BİLİRKİŞİLİK KÖKTEN DEĞİŞİYOR

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Bilirkişilik Kanun tasarısının görüşmelerinde TBMM Genel Kurulunda tasarı ile ilgili bilgi verdi.

Bozdağ’ın konuşması şöyle:

BİLİRKİŞİLİK KANUN TASARISI

Yargılama süreçlerinde hakkın yerini bulması ve doğru karar verilerek hak sahibine teslim edilmesi sadece hukuk kurallarının uygulanmasıyla ilgili ve sınırlı değildir. Hukuk kurallarıyla çözülemeyecek pek çok teknik konu var. Bunlar için de uzmanlara müracaat etmek, onların teknik bilgi ve uzmanlıklarından yararlanmak suretiyle doğru karar vermek için çalışmalar yapılmaktadır. Türkiye’de pek çok bilirkişilik yapan kurum olduğu gibi kişiler de bulunmaktadır ancak bütün bunların hepsi, bilirkişilik alanındaki düzenlemelerin çeşitliliğini ortaya koyduğu gibi, tek bir çatı altında düzenlenmemiş olması nedeniyle büyük de sıkıntılar, sorunlar ortaya koymaktadır. Bizim hukukumuz, bilirkişiliğe çok büyük önem veriyor. Esasında, baktığınızda, muhakeme usulünün düzenlendiği yasalara baktığınızda, bilirkişilikle ilgili ret müessesesinin varlığını görüyorsunuz.
Normalde cumhuriyet savcılarıyla ilgili doğrudan bir ret müessesesine yasalarımızda yer verilmemişken bilirkişilikle ilgili hem Ceza Muhakemesinde hem de Hukuk Muhakemesinde ret müessesesine yer verilmiş olması, bu konuya hukukumuzun verdiği önemi göstermesi bakımından son derece önemlidir çünkü bilirkişinin de tarafsızlığı ve uzmanlığının gerektirdiği konularda sadakatle görevini yapması son derece önem arz etmektedir.

Tarafsız bir bilirkişi, objektif hareket eden, bilim ve fennin kurallarına uygun rapor hazırlayan, raporunu da süratli bir şekilde takdim eden bilirkişi, her şeyden önce, adalet terazisinin doğru tartmasına hayati derecede katkı sağlayacaktır ancak uygulamada, bilirkişilik müessesesinin hem uygulanış biçiminden hem bu alanda bir kurumsal yapının olmayışından hem de pek çok nedenden kaynaklı çok ciddi sorunlarla karşı karşıyayız. Bu sorunlar sadece bu tasarı vesilesiyle gündeme gelmiş değil, geçmişte de pek çok vesileyle gündeme getirilmiş. Devlet Denetleme Kurulu, 2010 yılında Adli Tıp Kurumunun faaliyet alanıyla ilgili düzenlediği raporda Türkiye’de bilirkişilik sisteminden kaynaklanan sorunlara değinmiş ve kurumsal eksikliğin giderilmesinin önemine vurgu yapmıştır. 2014-2018 yıllarını kapsayan Onuncu Kalkınma Planı’nda da yargılama sürecinin hızlandırılması, yargıya ulaşılabilirliğin artırılması amacıyla bilirkişilik mekanizmasının geliştirilmesi ve bilirkişilik kurumunun gözden geçirilerek etkin bir sistem kurulması tavsiye edilmiştir. Adalet Bakanlığı ile Avrupa Birliği arasında 2013-2015 yılları arasında yürütülen Geliştirilmiş Bilirkişilik Sistemi Eşleştirme Projesi sonucunda da bu alanda yapılacak çalışmaların önemine ve gerekliliğine vurgu yapılmıştır. Bunlar, bilirkişi raporlarıyla âdeta bilirkişilik müessesesinin yeniden düzenlenmesini ve kurumsal bir yapıya kavuşturularak etkin bir denetim mekanizmasının oluşturulmasını bize emrediyor. Biz bir nevi bu bilirkişilik raporları üzerinden Bilirkişilik Kanunu Tasarısı’nı hazırladık, huzurlarınıza getirdik. Bu konuda yargı görevi yapan hâkim ve savcılardan, avukatlardan, yargıya işi düşen vatandaşlarımızdan Bakanlığımıza gelen pek çok öneriler, eleştiriler ve tavsiyeler oldu, bunlar değerlendirildi, akademik çevrelerden gelen tavsiyeler oldu, bunlar değerlendirildi ve bütün bunların üzerinden adımlar atıldı. Öncelikle buradaki eksiklikler üzerinde çalışıldı.

BİLİRKİŞİLİK KURUMUNUN KURUMSAL YAPISI

Herkes biliyor ama buradan bir kez daha ifade etmek isterim ki bilirkişilik kurumuna yönelik ciddi eleştiriler var. Bunlardan birisi, adalet komisyonları tarafından liste oluşturulması dışında hiçbir kurumsal yapının bulunmaması, tüm yargı kollarını kapsayacak bir bilirkişilik sisteminin olmaması, liyakati bulunan bilirkişilerin sisteme yeterince dâhil edilememesi, bilirkişi raporlarının standardının bulunmaması. O kadar ilginç ki bütün verileri aynı olan bir dosyada uzmanlıkları da aynı olan 2 tane bilirkişinin birbirinden neredeyse yüzde 100 denecek derecede farklı raporlar verdiğine kamuoyunda çıkan haberlerden, yorumlardan şahit oluyoruz. Olabilir mi? Dosya aynı, veriler aynı, uzmanlık aynı; iki ayrı bilirkişiye gidiyor, birisinin “ak” dediğine öbürü “kara” diyebiliyor. Burada büyük bir sıkıntı var. Bunda bir standart yok, denetim de yok ve bunun üzerine etkin bir şekilde gidilmesi gerekiyor.

BİLİRKİŞİLİK KURUMUNUN DENETLENMESİ 
Şimdi, bu büyük bir eksiklik. Denetim mekanizması hiç yok. Bilirkişi yanlış yaptı, kim denetleyecek? Denetleyecek yapı yok. Denetlendi, nasıl bir müeyyide uygulanacak? Müeyyide de yok. Ceza Kanunu’nda öngörülmüş bir müeyyide var, o da âdeta müeyyidesizlik kapsamında çünkü hükmün açıklanmasının geri bırakılması, paraya çevrilmesi, ertelenmesi gibi alternatif seçenekli cezai yaptırımlar var. Yani, sahtekârlık yaparak bilirkişilik raporu düzenleyen kişinin bir gün bile içeride kalmasına imkân vermeyen bir ceza maddemiz var. Böyle olunca denetim eksikliği, cezai müeyyide eksikliği, bütün bunlarla beraber büyük sorunları da beraberinde getirmiştir.

BİLİRKİŞİLERİN YETKİLERİ
Yine, bilirkişiliğe ilişkin etik ilke ve kurallar da yok maalesef. Bu kurallara aykırı davranılmasına ilişkin herhangi bir şeyin de olmadığını yine sistemde görüyoruz. Bilirkişilere dönük de ciddi eleştiriler yapılıyor. Onlardan bazılarını burada zikretmek istiyorum: “Bilirkişilerin ihtiyaç duyulan yeterlilikte ve yetkinlikte olmaması”, “Bilirkişilerin hâkimin görev ve yetki alanına girmeleri.” Bu madde o kadar önemli ki. Bilirkişiler artık savcı yerine geçmiş, hâkim yerine geçmiş, âdeta hâkimler de savcılar da bilirkişileri dosyanın özetini çıkaran bir yardımcı olarak kullanır hâle gelmişler. Bilirkişi hâkim değildir, bilirkişi savcı değildir. Sadece uzmanlığının gerektiği konularda, ihtiyaç duyulan konularda uzmanlığıyla ilgili ve sınırlı rapor vermekle, bilgi vermekle sorumludur ancak maalesef uygulamaya baktığımızda, bilirkişiler pek çok konuda rapor veriyor hâkim gibi, Hâkimin gerekçeli kararı gibi bilirkişilik raporları var, savcılık iddianamesi gibi bilirkişilik raporları var, bu da fevkalade büyük sorunlara yol açıyor. İşte bu düzenleme, esasında, bu eleştirilerin tamamına cevap olan ve bunları ortadan kaldıran pek çok yeniliği, pek çok kuralı beraberinde getirmektedir.

BİLİRKİŞİLİK DOSYALARININ TESLİM SÜRELERİ
Raporlar sürelerinde teslim edilmiyor, davalar uzuyor; demin ifade ettiğim gibi, birbirine zıt raporlar veriliyor; hadi, 2’nci rapor, 3’üncü rapor, 4’üncü rapor… Hem yargılama sürecinin masrafları artıyor hem de yargılama süreci uzuyor, adaletin zamanında tecellisi engellenmiş oluyor. Bilirkişilerle ilgili eğitim de burada konuşuldu ama bir eğitim de yok. Eğitim verilmesi de yanlış anlaşıldı. Bizim bu tasarıyla getirdiğimiz eğitim bir uzmanlık eğitim değil. Elektronik mühendisine elektronik mühendisliği eğitimi verilmeyecek, uzmanlığına ilişkin herhangi bir değerlendirme ve eğitim yapılmayacak. Sadece, bilirkişi raporu hazırlanırken, bu kanunla getirdiğimiz kurallar çerçevesinde rapor yazarken uyacağı kurallar kendisine öğretilecek, uzmanlığı öğretilmeyecek. Böylelikle, eksik ve yanlış bilirkişilik raporlarının hazırlanıp gönderilmesinin önüne geçilmiş olacak.
Hukuki konularda bilirkişilik yoluna başvuran pek çok hâkim ve savcı var. Kanun da yazan bir kuralın ne anlama geldiğini bilirkişiye soruyor, bir düşünce açıklamasında hakaret bulunup bulunmadığını bilirkişiye soruyor. E, kanun bunun yetkisini, takdirini bilirkişiye vermemiş ki. Bunun takdirini kim yapacak? Hâkim yapacak. Eğer cezai bir soruşturma gerekiyorsa soruşturma evresinde savcı, yargılama evresinde de mahkeme yapacaktır ama bunların dahi bilirkişilere soran pek çok hâkimimiz var, pek çok savcımız var. Maalesef, hukukun uygulanmasının dahi bilirkişilere bazı konularda havale edildiğini görüyoruz ki bu da büyük bir tehlike ve tehdit oluşturuyor.

BİLİRKİŞİLERİN TEKELLEŞMESİ
Öte yandan, bilirkişilikle ilgili dosyaların da müthiş bir tekel oluşturduğunu görüyoruz. Bazı ellerde toplanıyor, ondan sonra bilirkişilik üzerinden servetler de ediniliyor. Çok da kokular geliyor bu alandan. Şimdi, bu kokuları ortadan kaldıracak mekanizmalara da bizim ihtiyacımız var. Şimdi, benim elimde 2015 yılında en fazla bilirkişilik dosyası kendilerine havale edilen 20 bilirkişinin ismi var ve ellerinde kaç dosya var, ne kadar para almışlar, onlar var. Tabii kişisel veri olduğu için isimleri paylaşmayacağım ama izninizle ilk 10’a girenlerin dosya sayısını paylaşacağım. Böyle bir bilirkişinin verdiği dosyada ne kadar isabetli karar verip veremeyeceğini de Genel Kurulun takdirine bırakıyorum. En fazla bilirkişilik için dosya gönderilen kişiye 3.797 dosya gönderilmiş bir yılda, 3.797 dosya. Tatil yapmasa, uyumasa, her gün bir dosya çıkarsa 365 dosya yapar. Öte yandan, 2’nci kişiye 3.604 dosya; bir diğerine 2.903 dosya; bir diğerine 2.213 dosya gönderilmiş. Böyle gidiyor aşağıya doğru. Şimdi, en az dosya giden kişiye, 20’nci sıradaki kişiye 1.424 dosya gönderilmiş. Burada, dağılımda bir adalet var mı? Yok. Mahkeme heyeti değişince bilirkişiler de değişiyor. Ben staj yaptığımda tayin dönemi vardı, bir baktım iş mahkemelerinde hâkimler değişti -önceki duruşmaları takip ettiğimde bilirkişiler hep belliydi, hangi mahkemeye gidersem oranın bilirkişilerini ben ezbere biliyordum- benim de ezberim değişti çünkü bilirkişilerin hepsi yeni hâkime göre değişmişti. Şimdi, burada objektif bir sistem kuracağız. Hâkimlerin kafasına göre beğendiklerini bilirkişi atadığı bir sistem değil, UYAP’ta olduğu gibi otomatik bir mekanizma burada kurulacak. O sistemde bütün bilirkişilerin uzmanlıklarını  görecek, oradan basacak, oradan gelecek. Tabii, buna dair de bir mekanizma oluşturulacak, objektif, somut olacak ve kotalar da konacak. Böylelikle, bir kişinin bakamayacağı sayıda dosyayla muhatap olmasının da önüne geçilecektir. Son derece önemli bir adımı burada atmış olacağız.

ÖZEL HUKUK TÜZEL KİŞİLERİNCE BİLİRKİŞİLİK YAPILMASI
Saygıdeğer milletvekilleri, bir başka konu, özel hukuk tüzel kişilerince bilirkişilik yapılması konusunda bu kanun tasarısında da düzenleme var. Biz, ilk defa bunu getiriyor değiliz. Esasında, özel kanunların pek çoğunda bilirkişilikle ilgili düzenleme olan yerlerde özel hukuk tüzel kişilerine bilirkişilik yapma imkânı veren düzenlemeler var. Eğer biz bu kanunun içerisine bunu koymazsak kurduğumuz bu yeni sisteme, kurumsal yapıya özel hukuk tüzel kişisi olarak bilirkişilik yapan pek çok şirket girmemiş olacak, dışarıda kalacak. Hâlbuki, bu kanun içerisine almak suretiyle, özel kanunlar gereği şu anda bilirkişilik yapan şirketlerin tamamını da bu kanunun öngördüğü esas ve usullere uymaya mecbur ediyoruz, sistemin içine alıyoruz, denetim yapıyoruz ve denetim dışında hiçbir bilirkişilik yapısının kalmasına izin vermemiş oluyoruz. Biz yeni bir şey getirmiyoruz, olan bir şeyi zapturapt altına alıyoruz. Şu anda, pek çok gayrimenkul değerlendirme şirketi var, faaliyet gösteriyor; hem bankaların hem sigorta şirketlerinin kullandığı pek çok ekspertiz şirketi var, bunlar bilirkişilik yapıyor. Yine, demin ifade ettim, pek çok tercüme bürosu var, bunlar da bilirkişilik yapıyor. Ben geçen vermiştim, sadece İstanbul’da 17 tane bu anlamda şirket var, Türkiye’nin değişik yerlerinde de pek çok bu anlamda şirket var, faaliyette bulunuyor ve bunların tamamını biz ne yapıyoruz, zapturapt altına alıyoruz, bir düzen kuruyoruz. Bu alandaki disiplin sayesinde yargıya olan güvenin de yükseleceğine biz yürekten inanıyoruz. Yargıya olan güven yükselecektir. Çünkü bilirkişilikle ilgili bir danışma kurulu kuruluyor. Öte yandan, yine danışma kurulu kuruyoruz, bilirkişilik daire başkanlığı kuruyoruz, bir de bilirkişilik bölge kurulları kuruyoruz. Danışma kurulu, bilirkişilikle ilgili, irtibatlı olduğu değerlendirilen pek çok kurumun temsilcilerinden oluşuyor. Bilirkişilik daire başkanlığı bunların sekretaryasını yapacak, bunlarla ilgili hazırlıkları yapacak ve bilirkişilik müessesini işleten bilirkişilik bölge kurulları ile bu danışma kurulu arasında da bir köprü vazifesi görecek ve bu alana ilişkin bu yasanın verdiği görevleri yapacaktır. Son derece önemli.
Bilirkişilik bölge kurulları, bunlar da çok ciddi bir vazife ifa edecek çünkü bilirkişilerin bilirkişiliğe kaydedilmesi, raporlarının süresi içerisinde verilip verilmediğinin denetlenmesi, çok önemli. Burada bir yanlış anlaşılma var, onu önlemek için de çok net ifade etmek istiyorum: Bölge kurulları bilirkişi raporlarının içeriğini inceleme yetkisine sahip değil, içerik incelemesi yapmayacaktır; sadece, mahkeme diyelim bir aya kadar rapor istemiş, mahkemenin verdiği sürede rapor gitmiş mi, gitmemiş mi onu denetleyecektir. Çünkü süresinde verilmeyen raporlar nedeniyle pek çok sıkıntı yaşanıyor. Bilirkişilerle ilgili şikâyetler, ihbarlar olduğu zaman bunları inceleyecek, bunları değerlendirecektir, sertifikasyon konusunda karar verecektir, listelerden silme konusunda karar verecektir; pek çok önemli görevi yapacaktır ve bu sistemin sağlıklı işlemesi bakımından da esasında bilirkişilik bölge kurulları sigorta görevi yapacaktır. Hem idari yargıdan hem adli yargıdan hem istinaftan hem de cumhuriyet savcılarından oluşan bu kurul, sistemin sağlıklı işlemesine büyük katkı sağlayacaktır.
Son olarak, saygıdeğer milletvekilleri, yaptığımız bu düzenleme, esasında, Türkiye’de bugüne kadar ayrı ayrı kanunlarda dağınık düzenlenmiş bulunan bilirkişilik müessesini bir kurumsal yapıya kavuşturuyor, tek kanun çatısı altında birleştiriyor. Yetkileri, sorumluları belirliyor, yetkilerin ve sorumlulukların da sınırlarını çiziyor, müeyyideler ortaya koyuyor, bilirkişilik müessesesi üzerine bugüne kadar yöneltilmiş bulunan bütün eleştirileri olmasa bile bunların önemli bir kısmını ortadan kaldıracak çözümler ortaya getiriyor. Bütün bunlar yargı sürecinin sağlıklı işlemesi, adalet terazisinin doğru tartması için, yargı görevi yapanlara en büyük yardımı sunan bilirkişilerin sağlıklı çalışmasının sonucunu doğuracak ve kararların isabet oranını artıracak, yargıya olan güveni de en üst düzeyde tesis edecektir. Bundan da herhangi bir şüphem yoktur.