20161201_2_20443096_16541507__large

Başbakan Yıldırım, TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı‘nda konuştu

Başbakan Binali Yıldırım, Adana’da özel bir öğrenci yurdundaki yangına ilişkin, “Milletimiz bilmelidir ki bu ve buna benzer yaşanan olaylar aydınlatılacak ve sorumlular en ağır şekilde hesabını verecektir. Bu konu hem idari hem adli olarak araştırılmaya, soruşturulmaya başlanmıştır. Ayrıca bugün TBMM’de bir araştırma komisyonu oluşturmak suretiyle konu bütün yönleriyle değerlendirilecek ve bu ve buna benzer yurtlarda alınması gereken tedbirler etraflıca tespit edilecek.” dedi.

Yıldırım, Sheraton Otel’de düzenlenen Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, iş dünyasının temsilcileri ile bir arada olmaktan memnuniyet duyduğunu belirtti.

Adana’da milletçe herkesi üzüntüye boğan bir olay yaşandığını, kız öğrencilerin kaldığı yurtta çıkan yangında 11 öğrenci ve bir eğiticinin hayatını kaybettiğini anımsatan  Başbakan Yıldırım, “Çocuklarımızın ailelerine başsağlığı, çocuklarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Milletimiz bilmelidir ki bu ve buna benzer yaşanan olaylar aydınlatılacak ve sorumlular en ağır şekilde hesabını verecektir. Bu konu hem idari hem adli olarak araştırılmaya, soruşturulmaya başlanmıştır. Ayrıca bugün TBMM’de bir araştırma komisyonu oluşturmak suretiyle konu bütün yönleriyle değerlendirilecek ve bu ve buna benzer yurtlarda alınması gereken tedbirler etraflıca tespit edilecek.” diye konuştu.

Yıldırım, olayın ilk anından itibaren Başbakan Yardımcısı Veysi Kaynak ve ilgili bakanların bölgeye gittiğini, olay mahallinde incelemeler yaptıklarını, hayatını kaybeden öğrencilerin ailelerini tek tek ziyaret ettiklerini bildirdi.

Ümitlerinin bu ve buna benzer acıları yaşamamak olduğunu anlatan Başbakan Binali Yıldırım, “İnsanın olduğu yerde hata eksik olmuyor. İstediğiniz kadar mükemmel araçlar geliştirin, ne yaparsanız yapın insan hatasını ortadan kaldıracak bir makineyi henüz insanoğlu geliştiremedi.” ifadesini kullandı.

Yıldırım, TÜSİAD’ın 45 yıllık tarihi, kapasitesi ve iş dünyasındaki temsilinin Türkiye ve Türk iş dünyası büyük önem taşıdığını, bu camianın hem içeride hem dışarıda Türkiye’yi başarıyla temsil etmesinin herkes için iftihar vesilesi olduğunu kaydetti.

Yatırım yaptığı, ürettiği ve vatandaşlara iş kapısı açtığı için TÜSİAD’a müteşekkir olduklarını ifade eden Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti:

“Çalışanları, çalıştıranları, fabrikaları, hiçbirini birbirinden ayrı tutmuyoruz. Bu fabrikaların bacaları tütmezse, burada çalışanlar olmazsa, bu çalışma imkanını veren işverenlerimiz olmazsa ülkemizde gelecekten, gelişme ve ekonomiden bahsedemeyiz. Toplumsal barış ve kardeşlikten de bahsedemeyiz ama en önemlisi demokrasi, hukukun üstünlüğü ve milli iradeden bahsedemeyiz. Sizler bir yandan ülkeniz için üretiyorsunuz, ülkenizin gelişmesi, kalkınması için çalışıyorsunuz bir yandan da halkımızın refahına katkı sağlıyorsunuz.”

15 Temmuz’da büyük bir felaketin eşiğinden dönüldüğünü, alçak bir darbe girişiminde bulunulduğunu belirten Başbakan Yıldırım, darbe girişiminin başarısız olmasının sebebinin Türk milletinin demokrasi bilincinin gelişmesi olduğunu vurguladı.

Yıldırım, şunları söyledi:

“Cumhurbaşkanımız ve biz, darbe girişiminin daha ilk saatlerinde ‘Bu bir darbedir, kalkışmadır, asla buna izin verilmeyecek, demokrasi korunacak, vatandaşlarımız müsterih olsun.’ dedik ve milleti meydanlara çağırdık. Tereddüt etmeden bayrağını alan herkes meydanlara indi, tanka, topa, tüfeğe, uçağa göğsünü siper etti ve bu alçak, hain darbe girişimini başarısız kıldı. Bu darbenin defedilmesinde en büyük katkı aziz milletimizindir. Aynı zamanda ülkemizin demokrasisini korumak, geleceğini kurtarmak için çağrı yapan ve milleti meydanlara davet eden Cumhurbaşkanımızdır. Uygar dünyada emsali görülmemiş bir işi başardık. Bunu Avrupalılar da Amerikalılar da anlayamıyor, ‘Türk milletini anlayamadık.’ diyorlar. Biz onlara, ‘Anlayamazsınız çünkü bu milletin adı Türk milletidir.’ dedik. Bağımsızlık bizim karakterimizdir. Bayrağına, milletine ülkesine sahip çıkmak gerektiğinde her şeyi, ölümü dahi göze alırız.”

Başbakan Binali Yıldırım, gerek 15 Temmuz darbe girişiminde, gerekse vatanın beka mücadelesinde hayatını kaybeden şehitlere Allah’tan rahmet, gazilere hayırlı uzun ömür diledi.

Başbakan Binali Yıldırım, döviz kurlarındaki dalgalanmayla ilgili, “Türkiye, bu yaşadığımız olayın benzerini AK Parti iktidarında dört sefer daha yaşadı. 2006’da böyle bir dalgalanma yaşadık. Para çıkışı oldu, atlattık. 2008-2009 küresel krizinde yaşadık, atlattık. Gezi olayları sonrası yaşadık, yine atlattık. Bunu atlatacağız. Bakın çok emin olarak söylüyorum. Endişeye gerek yok. Sizin hoşunuza gitsin diye de söylemiyorum, bunun da üstesinden geleceğiz, bunu en iyi siz biliyorsunuz.” dedi.

Başbakan Yıldırım, TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Tuncay Özilhan ile TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Cansen Başaran Symes’ın konuşmalarında samimiyetle ülke ekonomisindeki ve dünyadaki belirsizlikleri anlattıklarını, endişelerini de haklı olarak ifade ettiklerini bildirdi.

Özilhan’ın konuşmasında birisi iyi diğeri kötü olmak üzere iki senaryoyu ortaya koyduğunu vurgulayan Yıldırım, “Kötümser olmak için şu günleri eğer baz alırsak, esas alırsak çok sebebimiz olabilir ama biraz geniş düşünürsek, uzun vadeli düşünürsek, vizyoner düşünürsek o zaman kötümser olmamız için bir sebep yok. Tedbirlerimizi alırken kötümser düşünelim de gelecek beklentilerimiz için kötümser olmamıza ihtiyaç yok diye düşünüyorum.” ifadesini kullandı.

Kısa vadeli yaşanan ortamı değerlendirmekte fayda olduğuna işaret eden Başbakan Yıldırım, doğru teşhis konulamaması halinde çözümün de doğru geliştirilemeyeceğini belirtti.

Yıldırım, 8 Kasım sonrasında ekonomi piyasalarında hareketlenme yaşandığını, kurlarda oynamalar bulunduğunu ve ekonomik belirsizlik söylentilerinin had safhaya çıktığına değinerek, “Bunun arka planına baktığımızda, özellikle 8 Kasım’daki Amerikan seçimlerini tahminlerin dışında Cumhuriyetçi adayın kazanması yatıyor.” dedi.

Cumhuriyetçi aday Donald Trump’ın seçim kampanyasında Amerika’nın daha çok kendi içine yoğunlaşacağını ve dış dünyaya olan ilgisini azaltacağını anlattığını hatırlatan Yıldırım, “Ne dedi? ‘Çin’le gerekirse ticaret kısıtlamasına gideceğim, göçmenlerin girişine izin vermeyeceğim, Amerika’nın dış dünyadaki faaliyetlerini sonlandıracağım yani Amerika’nın son 50 yıldır, 60 yıldır ihmal ettiği altyapısını geliştirip, halkının refahını artıracak çalışmalara daha çok yoğunlaşacağım.’ Bu bir anlamda burada ifade edilmeye çalışılan küresel bakış açısından daha lokal, memleketine yoğunlaşan bir bakış açısı.” değerlendirmesinde bulundu.

BU KÜRESEL BIR GELİŞMEDİR, TÜRKİYE’DE BUNDAN NASİBİNİ ALMIŞTIR

Amerika’daki bu söylemin bütün dünyada ekonomi üzerinde olumsuz etki yaptığını ve dalgalanmaların başladığını belirten Yıldırım, “Türkiye de bundan nasibini aldı, yani şu yaşadığımız 8 Kasım’dan bugüne kadarki olayları sadece Türkiye’ye mahsus görürsek bir kere yanlış yapmış oluruz. Bu, küresel bir gelişmedir, Türkiye de bundan nasibini almıştır. Meksika en fazla, bir aydaki kaybı Meksika’nın yüzde 10 küsur, bizimki de ikinci sırada geliyor.” dedi.

Bütün ülkelerde para birimlerinde Amerikan dolarına göre değer kaybı yaşandığına, bunun tek istisnasının ise İngiltere olduğuna dikkati çeken Yıldırım, “İngiliz parası da daha önce Brexit’le beraber büyük bir değer kaybına uğradı ve dolayısıyla bu dönemde o muhafaza etti değerini. Şimdi bizim bir ayrışmamız olduğu doğru, doğruları konuşalım, yani diyelim genel olarak bütün para birimleri yüzde 5, yüzde 6 sapma yaptıysa bizimki diyelim onun iki katı yaptı. Bunu da biliyoruz, bunun sebeplerini de biliyoruz.” görüşüne yer verdi.

“Unutmayalım, Türkiye geçtiğimiz dört ay içerisinde uçurumun eşiğinden döndü, büyük bir tehlikeden kurtardı, 15 Temmuz darbe girişimi.” diyen Başbakan Yıldırım, şöyle devam etti:

“Bakın sadece bir kıyas olsun diye söylüyorum, 60 darbesi öncesi Türkiye’nin kişi başı milli geliri 583 dolar, 1959’da. 61’de 194 dolara düşmüş. 80 ihtilalinden önce kişi başı milli gelir bin 860 dolar, ihtilal olmuş bin 195’e düşmüş 1984’te. Nereden nereye. İhtilaller ülkeyi fakirleştiriyor, ihtilaller kazanımları kaybettiriyor. 15 Temmuz darbesinde biz ciddi bir sarsıntı yaşamadık. Niye? Çünkü darbe başarılı olmadı, olamadı, üstüne üstlük de vatandaşlarımız hemen, biz bir şey söylemeden ilk gün 2,5 milyar dolar bozdurarak bankalarda bir sıkıntı yaşanmamasını temin etti. Takip eden 15 gün içerisinde de bozdurduğu paralar vatandaşlarımızın, 11 milyar doları aştı. Öyle güzel bir millete sahibiz ki hem darbeyi önlüyor hem de ekonomiyi düşünüyor. Ne olur ne olmaz, ele güne karşı geliyor, bankalara para bozduruyor, piyasadaki sıkışıklığın önüne geçmeye çalışıyor. Bu da bizim başka ülkelerde olmayan bir hasletimiz, bir avantajımız.

Türkiye, bu yaşadığımız olayın benzerini AK Parti iktidarında dört sefer daha yaşadı. 2006’da böyle bir dalgalanma yaşadık. Para çıkışı oldu, atlattık. 2008-2009 küresel krizinde yaşadık, atlattık. Gezi olayları sonrası yaşadık, yine atlattık. Bunu da atlatacağız. Bakın çok emin olarak söylüyorum. Endişeye gerek yok. Sizin hoşunuza gitsin diye de söylemiyorum, bunun da üstesinden geleceğiz, bunu en iyi siz biliyorsunuz.”

HER TÜRLÜ TEDBİRİ ALIYORUZ

Yıldırım, Türkiye ekonomisinin kapalı bir ekonomi olmadığına ve küresel ekonominin bir parçası olduğuna işaret etti.

Yıldırım, şunları kaydetti:

“Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde finansal sektörün, iş aleminin dünyayla olan alışverişi devletten daha fazla, kat kat fazla. 200 milyar doların üzerinde sizlerin dünyayla ilişiğiniz var, alışverişiniz var. Eskiden devlet, Türkiye Cumhuriyeti devleti borçlanma yapamıyordu ama şimdi bizim özel sektörümüz kendi başına işlerini büyütmek, yeni iş alanları açmak, yeni istihdam oluşturmak için 200 milyar doların üzerinde küresel kaynak kullanmış. Bu muazzam bir şey, bunu görmezden gelemeyiz. Bunu biz en iyi şekilde görüyor ve bunun, bu güvenin korunması, devam ettirilmesi için de her türlü tedbiri alıyoruz. Bir kere bundan emin olmanız lazım.”

Başbakan Binali Yıldırım,”Bu alçak Feto terör örgütü, milletten kuruş kuruş topladığı himmetleri, garipten gurebadan oluk oluk lobi şirketlerine aktarıyor. ‘Türkiye’de ekonomi bozuluyor, Türkiye’de insan hakları ihlal ediliyor, Türkiye’de demokrasi uygulanmıyor…’ Akıllarına ne gelirse her türlü alçaklığı yapmaya devam ediyorlar. 15 Temmuz’da başaramadıklarını akılları sıra ekonomi ile oynayarak başaracaklarını düşünüyorlar. Asla başaramayacaklar.” dedi.

Başbakan Yıldırım, 1960 ihtilalinden hemen sonra IMF’nin 2013’e kadar Türkiye’ye yerleştiğini belirterek, “Türk ekonomisi, 1961’den 2013’e kadar denetlenen bir ekonomiydi. 2013’ten itibaren denetlenebilir ekonomiden çıktık, kendimiz kendimizi denetleyen bir ekonomi haline geldik.” ifadesini kullandı.

Para kurlarındaki dalgalanmanın bir, bir buçuk ay kadar daha devam edeceğini vurgulayan Yıldırım, şunları söyledi:

“Ne zamana kadar, 20 Ocak’a kadar. Yeni seçilmiş başkan iş başına geldikten sonra biraz daha öngörülebilirlik artacak ve taşlar yerine oturacak. Seçim kampanyalarında söylenenle, sorumluluk omuzlarınıza yüklenince, söylemleriniz hiçbir zaman aynı olmaz. Hiçbir ülkede de aynı olmaz. Bu siyasetin gereğidir, siyasetle hakikat her zaman birbiriyle örtüşmez. Bu Türkiye için değil, dünya için böyle. Siz zannediyor musunuz ki Avrupa’daki söylemler bunu söyleyenlerin gerçek fikri? Elbette değil. Yükselen bir ırkçı ve sağ bir eğilim var Avrupa’da. Avrupa’da 2017’de 5 ülkede seçim var. Bu ne demektir? Belirsizlik demektir. Bu seçimler oluncaya kadar Avrupa’daki bu çok sesliliği duymaya devam edeceğiz.

Bir yandan, Avrupa iç siyasetinin ortaya koyduğu belirsizlik ve siyasetçilerin gelecek kaygısı, diğer yandan Amerika’da yaşanan gelişmeler, bir diğeri bölgemizde var olan 5 senedir devam eden karışıklık. Suriye’de, Irak’ta devlet yok, otorite yok, 5 seneyi geçti. 911 kilometre sınırı olan tek ülke Türkiye. Türkiye, bu kadar iç ve dış sorunlarla bölücü terör örgütünü, Feto terör örgütünü, Rusya ile yaşadığımız sorunları. hepsini bir araya koyun, bu kadar olay başka ülkelerin başına gelseydi aynı anda yerle bir olurdu. Allah’a şükür, Türkiye bütün bunların üstesinden gelmeyi başardı. Niye çünkü Türkiye’de istikrar var, güven var.”

ADIM GİBİ BİLDİĞİM İÇİN SÖYLÜYORUM

Başbakan Yıldırım, son 14 yılda her şeye rağmen, Türkiye’nin 27 çeyrekte art arda büyümesinin en temel nedeninin istikrar, güven ve siyasi güçlü iktidar olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Siz de bunu bildiğiniz için büyüdünüz, açıldınız, yatırım yaptınız. Eğer öngöremeseydiniz bunları yapar mıydınız? Yapmazdınız. Ama hiç kafanız karışmasın, yapmaya devam edin. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olarak söylüyorum, 2017 çok daha güzel olacak, gereken tedbirleri alıyoruz. Sadece sizi rahatlatmak için söylemiyorum, buna adım gibi inandığım için söylüyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

Geçici dönemle ilgili tedbirleri aldıklarını ve almaya da devam ettiklerini aktaran Başbakan Binali  Yıldırım, “Bu alçak Feto terör örgütü, milletten kuruş kuruş topladığı himmetleri, garipten gurebadan oluk oluk lobi şirketlerine aktarıyor. ‘Türkiye’de ekonomi bozuluyor, Türkiye’de insan hakları ihlal ediliyor, Türkiye’de demokrasi uygulanmıyor..’ Akıllarına ne gelirse her türlü alçaklığı yapmaya devam ediyorlar. 15 Temmuz’da başaramadıklarını akılları sıra ekonomi ile oynayarak başaracaklarını düşünüyorlar. Asla başaramayacaklar.” diye konuştu.

KISA VADEDE ALINAN TEDBİRLER

8 Kasım’dan sonraki dalgalanmada kısa vadede alınması gereken tedbirleri hemen aldıklarını bildiren Yıldırım, bu tedbirlere ilişkin şu bilgileri verdi:

“Birinci tedbir Eximbank. İhracatçı döviz olarak kredi alıyor, borç alıyor, Eximbank’tan, Merkez’den para alıyor, ihracatını gerçekleştiriyor aldığı parayı ödüyor. ‘Döviz olarak aldın mı, geriye Türk parası öde’ dedik. 2 milyar dolar daha piyasada para kalsın, nakit ihtiyacı karşılansın. Bu bir tedbir.

İkinci tedbir, TMSF’nin çeşitli kiralamalardan, satışlardan, elinden çıkardığı mallardan 2,5 milyar dolar alacağı var. Bunlar kısa vadeli şeyleri konuşuyorum. ‘Bunları da Türk parası olarak al’ dedik, lazım değil. Yani, kamu döviz olarak alması gereken sözleşmeye göre parayı Türk parası olarak alacak, böylece piyasanın ihtiyacı olan dövizin piyasadan çekilmesinin önüne geçecek. Etti 4,5 milyar dolar.

Bunun üzerine 5 milyar dolarlık da kısa vadeli sözleşmelerimiz var, bunlara da Türk parasıyla ödeme imkanı getirdik. 4,5G  lisans işinden, elektrik dağıtımından, farklı farklı şeyler var. Bunları da aynı şekilde. Kısacası önümüzdeki kısa dönem için 10 milyar dolarlık bir ilave kaynak, piyasanın ihtiyacı olan kaynağı, piyasadan çekmeden, piyasanın ihtiyacı için ayırdık.”

YABANCI PARAYLA BORÇLANMANIN ÖNÜNE GEÇTİK

Bu tedbirlerle yetinmediklerini anlatan Başbakan Binali Yıldırım, konuşmasına şöyle devam etti:

“Yeni bir genelge çıkardık. Kamu mecbur kalmadıkça sözleşmelerini milli paramız lira üzerinden yapacak. Bazı sözleşmeler var ki bunlar tabii ki döviz üzerinden yapılabilir. Bu özel sektörü, sizi ilgilendirmiyor. Sizinki gönüllülük esasına bağlı. Hesabınıza, kitabınıza bakacaksınız, hangi paradan, hangi birimden sözleşme yapacağınıza karar vereceksiniz. Eskiden bireysel kredilerde beş para dolar geliri yok, dolarla borçlanıyordu vatandaş. İnek alıyor, onlar bile avro ile kredi alıyordu, ondan sonra büyük sıkıntı. Onların da tedbirlerini aldık, bireysel borçlanmalarda yabancı parayla borçlanmanın önüne geçtik ve çok güzel de oldu, mağduriyetler önlendi. Ama piyasaya müdahale algısı oluşturacak, sermayeye kısıtlama getirecek bir algı oluşturacak bir uygulamanın yanından bile geçmeyiz, bundan herkes emin olsun.”

Türkiye’nin küresel bir ekonomi olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Küresel ekonomilerde yerel müdahaleler olmaz. Küresel şartlarla her şey belirlenir.” dedi.

Başbakan Binali Yıldırım, “Bir terörümüz vardı, şimdi iki terörümüz oldu. FETÖ de buna ilave oldu. Ama bölücü terör olsun, FETÖ olsun bunların hepsinin üstesinden geleceğiz. Bölücü terörde Türkiye Cumhuriyet tarihinde olmadığı kadar mücadelede başarılı gidiyoruz. 30-40 yıldır girilemeyen yuvalarına girdik, hepsini darmadağın ettik. Her gün terör örgütünün ileri gelenlerinden bir tanesini ele geçiriyoruz ve bunların verdiği ifadelerle de terörü inşallah çökerteceğiz.” dedi.

Yıldırım, Türkiye’nin de özel sektörün de borçlarını döndürme gibi bir problemi olmadığını, bunun kasıtlı olarak yayılmaya çalışıldığını belirtti.

Bütün olumsuzluklara rağmen, Merkez Bankası’nın net rezervlerinde bir kuruş azalma olmadığına dikkati çeken Başbakan Yıldırım, boş durmadıklarını, tedbir aldıklarını vurguladı.

Ekonomide yapılan düzenlemeleri hatırlatan Yıldırım, bazı vergi düzenlemeleri ile tüketici kredilerinde yeni yapılandırma getirdiklerini, teminatlarda kolaylıklar sağladıklarını anlattı.

Başbakan Binali Yıldırım, taşınır teminatını 2017 Ocak’tan itibaren uygulamaya başlayacaklarını belirterek, bu tarihten itibaren bireysel emekliliğe otomatik katılımı da getirdiklerini aktardı.

Bireysel emekliliğe otomatik katılımın çok önemli olduğuna işaret eden Yıldırım, şunları söyledi:

“Türkiye’nin cari açığı var. Türkiye az tasarruf ediyor çok harcıyor. İthalatı fazla, ihracatı az çünkü doğal kaynakları yok. Amacımız buradaki açığı, uzun vadede tasarruf miktarını artırmak, bir yandan da katma değer oluşturan, mukayeseli olarak başka ülkelere göre üstünlük sağlayacak alanlara destek vermek. 7 alan tespit ettik, teşvik sistemimiz yayınlandı. Şimdi artık konfeksiyon usulü teşvik değil, ısmarlama, projesine göre teşvik sistemine geçiyoruz. Bakanlarımız, yapılacak yatırıma uygun özel teşvik verecek.”

Doğu ve Güneydoğu’da 23 cazibe merkezi bulunduğunu aktaran Yıldırım, bu bölgeler için de teşvikler verildiğini bildirdi.

İş adamlarından bu teşvikleri incelemelerini isteyen Başbakan Yıldırım, bu bölgelerde herkesin ülkenin birliği, beraberliği, kardeşliği için ortak sorumluluğu bulunduğunu kaydetti.

HEPSİNİ DARMADAĞIN ETTİK

Türkiye’nin terör sorununa değinerek, 50 yılı aşkın süredir terörle mücadele edildiğini anlatan Başbakan Yıldırım, şöyle devam etti:

“Bir terörümüz vardı, şimdi iki terörümüz oldu. FETÖ de buna ilave oldu. Ama bölücü terör olsun, FETÖ olsun bunların hepsinin üstesinden geleceğiz. Bölücü terörde Türkiye Cumhuriyet tarihinde olmadığı kadar mücadelede başarılı gidiyoruz. 30-40 yıldır girilemeyen yuvalarına girdik, hepsini darmadağın ettik. Her gün terör örgütünün ileri gelenlerinden bir tanesini ele geçiriyoruz ve bunların verdiği ifadelerle de terörü inşallah çökerteceğiz.”

65. Hükümet’in kurulduğu ilk gününde “Milletimiz rahat olsun bu terör belasını Türkiye’nin gündeminde alt sıraya düşüreceğiz” dediğini vurgulayan Yıldırım, “Şimdi sürekli terörün, darbelerin konuşulduğu, sürekli olayların konuşulduğu bir ülkeye yatırımcı nasıl kolay kolay karar versin, soruyorum. Durum böyle değil ama algı böyle, gerçeği kabul edelim.” diye konuştu.

İRADE OLMAYAN YERDE İDARE OLMAZ

Yabancı turistlerin Türkiye’ye geldiklerinde “Biz dışarıdan Türkiye’yi izlerken savaş var zannediyoruz ama gelince şaşkına dönüyoruz. Bu kadar güzel ülke olamaz” dediklerini anlatan Yıldırım, “Bizim işte bu algıyı tersine çevirmemiz lazım. Bu kendiliğinden olmuyor, ülkede mutlaka irade olacak. İrade olmayan yerde idare olmaz. İrade de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Türkiye’nin her karış toprağında bu ülkenin bayrağı dalgalanacak. Her karış toprağına bütün vatandaşlarımız rahatça seyahat edebilecek. İş yapmak isteyenler iş yapacak, oturmak, gezmek isteyenler gidip gezebilecek. İşte o zaman biz terörü konuşmayacak hale geleceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Yıldırım bu konuda epey bir mesafe alındığına işaret ederek, çukur siyasetini uygulayanların, bölgedeki Kürt vatandaşlara “Sorunlarınızı çözeceğiz” diyerek evlerini başına yıkanların şimdi hesap verdiğini belirtti.

Yıldırım, “Eş yönetim, eş başkan, öz yönetim… Bunlar bizim hayrımıza işler değil bunlar bölücülüktür. Bu bölücülük mikrobunu bünyemizden atmazsak diğer konular önemsiz hale gelir.” diye konuştu.

10 YILDA 160 MILYAR YATIRIM YAPACAĞIZ

Bölgede yaşayan Kürt vatandaşlarla bir sorunları olmadığını vurgulayan Yıldırım, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Bölücü terör örgütünün Kürt sorunu diye bir sorunu yok. Sorun ne biliyor musunuz, oradaki vatandaşlarımızın bölücü terör örgütü gibi bir sorunu var, bizim amacımız da o sorunu ortadan kaldırmak. Bunda çok yol aldık. Şimdi artık orada ay yıldızlı bayrak dalgalanıyor, devletin otoritesi tam olarak sağlanıyor. Bundan sonrası tamir faslı, onarım faslıdır. Oraya başlattığımız yatırım ve destek hamlesiyle 10 yılda, 160 milyar yatırım yapacağız. Özel sektörle yapacağız, devletle yapacağız, beraber yapacağız. Biz sessiz ortak olacağız, sizler aktif ortak olacaksınız.”

Başbakan Binali Yıldırım, 2017’den itibaren Gümrük Birliği Anlaşmasını tekrar gözden geçireceklerini ve güncelleme yapacaklarını bildirerek, “Çünkü o Gümrük Birliğinde de maalesef bize madik attılar. Mal ve hizmetler serbest dolaşacaktı, üstüne yattılar. Bunları biliyoruz. Bu millet bunları biliyor.” dedi.

Başbakan Yıldırım,  Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) hikayesinin TÜSİAD’dan daha eskiye dayandığına işaret etti.

Yıldırım, “AB hikayemiz TÜSİAD’dan daha önce, tarih daha eski. Dolayısıyla bir ‘kara sevda’ya dönüşsün istemiyoruz. Şimdi AP bir karar aldı. Bu kararın hukuki bir sonucu yok, bir tavsiye kararı; ‘Görüşmeler geçici olarak durdurulsun.’ Biz açıklamamızı yaptık; ‘Bunun bizim açımızdan önemi ve bir anlamı da yok.’ Biz inanıyoruz ki her şeye rağmen, Avrupa’da hala Avrupa’nın geleceğini düşünen vizyon sahibi liderler mevcut. 15-16 Aralık’ta yapılacak liderler toplantısında bu anlamsız kararın dikkate alınmayacağını düşünüyoruz. AB’nin içinde bulunduğu kafa karışıklığından bir an önce kurtulması gerekiyor. Bir dost olarak söylüyoruz.” diye konuştu.

Türkiye’nin AB’ye üye olmasının “ilave yük” getirmeyeceğini, tam tersine AB’nin yükünü alacağını vurgulayan Yıldırım, “Avrupa Birliği maalesef bugünlerde çıkışlarıyla, davranışlarıyla Türkiye’nin ne dediğine, nerede durduğuna değil, Türkiye’nin düşmanlarının sesine daha çok kulak veriyor. Çok açık konuşuyorum, PKK, DEAŞ, FETÖ terör örgütünün lobi faaliyetlerinden daha çok etkileniyor ve ona göre tutum alıyor. Bu çok yanış bir şey. Bunun da Avrupa kamuoyunun gelecek seçimlere yönelik kanaatlerini kendi lehlerinde oluşturmak için kullanıyor. Bunlar çok tehlikeli şeyler.” ifadelerini kullandı.

Yıldırım, İngiltere’nin AB’den ayrılmasını ifade eden “Brexit” sürecini anımsatarak, o süreçte de kampanyanın odağında Türkiye’nin bulunduğuna, İngiltere Başbakanı David Cameron’un “Türkiye, 3 bin yıl daha Avrupa’ya giremez” dediğine ama 3 ay geçmeden kendisinin gittiğine dikkati çekti.

Avrupa’daki liderlerin çok etki altında kaldığını, duygusal boyutta davrandıklarını ve Türk milletini rahatsız ettiklerini aktaran Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu milletin eğer Avrupa Birliği’ne inancı azalırsa, biz istediğimiz kadar ‘Avrupa’ya girelim’ diyelim, nasıl gireceğiz? Neticede biz milletimizin emrindeyiz. Onun için bu ikircikli tutumlardan vazgeçmeleri lazım. Çifte standardı bırakmaları lazım. O teröristlerin posterlerini parlamentolarının koridorlarında asmamaları lazım. Türkiye’nin gerçek dostu olduklarını hem davranışlarıyla hem de eylemleriyle ortaya koymaları lazım.”

ONURUMUZU VE İSTİKLAL RUHUMUZU HİÇBIR ŞEKİLDE PAZARLIK KONUSU YAPMAYIZ

Binali Yıldırım, Türkiye’nin AB’ye girmek istediğini, girince de AB ile yük paylaşımı yapacağına dikkati çekerek, Avrupa’nın kendi gelecek vizyonunu özellikle Brexit’ten sonra tekrar gözden geçirmesi gerektiğini söyledi.

“İngiliz halkı niye Avrupa Birliğinden çıkmaya karar veriyor?” diye soran ve bunu AB’nin çok iyi tahlil etmesi gerektiğini belirten Yıldırım, AB’de yapılan bir kamuoyu araştırmasının sonuçlarına göre, birlik içinde yaşayan insanların yüzde 59’unun AB’nin kendi sorunlarına kayıtsız kaldığını düşündüğünün altını çizdi.

AB’nin öncelikle hangi yöne doğru gideceğini adam akıllı masaya yatırması gerektiğini dile getiren Yıldırım, “Sürekli parmak kaldırıyorlar, ‘Türkiye şunu yap, yapmazsan şöyle olur.’ Türkiye sizden bir öğretmen edasıyla sürekli talimat alacak,  buna göre vaziyet alacak bir ülke midir? Bu olmaz, bu yanlıştır. Biz onurumuzu ve istiklal ruhumuzu hiçbir şekilde, hiç kimseyle pazarlık konusu yapmayız. Bu bizim karakterimizdir, medeniyetimizdir. Dünyada esaret altına girmeyen iki tane ulus var, İngilizler ve Türkler. Hiç kimseyi esaret altına almayan tek ulus var, onlar da Türklerdir. Dünya bunu bilmelidir.” dedi.

GÜMRÜK BİRLİĞI’Nİ 2017’DEN İTIBAREN ELE ALACAĞIZ

Bu süreçte Avrupa’yla ilişkilerde bir yandan karşılıklı salvoların devam ettiğini diğer taraftan da işlerin ilerlediğini belirten Başbakan Yıldırım, şöyle konuştu:

“Ekonomi Bakanımız, Avrupa Birliği ile bir yandan müzakereleri sürdürüyor. Gümrük Birliği’ni 2017’den itibaren ele alacağız. Tekrar gözden geçireceğiz. Bu kadar seneden sonra, Gümrük Birliği’nde ne var, sanayide durum ne, hizmetlerde, tarımda, gıdada, kamu alımlarında, e-ticarette, bu alanlarda güncelleme yapılacak. Çünkü o Gümrük Birliğinde de maalesef bize madik attılar. Mal ve hizmetler serbest dolaşacaktı, üstüne yattılar. Bunları biliyoruz. Bu millet bunları biliyor.”

Yıldırım, AB ile 18 Mart’ta yapılan anlaşmaya değinerek, bu anlaşmada Ege’den kurtarılan her mülteciye karşılık AB’nin Türkiye’den bir mülteciyi almasının yer aldığını, Türkiye’nin bu çerçevede Geri Kabul Anlaşması’nı imzaladığını ama onaylamadığını anımsattı.

AB’nin yine bu anlaşma çerçevesinde 30 Haziran’da vizelerin kaldırılacağını açıkladığını ve mültecilere “3 artı 3 milyar euro” destek vereceğini bildirdiğini aktaran Yıldırım, bütün bunlara karşılık da Türkiye’den 72 maddeden oluşan reformları yerine getirmesinin istendiğini söyledi.

AVRUPA’YLA İLİŞKİLERİ FALAN KOPARACAK DA DEĞİLİZ

Türkiye’nin bu reformların tamamını yaptığını sadece Terörle Mücadele Kanunu’nun değiştirilmesine itiraz ettiğini ifade eden Yıldırım, şunları kaydetti:

“Niye değiştirelim kardeşim? ‘Değiştirin de, bu çocuklar her ne kadar bölücülük yapıyor, terörle uğraşıyor ama fena çocuklar değil. Bunlara biraz daha sevimli davranın, yumuşak bir şekilde muamele gösterin.’ Bu olmaz kardeşim. Biz ölüm kalım mücadelesi yapıyoruz. Bunu bizden nasıl istersiniz? Bunu reddettik.

Bu sefer diğer hepsi yalan oldu ve anlaşma yürürlüğe girmedi. Böyle mi olacak Avrupa Birliği, niye sözünde durmuyor? Bu tek taraflı bir sevda olmaz. Avrupa Birliği de dediğini yapacak, biz de dediğimizi yapacağız. Biz taahhütlerimizi, sözlerimizi yerine getirdik. Şunu da görmezden gelmiyoruz, bugün ticaretimizin yarısı, finansal ilişkilerimizin yüzde 80’i Avrupa’yla. Avrupa’yla ilişkileri falan koparacak da değiliz. Bunu herkes kafasından çıkarsın.”

Başbakan Binali Yıldırım, “Avrupa’nın bölgedeki tehditlere karşı en büyük teminatı Türkiye’dir. Eğer Türkiye 5-6 yıldır bölgede yaşananları, burada yaşanan olumsuzlukları karşılamasaydı, bunları aynı şekilde Avrupa’ya yansıtsaydı bugün Avrupa duman olmuştu. Ama bizim de bir sabrımız var. İlanihaye Avrupa’yı koruyacağız diye bir şey yok.” dedi.

Yıldırım,  Avrupa’nın Türkiye ile ilişkilerini konjonktürel gelişmeler ve iç siyasetteki şartlardan bağımsız olarak daha rasyonel şekilde gözden geçirmesi gerektiğini belirtti.

Bunun sadece Avrupa-Türkiye ilişkileri açısından değil, Avrupa’nın geleceği açısından da gerekli olduğunu vurgulayan Başbakan Yıldırım, “Avrupa’nın bölgedeki tehditlere karşı en büyük teminatı Türkiye’dir. Eğer Türkiye 5-6 yıldır bölgede yaşananları, burada yaşanan olumsuzlukları karşılamasaydı, bunları aynı şekilde Avrupa’ya yansıtsaydı bugün Avrupa duman olmuştu.” diye konuştu.

Yıldırım, Türkiye’nin de bir sabrının olduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi:

“İlanihaye Avrupa’yı koruyacağız diye bir şey yok. Biz önce ülkemizi koruruz. Ülkemizin, vatandaşımızın geleceği herkesten önce, bütün ülkelerden önce gelir. Avrupa bahsi de bu. Aklıselim davransınlar, Türkiye’yi muhatap alsınlar. Türkiye’nin başını ağrıtan teröristlere daha az kulak versinler, Türk halkının sesine daha fazla kulak versinler. Ön yargılarla, çifte standartla Avrupa ile Türkiye ilişkileri gelişmez, fayda gelmez, zarar görür, bunu bir kez daha Avrupalı dostlarımıza hatırlatıyoruz.”

BU SÜREÇ ÇOK KISA OLMAYACAK

Devam eden olağanüstü hal  (OHAL) uygulamasına değinen Başbakan Yıldırım, “OHAL bir sonuçtur, bizim durup dururken ihdas ettiğimiz bir şey değildir.” ifadesini kullandı.

Yıldırım, Türkiye’nin alçak bir örgütün pençesinde büyük bir sınavdan geçtiğini belirterek, “Kapalı” olarak nitelendirdiği bu örgütün 1970’li yıllardan bugüne kadar iş dünyasına, sivil toplum örgütlerine, askeriyeye, bürokrasiye, yargıya, her tarafa sızdığını vurguladı.

FETÖ üyelerinin itiraflarına dikkati çeken Başbakan Yıldırım, konuşmasına şöyle devam etti:

“Adam, hukuk kitaplarına, kanunlara bakmıyor, ağabeyler, Pensilvanya’daki ne diyor ona bakıyor, ‘Ben ona göre karar veririm.’ diyor. Şu fecaate bakar mısınız, hukuk adamı, kafasını satmış adam, kafayı kiraya vermiş, formatlamış kafayı. Bana Genelkurmay Başkanı anlatıyor, diyor ki ‘Albaya bir talimat veriyorum, albayda çıt yok, adam bir şey söylemiyor, ‘Tamam, baş üstüne’ demiyor. Merak ediyorum niye böyle yaptı? Gidiyor, bir astsubay, ağabeyi oymuş, amiri daha doğrusu, astsubaydan olur alırsa, dönüp ‘Peki komutanım yapayım’ diyor.’ Böyle bir anlayış olur mu? Bu çok tehlikeli bir örgüttür. Bizi bazen tenkit ediyorlar, ‘Bu vardı da niye gereken tedbiri almadınız.’ Türkiye bir hukuk devleti. Bunlar ne zaman dişini gösterdi? 17 Aralık’ta gösterdiler. 17 Aralık’ta resmen polisle bir olarak darbe yapmak istediler.”

Yıldırım, 17 Aralık’ta yapılmak istenen “Yargı darbesine” kendisinin de şahit olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

“Düzenledikleri iddianamede Cumhurbaşkanı, o zaman Başbakan, silahlı örgütün lideri, ben de yardımcısıyım. Gördüm, o fezleke hukuki geçerlilik kazanmadı ama gördüm, o müsveddeyi gördüm. Adam yazmış. Bu nedir ya? Bu akla ziyan bir iştir. O zaman Cumhurbaşkanımız avaz avaz bağırdı, ‘Bu bir terör örgütüdür, bu yolsuzluktan öte bir şeydir, bu yargı yoluyla seçilmiş iktidarı al aşağı etme hareketidir.’ Ama sesini çok az duyan oldu. Ama biz mücadeleyi bırakmadık, o gün başlattığımız aktif mücadele, 15 Temmuz’da onlar zirveye çıkardılar, artık son kozlarını da kullandılar. Bundan sonra temizlenme sürecidir. Ama bu süreç çok kısa olmayacak. Olağanüstü hal kalksın, tamam biz de istiyoruz, itirazımız yok ama şunu bilelim, olağanüstü halde ekonomiyi doğrudan ilgilendirecek hiçbir karar almadık. Olağanüstü hal’de aldığımız kararlar bu alçak örgütün devlet kademelerinden temizlenmesine yönelik kararlardır.”

ALMANYA DIŞİŞLERİ BAKANI’NI KABULÜ 

Bu konuda da dostları tarafından Türkiye’ye karşı çifte standart uygulandığını anlatan Başbakan Yıldırım, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Geçen Almanya Dışişleri Bakanı geldi, ‘Efendim bu kadar çok insanı görevden çıkardınız, tutuklamalar, gözaltılar yaptınız, bunlar ne olacak?’ Kendisine bir soru sordum, dedim ki ‘Siz iki Almanya birleştiğinde Doğu Almanya’dan ne kadar kamu görevlisini attınız.’ Şaşırdı, ‘Vallahi rakamı bilmiyorum’ falan dedi. ‘Büyükelçi bilir herhalde’ dedim. O da ‘İşte efendim attık biraz.’ ‘Niye attınız?’ dedim, ‘Ben size rakam söyleyeyim, 500 bin kişiyi attınız.’ dedim. 500 bin kamu görevlisini hiçbir hakkını vermeden niye attınız?’ ‘Onlara güvenemezdik.’ dedi. Sadakatlerinden emin olmadığınız için attınız. Peki, biz de aynı şeyi yapıyoruz. Genelkurmay Başkanı’nın yanındaki adam, yıllarca, her şeyini bilen, ‘Komutanım buraya kadar.’ diyor, ellerini bağlıyor. Böyle bir örgütten bahsediyoruz. Bu kadar kapalı, karmaşık ilişkileri olan bir örgütten bahsediyoruz. O 500 bin kişi AİHM’e gitti, AİHM’de hiçbiri kazanamadı. AİHM dedi ki onlara, ‘Doğrudur, hiçbir ülke, devlet sadakatinden emin olmadığı insanlarla çalışmaz.’ Bizimki de tam aynısı. Biz çifte standartlara karşıyız. Yargı hepimizin yargısı, ordu hepimizin ordusu, göz bebeğimiz, kurumlarımız, bizim geleceğimiz. Bütün bunlara gereken her türlü ihtimamı göstereceğiz. Bundan şüphe yok. Bunu bilmenizi istiyoruz ama bu temizlik harekatını da yapmamız lazım.”

Başbakan Yıldırım, yapısal reformlara devam edileceğini, mali disiplinden asla vazgeçilmeyeceğini de sözlerine ekledi.

Başbakan Binali Yıldırım, “116 milyar lira vergi barışından ve SGK prim barışından müracaat oldu. 116 milyar lira. Arkadaşlar kriz olan bir ülkede millet kuyruğa girip, devlete para yatırmak ister mi? Dün gece ödemenin ilk günüydü, 15 milyar lira tık para girdi. Al sana 4 milyar dolar para.” dedi.

Yıldırım,  anayasa değişikliğinin amacının rejim değişikliği olmadığını belirtti.

Türkiye’de rejimin Cumhuriyet olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Halkın egemenliğinin ne demek olduğunu darbe girişiminde Meclis’te gördük. Bombaların altında milletvekillerimiz o darbeye karşı aslanlar gibi durdular.” ifadelerini kullandı.

2007 yılından bu yana cumhurbaşkanının parlamento tarafından seçilmediğini, bunun sebebinin de kendileri olmadığını anlatan Başbakan Yıldırım, bunun üzerine halka gittiklerini halkın da yeni cumhurbaşkanını seçtiğini bildirdi.

BU COĞRAFYADA İSTİKRARSIZLIĞIN BEDELİ ÇOK VAHİM OLUR

Gelinen noktada halkın yüksek iradesiyle seçilmiş bir cumhurbaşkanının, hükümetin ve parlamentonun bulunduğunu ifade eden Yıldırım şöyle devam etti:

“Buradaki işlerin düzelmesi lazım. Mevcut durumla, Anayasa uyumlu olması lazım. Biz de partilere diyoruz ki ‘gelin bunu yapalım’. Bu kişisel bir ihtiyaç değil. Bu Türkiye’nin geleceği için, istikrarı için bir ihtiyaç. Zor topraklarda yaşıyoruz. Coğrafyamız zor bir coğrafya. Stratejik olarak zor, coğrafya olarak zor. Tehditleri fazla, fırsatları da fazla. Onun için bu ülkede, bu coğrafyada istikrarsızlığın bedeli çok vahim olur. Onun için Türkiye’nin mutlaka her seçimde güçlü iktidar çıkartması lazım. Bu kim olursa olsun. 7 Haziran’da gördük. ‘Türkiye partisi olduk’ diyen o bölücülerin, terör örgütünün esaretine girmiş o partinin ne havalara girdiğini gördük. Onun için Türkiye mutlaka tek başına iktidar çıkartmalı, bunun yolunu açacak anayasa değişikliğini yapmalıyız.”

SORUNLARI TORUNLARA BİRAKARAK, GELEN BİR PARTİ DEĞİLİZ

Başbakan Binali Yıldırım, Türkiye’nin mutlaka tek başına iktidarla ve güçlü siyasi iradeye sahip bir şekilde yönetilmesi gerektiğine işaret ederek, hedeflerinin bu olduğunu ve bu konuda çalışmalarını tamamladıklarını kaydetti.

Çok geniş değil, 10-15 madde içerisinde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ile Meclis arasındaki ilişkileri düzenleyen, buradaki yetki kargaşasını, çakışmaları ortadan kaldıran, çok anlaşılabilir bir teklif getirdiklerini belirten Yıldırım, “Bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi’nin de büyük oranda mutabakatı var. Meclis’te görüşüp, sizin önünüze, milletin önüne getirince bu sorunu da halletmiş olacağız. AK Parti, sorunları torunlara bırakarak gelen bir parti değil bunu bilin. Sorunların üzerine giden bir partiyiz. Sorunları görüp, geri duran veya sorunları halının altına süpüren bir anlayışta olmadık, cesaretle her türlü sorunun üzerine gittik, gitmeye devam edeceğiz.” diye konuştu.

MERAK ETMEYİN HER ZAMAN YANINDAYIZ

İstişarede bereket ve hayır olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Soran dağlar aşar, sormayan düz ovada şaşar” sözünü anımsattı.

Her şeyi bildiğini zanneden kişinin aslında hiçbir şey bilmediğini belirten Başbakan Yıldırım, her yaşta herkesin öğreneceği çok şeyin bulunduğunu ifade etti.

Yıldırım, hayatta karşılarına çıkan sorunların her zaman olabileceğini ama bu sorunların azim ve gayretlerini daha da artıracağını kaydederek, şunları söyledi:

“Sorunlar çözüm için büyük fırsat oluşturur. Bu bölgede, bugünlerde yaşadıklarımız canımızı sıkabilir ama bir yandan da bize yeni fırsatların penceresini aralıyor, bunu da görmemiz lazım. Bakın 116 milyar lira vergi barışından ve SGK prim barışından müracaat oldu. 116 milyar lira. Arkadaşlar kriz olan bir ülkede millet kuyruğa girip devlete para yatırmak ister mi? Dün gece ödemenin ilk günüydü 15 milyar lira tık para girdi. Al sana 4 milyar dolar para. Vatandaş cömert, vatandaşın gönlü gani.”

Konuşmasının sonunda iş adamlarına da seslenen Başbakan Yıldırım, “Merak etmeyin her zaman yanındayız. İşler daha iyi olacak. İyimserlik pompalamıyorum, sorunları biliyoruz ama çözüm üretecek irade olduğunu sizlerin özellikle bilmesini istiyoruz.” dedi.