BAKAN ÖZLÜ NATO PA’DA KONUŞTU

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Özlü, 62. NATO parlamenter asamblesi toplantısına katıldı. Bakan Özlü; “Bir güvenlik organizasyonu olan NATO Güvenliği sağlamada yeterince etkin değil” dedi.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, NATO’nun bir güvenlik teşkilatına dönüşürken kendi stratejisini de gözden geçirmesi ve müttefikler arasında teknoloji paylaşımını yeniden ele alması gerektiğini belirterek, “Bu sebeple müttefikler arasındaki teknoloji alanındaki iş birliğinin iyileştirilmesi belki güvenlik sınamalarıyla ilgili bize daha fazla yardımcı olabilecektir.” dedi.
Özlü, TBMM’nin ev sahipliğinde Hilton İstanbul Bomonti Otel’de düzenlenen NATO Parlamenterler Asamblesi 62. Genel Kurulu kapsamında Bilim ve Teknoloji Komitesi’nin “Türkiye’nin Savunma, Araştırma ve Geliştirme Programları ve Savunma Sanayi” başlıklı oturumda konuştu.
2001 yılından itibaren tehdit algısının ciddi şekilde değiştiğini ve aşırı bir perspektif aldığını dile getiren Özlü, bu bağlamda savunmanın güvenliğe dönüştüğünü, insan odaklı güvenlik politikalarına ve stratejilerine ağırlık vermeye başladıklarını söyledi.
Özlü, tehdit algısındaki paradigma değişikliğinin yeni askeri teknolojileri ve uygulamaları beraberinde getirdiğini kaydederek, gözetleme ve iletişim teknolojilerinin son derece iyileştiğini, hassas drone’ların, insansız hava araçlarının, otonom sistemlerinin ve akıllı-nano malzemelerinin güvenlik sağlamaya başladığını anlattı.
Bugün düzensiz savaşın daha esnek ve intibak edilebilen bir güç ihtiyacını beraberinde getirdiğini aktaran Özlü, silahlı kuvvetler ve güvenlik güçlerinin çatışma yelpazesinin tamamında operasyon yürütmek zorunda olduğunu bildirdi.
Özlü, çok kompleks muharebe koşulları altında, farklı arazilerde, kentlerde, dağlık arazilerde, ormanlarda operasyonların gece-gündüz yürütülmesi zorunluluğu doğduğunu belirterek, bütün bu bağlamda artık güvenlik sorununa bir çözüm aradıklarını vurguladı.
“Bunun çözümü teknoloji olabilir mi?” sorusunu yönelten Özlü, teknolojinin aslında sorunları ve problemleri çözmeyi amaçladığını, karşılaştıkları sorunları güvenlik konularını daha iyi ele alabilmelerini sağladığını bildirdi.
 “Savunma sanayisinde küresel oyuncu haline geldik”
Özlü, sınır güvenliği bağlamında teknolojiden ciddi şekilde yararlandıklarını kaydederek, pek çok inovatif teknoloji alanının bugünlerde çalışmalara konu olduğunu, akıllı ve nano metaryallerin, üç boyutlu yazıcıların, esnek elektroniklerin bunların bazıları olduğunu anlattı.
Geçen dönemde askeri teknolojilerin ticari uygulamalara da itici güç olduğunu anımsatan Özlü, artık ticari ve askeri teknolojiler arasında ciddi bir rekabet olduğunu, askeri ürünlerin ticari teknolojiler temelinde geliştirilmesinin hala askeri ve ticari ürünlerin ikili amaçlı teknolojiler olarak devam ettirilmesini beraberinde getirdiğini kaydetti.
Özlü, Sanayi 4.0 devrimine değinerek, bunun savunma ve teknoloji alanında getireceği yeniliklerden bahsetti.
Sürdürülebilir savunma sanayinin oluşturulması adına Türkiye’nin yaptığı çalışmaları anlatan Özlü, şunları söyledi:
“Son yıllarda Türkiye’deki savunma sanayinin etkili bir Ar-Ge ve teknoloji yönetim politikasıyla büyüdüğünü görüyoruz. Aynı şekilde stratejiler geliştirildi. Ve iç savunma tedariklerinin satın almalarının iyileştirildiği ve kendi kendine yeterli olabileceğimiz bir yönde ilerlediğimizi söyleyebiliriz. Bu politikaların bir sonucu olarak Türkiye’deki savunma sanayi gelişti ve gerçekten büyük bir dinamizmle birlikte Türkiye sadece bir müşteri olan bir ülkeden temel bir oyuncu haline geldi. Doğrudan tedarik yapan ve müşteri olan bir oyuncudan artık küresel pazar için ürün ihraç eden ve geliştiren, imal eden bir ülke haline geldi. Bu geçişin önemli amaçlarından bir tanesi sürdürülebilir ve rekabet gücü olan savunma sanayinin oluşturulması ve savunma sanayinin geliştirilmesi. Böylelikle Türk Silahlı Kuvvetlerine ihtiyaç duyulan gelecekteki savunma odaklı yeteneklerini geliştirebilmeleri için imkan sağlanmasıydı.”
Özlü, bunu yapabilmek amacıyla Türkiye’nin Ar-Ge ve teknolojinin yol haritalarının geliştirilmesine odaklandığının altını çizdi.
 Türkiye’nin savunma sanayisinde Ar-Ge ve teknolojiye desteği
Özlü, Türkiye’nin savunma sanayi alanında yaptığı atılımlara değinerek, bu konuda kamu ile üniversitelerin ve özel sektörün iş birliği içinde olduğunu anlattı.
Türkiye’nin teknoloji ve Ar-Ge’ye yatırım yaparak artık çok çeşitli kompleks platformları ve sistemleri geniş bir yelpazede üretebildiğini dile getiren Özlü, insansız hava aracı ANKA, eğitim uçağı Hürkuş, MİLGEM ve Altay tankının bunlara örnek olarak verilebileceğini aktardı.
Özlü, Türkiye’nin iç savunma pazarına ek olarak uluslararası iş birliklerini desteklediğini kaydederek, yerel sanayinin çok uluslu platformlarına katılımı desteklediğini vurguladı.
Türk şirketlerinin A400M programında çok büyük katkısı olduğunu ifade eden Özlü, bunları örneklendirdi.
Özlü, çok uluslu programlara aktif bir şekilde katılarak ileri teknolojileri elde ettiklerini belirterek, bu bilgi birikim transferlerinin de gelecekte kullanılabildiğini aktardı.
 “Türkiye, tehditlerin en ön hattında yer alıyor” 
Özlü, Türkiye’nin her zaman NATO’nun önemli bir üyesi olarak görüldüğünü ifade ederek, tehditlerin en ön hattında yer alan bir ülke olan Türkiye’nin müttefikleri için bir tampon bölge oluşturduğunu söyledi.
“Gerçekten NATO içerisindeki ikinci en büyük silahlı kuvvetlere sahip olan Türkiye bölgede caydırıcı bir güç.” diyen Özlü, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Türkiye aynı şekilde müşterek savunmada, kriz yönetiminde, iş birliği içerisinde gerçekleştirilen güvenlik faaliyetlerinde önemli bir rol oynamakta. Türkiye’nin pek çok durumdaki katılım seviyesi benzer büyüklükteki üyelere kıyasla çok daha fazla. Ayrıca biz terörle mücadele çabalarına NATO Mükemmeliyet Merkezimiz aracılığıyla destek veriyoruz Türkiye’de. Bütün bu faktörler aslında Türkiye’nin daha da aktif bir rol oynaması gerektiğini gösteriyor. Ve bu faaliyetler için aslında çok ciddi bir askeri yeteneğin devam ettirilmesi ve teknolojik yeteneklerin olması gerektiğini düşündüğünüzde ülkedeki teknolojilere yatırım yapılması bir zorunluluk olarak Türkiye’nin karşısına çıkıyor.”
 “NATO üyeleri arasındaki teknolojik iş birliği yeterli mi?”
Özlü, 2010’da ortaya konulan stratejik konsept belgelerinin NATO’nun rolünü bir güvenlik kurumu olarak belirlediğini anımsatarak, şu ifadeleri kullandı:
“Acaba şöyle desem yanlış olur mu? ‘NATO, mevcut güvenlik sınamaları karşısında aktif rol oynamada etkili değildir ve NATO’daki pek çok ülke mukabele ve katkı açısından NATO misyonlarına yeterli yeteneklere sahip değildir’ desem yanlış olur mu? Ya da yine, ‘NATO üyeleri arasındaki teknolojik iş birliği yeterli değildir’ desem yanlış olur mu acaba? Bence bu soruların cevabı gerçekten büyük önem taşımakta.
NATO bir güvenlik teşkilatına dönüşürken kendi stratejisini de gözden geçirmeli ve müttefikler arasında teknoloji paylaşımını yeniden ele almalı. Bu sebepten dolayı müttefikler arasındaki teknoloji alanındaki iş birliğinin iyileştirilmesi belki güvenlik sınamalarıyla ilgili bize daha fazla yardımcı olabilecektir.”
Özlü, Batı’ya mülteci akımının artık herkes için önemli bir güvenlik sorunu olarak algılandığını kaydederek, bunun sebebinin bölgedeki istikrarsızlık olduğunu, iş birliğinin bölgedeki sınamalar açısından önemli olacağını bildirdi.
Geçen yıllarda Türkiye’nin füze konusunda bir Çin şirketini teknoloji tedarikçisi olarak seçtiğini anımsatan Özlü, NATO müttefiki olmayan bir ülkeyi bu program için seçmeleri nedeniyle eleştirildiklerini hatırlattı.
Özlü, “NATO müttefikleri arasında teknoloji paylaşmaya gerçekten açık mıyız? Birbirimize teknoloji alanında destek vermeye hazır ve istekli miyiz? Biz füze sistemini yerel bir tedarikçiden almaya karar verdik yabancı teknik destekle birlikte. Bütün müttefikler ve dost ülkeler de teknik destek tedarikçisi olmak isterlerse bunu da memnuniyetle karşılarız.” ifadelerini kullandı.
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, Türkiye’nin, DAEŞ’e karşı kurulan ittifakın mücadelesine destek verdiğini belirterek, “Aynı zamanda Türkiye olarak müttefiklerin DAEŞ ile mücadele çerçevesinde daha aktif bir rol üstlenmesini istiyoruz.” dedi.
TBMM’nin ev sahipliğinde Hilton İstanbul Bomonti Otel’de düzenlenen NATO Parlamenterler Asamblesi (NATO PA) 62. Genel Kurulu kapsamında Bilim ve Teknoloji Komitesi’nin “Türkiye’nin Savunma, Araştırma ve Geliştirme Programları ve Savunma Sanayi” başlıklı oturumda konuşan Özlü, daha sonra delegelerin sorularını yanıtladı.
Özlü’nün konuşması sonrası Hollandalı heyetten Maria Martens, kendi ülkelerinde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olmadığını ve bu kurumun başındaki kişiyi aralarında görmekten mutluluk duyduklarını kaydederek, Özlü’ye şu soruları yöneltti:
“Bizim çok iyi bir işbirliğimiz var. 3 sorum olacak. Bir tanesi DAEŞ ve terörle mücadeleyle ilgili. Siz de bahsettiniz. Türkiye’de bir mükemmeliyet merkezi olduğunu terörle mücadele çerçevesinde… Biz bugün bir rapor inceleyeceğiz. Kısaca KBRN dediğimiz, Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer Terörizm raporu. Siz görüşlerini aktarabilir misiniz? DAEŞ ile mücadelede nasıl bir iş birliği yapabiliriz? Biliyorum tabii ki bu KBRN silahlarını elde etmek… Ancak gittikçe kolaylaşıyor bunları elde etmek. Bu tehditle ilgili görüşünüz ne? Bir diğer soru siber güvenlik meselesi. Sizin sözlerinizden çok etkilendim. Birlikte NATO olarak neler yapabiliriz?”
Özlü ise Suriye’de ve Irak’ta DAEŞ’e karşı bir mücadele yürütüldüğünü ifade ederek, DAEŞ’e karşı kurulan ittifakın mücadelesine Türkiye’nin de destek verdiğini bildirdi.
“Biz aynı zamanda Türkiye olarak müttefiklerin DAEŞ ile mücadele çerçevesinde daha aktif bir rol üstlenmesini istiyoruz.” diyen Özlü, DAEŞ’in kimyasal veya biyolojik silahlara sahip olup olmadığı konusunda bilgisinin bulunmadığını aktardı.
Özlü, NATO üyeleri arasında teknoloji paylaşımının yeterli olmadığını ifade ederek, bütün NATO ülkelerinin karşılaştığı siber güvenliğin küresel bir tehdit olduğunu vurguladı.
Bakan Özlü, “NATO üyelerinin siber güvenlik alanı da dahil olmak üzere teknoloji paylaşması gerektiğini düşünüyoruz.” diye konuştu.
 “Sorunuzu reddediyorum. Çok yazık”
Özlü, Kanadalı delegenin, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması’nın (FETÖ/PDY) şifreli haberleşme programı “ByLock” ile ilgili, “Bazı tutuklamalarda kanıt WhatsApp gibi bir aplikasyonun cep telefonlarında kullanılmış olması. Merak edip indiren ile darbe girişiminde haberleşmek için bu uygulamayı kullananları nasıl ayırt ediyorsunuz?” sorusu üzerine, bunun, istihbarat birimlerinin ve polisin bir meselesi olduğunu bildirdi.
Ermenistan gelen delegenin sözde Ermeni soykırımı konusunda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun sözlerine katılmadığını söylemesi ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in talimatıyla iki ülke sınırları arasında askeri operasyon başlatıldığı ve burada bazı sivillerin mağdur olduğu ayrıca Türkiye’nin DAEŞ’i finanse ettiği iddialarına yönelik soruları üzerine Özlü, bu soruların kabul edilebilir olmadığını, soykırımın çok büyük bir yalan olduğunu, komitenin ve toplantının konusu olmadığını vurguladı.
Özlü, “Sorunuzu kesinlikle reddediyorum. Çok yazık.” dedi.
Bu arada söz alan NATO PA Türk Delegasyonu Başkanı Osman Aşkın Bak da Ermeni delegeye yönelik olarak, “Dışişleri Bakanımızın dün söylediği üzere 3 bin 500 DAEŞ militanını öldürdük Suriye’de. Siz ne gibi bir çaba sarf ettiniz acaba DAEŞ ile mücadele çerçevesinde. Burası bunları konuşacak ve tartışacak mecra değil. Türkiye’nin DAEŞ’e destek verdiği çok büyük bir yalandır. Bunu kesinlikle kabul etmiyoruz. Biz askeri ve teknolojik ilerlemeyi, bu konudaki geleceği konuşmak için buradayız.” diye konuştu.
 “Türkiye’nin A400M uçağına katkısı”
Bakan Özlü, İtalyan delegenin Türkiye’nin çok eskiden beri ortağı olduğu A400M ulaştırma uçağı projesinde kamu yatırımı ile özel ve yabancı yatırımların oranına ilişkin sorusuna karşılık, şunları söyledi:
“Bu programa bildiğiniz gibi Türkiye ortak 4 ülke arasında yer alıyor. 10 adet A400M uçak satın alımı yapacağız. Ve ulusal uçak şirketimiz TAI de burada hissedar, Airbus askeri grubu içerisinde. Ana tedarikçi olarak değil ama alt tedarikçisi olarak özel şirket bulunmakta. Ama temel tedarikçi TAI. Şirketin yüzde 45’i devlete ait. Savunma Sanayi Müsteşarlığına ait. Yüzde 55’i de Türk Silahlı Kuvvetleri Vakfı’na ait. Ve özel sanayi bu programda alt yüklenici olarak yer aldı. TAI’nin alt yüklenicisi olarak. Onların yüzdesi de bu program içerisinde yüzde 30-35. Diğer kısım da TAI’ye ait.”