklamasında, “Bu spekülasyonların arkasındaki güçlere diyorum ki; sizin eli kanlı katillerinize pabuç bırakmayan bu milleti, o bir dolara satın aldığınız piyonlarınızla karıştırmayın. Bu millet darbenin ertesi günü 2,5 milyar dolarını bozdurup, ekonomisine destek olmuş bir millettir. Bugün de dövizi silah gibi kullanarak Türkiye’yi dize getireceğinizi sanıyorsanız aldanıyorsunuz” görüşlerine yer verdi.

Konuşmasında, “Şundan emin olun, Türkiye’nin istikameti sağlamdır. 2023 hedeflerimize ulaştığımızda kendimizden çok daha emin bir şekilde geleceğe bakıyor olacağız, hiç merak etmeyin” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesine teşriflerinden dolayı muhtarlara teşekkür etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini muhtarlardan mahalle ve köylerindeki vatandaşlara selam ve muhabbetlerini götürmelerini isteyerek tamamladı.