dosya-1

CHP GRUP TOPLANTISI…

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Grup Toplantısı’nda, vefat eden gazeteci yazar Altemur Kılıç’a Allah’tan rahmet diledi.

Amasra’da termik santral yapılacağı iddialarına değinen Kılıçdaroğlu, Amasra’nın tarihi ve doğasıyla olağanüstü bir yer olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, eski Çevre ve Şehircilik Bakanlarının Amasra’da termik santral yapılmasına izin vermediğini ve titiz davrandıklarını belirterek, hepsine teşekkür etti. Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin burada termik santral yapılması kararına onay verdiğini ileri süren Kılıçdaroğlu “Sayın Bakan’dan istirham ediyorum 1/100 binlik planlara baksın. Amasra gibi Karadeniz’in incisi bir yeri neden kirletiriz? ‘ÇED raporu olumlu çıktı.’ Adamına göre düzenlenirse olumlu çıkar. Kendisinden şunu istirham ediyorum; çevreye saygılıysanız, ağaca, kuşa, kekliğe saygılıysanız Amasra’ya gidin elinizi vicdanınıza koyun öyle karar verin.” ifadelerini kullandı.

Yolu ve köprüyü her iktidarın yaptığını belirten Kılıçdaroğlu, yolun “kaç liraya” yapıldığının önemli olduğunu söyledi. Yol ve köprü yapmakla övünen iktidarın Tekirdağ’daki yolları bitirmediğini savunan Kılıçdaroğlu, 18 kilometrelik Saray-Kapaklı yolunun 7 yıldır, Tekirdağ-Hayrabolu yolunun ise 11 yıldır bitirilmediğini öne süren Kılıçdaroğlu, Başbakan Binali Yıldırım’dan yolların yapımını Tekirdağ Büyükşehir Belediyesine devretmesini istedi. Kılıçdaroğlu, devredilmesi halinde belediyenin çok kısa sürede ve daha az maliyetle yolları yapacağını söyledi.

Kılıçdaroğlu, dünyadaki en değerli şeyin insan hayatı olduğuna işaret ederek, Türkiye’deki iş kazalarına değindi. Ocak ayında 110, Şubat’ta 140, Mart’ta 157, Nisan’da 168, Mayıs’ta 119, Haziran’da 200, Temmuz’da 133, Ağustos’ta 199, Eylül ayında 141 kişinin, son bir haftada ise 121 işçinin iş kazalarında hayatını kaybettiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“Bunlar isimsiz insanlar. Hiç kimse ‘Bu işçiler hayatını neden kaybetti’ diye sormuyor. Bir lokma ekmek için hayatlarını kaybettiler. Bu insanlara, bu garibanlara hangi siyasi parti kucak açıyor? Gayet açık, gayet net, huzur içinde söylüyorum; bu insanların tek bir sahibi vardır o da CHP’dir, halkın partisidir. İş kazalarında Avrupa birincisi, dünya üçüncüsüyüz. Ama hiç kimse bu gariban insanlara sormuyor. Avukat bulacak paraları bile yok. Büyük kısmı sigortasız. Hükümete sormak gerekmiyor mu? Bu vicdan denen şey rantın içinde bir yerde mi gizli? Bu insanlara ne zaman sahip çıkacaksınız. Bana diyorlar ki ‘Neden mağdurlara sahip çıkıyorsun.’ Ne yapayım ben zalime sahip mi çıkayım?”

Rant odaklı ve insan odaklı olmak üzere iki tür hükümet programı olacağını belirten Kılıçdaroğlu, rant odaklı yerlerde iş kazalarının olacağını, yüzlerce insanın hayatını kaybedeceğini ifade etti. Kendilerinin insan odaklı bir anlayıştan geldiğini dile getiren Kılıçdaroğlu, kimliği, inancı, yaşam tarzı ne olursa olsun her insanın en değerli varlık olduğunu söyledi.

Kılıçdaroğlu, Hükümetin 14 yıldır işsizlik sorununu çözemediğini savunarak, “İşsizlik bütün kötülüklerin anasıdır.” dedi.

İktidarın işsizlik sorununu çözmesi gerektiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, “Sözüm söz, CHP iktidarında aile sigortasını getireceğiz hiçbir ailenin geliri 600 liranın altında olmayacak.” vaadinde bulundu.

Türkiye’de 5 milyon 870 bin işsiz bulunduğunu, üniversite mezunları arasındaki işsizliğin daha fazla olduğunu ileri sürden Kılıçdaroğlu, eğer bir evde işsiz varsa o ailede huzursuzluk olacağını vurguladı. Kılıçdaroğlu, “Eğer bir siyasi iktidar işsizliği temel sorun kabul etmiyorsa Allah aşkına onu artık sandığa gömmenin zamanı gelmiştir.” ifadesini kullandı.

Esnafın da vatandaşın da faiz batağında olduğunu öne süren Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

“Seçim meydanlarında kredi kartı ve tüketici kredisi borcu olan vatandaşların faizlerini sıfırlayacağım demiştim. İnanmadı vatandaşımız ki bize bu bağlamda oy vermedi. Ama aynı sözümüzün arkasındayız. Türkiye’yi tefeci faizden ancak CHP kurtarır. Sayın Başbakan dert yanıyor, ‘Bankacılara sesleniyorum tefeciliği bırakın’ diyor. Sanıyor CHP iktidarda, kendi muhalefette. Bereket versin ‘Bu faizleri CHP yükseltti’ demedi. Diyebilirdi yani. Faizler almış başını gidiyor, sorunu çözmek zorunda olan Başbakan bankacılara kızıyor. Sen Başbakan değil misin? Sorunları çözmek görevin değil mi? Hadi ben şikayet ediyorum, senin şikayet etme hakkın yok. Sayın Cumhurbaşkanı da şikayetçi. İndirin kardeşim siz faizleri, indirdiniz de biz CHP olarak engel mi olduk? Bak Meclis’e bir kanun teklifi ver, ‘Faizler yüzde 1’i geçmez’ de, vallahi, billahi destek vereceğim. Getirir mi? Getiremezler, ağabeyleri izin vermez. Bakın gayet açık net söylüyorum; faizleri yüzde 1’e indiren kanunu getir destek vereceğim kardeşim. Öyle bağırmaya, çağırmaya gerek yok. Asarım, keserim demeye gerek yok. Bankacılara şunu yaparım, bunu yaparım demeye de gerek yok. Madem çözüm diyorsun getir kardeşim.”

Devlette ciddi bir yönetim boşluğu olduğunu iddia eden Kılıçdaroğlu, bir yönetici şikayet ediyorsa bunun yönetme iradesini kaybettiği manasına geleceğini savundu.

MÜSİAD Başkanı’nın “55 yaşındayım. Son 3 aydır konuşmadığımız kadar FETÖ konuştuk. Yazıktır. Mücadele edilsin ama günlük hayatın da normalleşmesi lazım.” dediğini belirten Kılıçdaroğlu, “Evet günlük hayatın normalleşmesi lazım. OHAL’den Türkiye’nin çıkması lazım. Olağan koşullara Türkiye’nin kavuşması lazım. Bunu yaparsanız her türlü desteğimiz var. Hiç itiraz etmiyoruz, getirin yapalım.” değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Yıldırım’ın doların yükselmesi karşısında “Her şeyi dolara bağlamayın” dediğini aktaran Kılıçdaroğlu, “Her şeyi bağlayan sensin, vatandaş değil ki. Köprüyü dolara bağladın, otoyolu dolara bağladın. Her şeyi dolara bağladın. Vatandaş köprüden geçerken dolar üzerinden para ödüyor. Sonra vatandaşa diyorsun, ‘Her şeyi dolara bağlamayın.’ Neyi söyleyeceksin, neyi anlatacaksın. Yine teşekkür ediyoruz, ‘Bu dolar yükselişine CHP yol açtı’ diyebilirdi, demedi.” ifadesini kullandı.

Son 8 yıl 8 ayda tüketici kredisi ve kredi kartları dolayısıyla bankalara 255 milyar 462 milyon lira faiz ödendiğini belirten Kılıçdaroğlu, bunun tefeciye ödenenlerden hariç olduğunu savundu.

Kılıçdaroğlu, bir de devletin ödediği faiz olduğunu dile getirerek, AK Parti iktidarı öncesinde toplam 14 yıl içinde devletin 135 milyar faiz ödediğini anımsattı. Bu iktidar döneminde, 14 yılda devletin ödediği faizin 692 milyar lira olduğunu aktaran Kılıçdaroğlu, “Tefecileri besliyor. Vatandaşı kandırmak için de ‘Biz faize karşıyız.’ Bu 692 katrilyon lirayı kime ödedin sen arkadaş? Bunu kimin cebinden ödedin? Fakir fukaranın cebinden ödedin. Sen götürdün tefecilere teslim ettin. O nedenle söylüyorum; bunların vallahi yatacak yeri yok.” dedi.

Meşru bir organın terörle muhatap olmasını her zaman eleştirdiğini ve eleştirmeye de devam edeceğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, son bir haftada Türkiye Cumhuriyeti’nin bir terör örgütü ile ilişkili konuma getirildiğini iddia etti. Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:

“Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Cenevre’de bir toplantıya katıldı. Bu toplantıya, İran, Rusya, Türkiye, ABD, Katar ve Suudi Arabistan da katıldı. Çavuşoğlu bu toplantıdan ayrıldıktan sonra, şu cümleyi kullandı; ‘Terörist El Nusra Halep’ten derhal ayrılmalı.’ Bunu 15 Ekim’de söyledi. 4 gün sonra Sayın Cumhurbaşkanı muhtarları çağırmış konuşma yapıyor; ‘Putin beni aradı, bana ‘Şu Halep’ten El Nusra’yı çektirir misiniz? Halep’in dışına El Nusra çıkar mı?’ Ben de arkadaşlarıma talimat verdim, El Nusra Halep’in dışına çıksın.’ Bu ne demektir? Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ni bir terör örgütünü destekleyen konuma getirmektir. Kim söylüyor? Bu ülkenin cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan kişi söylüyor. Türkiye Cumhuriyeti bugüne kadar, gerek içerde gerek uluslararası alanda meşru olmaya hep özen göstermiştir. Uluslararası hukuka uymaya özen göstermiştir. İlk kez Cumhuriyet tarihinde bir cumhurbaşkanı bir terör örgütüyle Türkiye Cumhuriyeti’ni ilişkilendirmiştir. Şimdi yarın kalkıp da Türkiye Cumhuriyeti’ne ‘El Nusra’ya niye destek verdiniz?’ diye soracaklar mı? Soracaklar. O silahları tırlarla kime gönderiyordunuz? İşte itiraf gayet açık ve net; El Nusra’ya gönderiyordu, cihatçı gruplara gönderiyordu. Neden? Müslümanları birbirine kırdırmak için. Dedim ya bunların vallahi yatacak yeri yok.”

Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda, Fransa ve Türkiye’deki OHAL’in birbirinden farklı olduğunu savundu.

Fransa’da OHAL’in hükümete KHK çıkarma, kitlesel gözaltı ve tutuklama, mala mülke el koyma, kayyum atama, keyfi kararlarla işten çıkarma yetkisi vermediğini, uygulamaların Meclis’in denetimi altında olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Türkiye’deki OHAL’in Fransa’dakinden farklı olmadığına ilişkin beyanlarını eleştirdi.

Kılıçdaroğlu, “Fransa’da OHAL döneminde bir kişi bile mağdur edilmedi. Bizde milyonlarca kişi mağdur edildi.” diye konuştu.

Türkiye’nin BM Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesi2nde 13 maddeye, Fransa’nın ise 3 maddeye çekince koyduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin çekince koyduğu maddelerin adil yargılanma ve tutuklulara insani davranma ile ilgili olduğunu, bu maddelerin de iki OHAL arasındaki farkı açıkça ortaya koyduğunu ileri sürdü.

Gazetecilerin, aydınların ve bilim insanlarının tutuklanmasını eleştiren Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmede bulundu:

“Necmiye Alpay 12 Eylül döneminde de hapisteydi, şimdi de hapiste. Bu dönemin de 12 Eylül döneminden hiçbir farkı yoktur. Aslı Erdoğan’ı hangi gerekçe ile hapse atıyorsunuz. Dünya çapında bir yazar. Binali Bey’e söyledim; ‘bu kadar gazeteciyi, akademisyeni hapse atarsanız Türkiye’de darbe olduğu lafına kimseyi inandıramazsınız. Tam tersine evet Türkiye’de darbe oldu, darbeyi AKP yaptı. Gazetecileri, aydınları, öğretmenleri, öğrencileri hapse attı’…”

Kılıçdaroğlu, çok sayıda öğretmenin açığa alındığını, bunun öğrencileri de mağdur ettiğini dile getirerek, “Neden? Gücü onlara yetiyor. Garibanlara yetiyor. Çocuklarla öğretmenleri ayırıyorlar. Benim size sözüm söz öğretmen kardeşlerim; hiç meraklanmayın, CHP iktidarında sizi öğrencilerinizle buluşturacağım. Bunun mücadelesini vereceğim.” ifadelerini kullandı.

Katıldığı bir televizyon programında söylediği sözler nedeniyle hakkında açılan soruşturma kapsamında, ”Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan tutuklanması talebiyle mahkemeye sevk edilen AKUT Başkanı Nasuh Mahruki’nin, adli kontrol tedbiri uygulanarak serbest bırakılmasına da değinen Kılıçdaroğlu, AKUT’un gönüllülerden oluşan bir sivil toplum örgütü olduğunu, doğal afetlerde vatandaşların yardımına ilk koşanlar arasında yer aldığını vurguladı. “O insanlara sahip çıkacağımıza, onları cezalandırıyoruz” diyen Kılıçdaroğlu, CHP’nin mazlumların yanında olmaya devam edeceğini belirtti.

Devletin ciddiyetinin temellerinden birinin insanları hukuk içinde yargılaması, kin ve nefretle hareket etmemesi olduğunun altını çizen CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, darbeyle mücadelenin de demokrasi sınırları içinde olması gerektiğine dikkati çekti.

Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“Bunlar aynı menzile giden iki farklı yapıydı. Kendi aralarında kavga ettiler. Atamalara bakın. Bu atamaları kim yaptı? Bereket versin, ‘CHP yaptı’ demediler. Çünkü Resmi Gazete’de yayımlanıyor, altında hiçbir CHP’linin imzası yok. FETÖ dolayısıyla CHP’yi suçluyorlar ya ben size bir örnek vereyim. Üçüncü sınıf emniyet amiri B.A. 1999 yılında Fethullahçı olduğuna dair 15 kişilik listede yer alıyor. 5 Mart 2005’te Sayın Binali Yıldırım, Ulaştırma Bakanı iken Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nı kuruyor. Bu başkanlığın dinlemelerle ilgili dairesinin teknik daire başkanlığına bu B.A’yı getirmek istiyor. Ama bir sorun var; dönemin Cumhurbaşkanı izin vermiyor, ‘Bu kişi devlet açısından uygun değil’ diyor. O zaman Meclis’e bir kanun getiriyorlar, diyorlar ki ‘Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na ve teknik daire başkanlığına yapılacak atamalarda cumhurbaşkanının imzası olmaz’. Ve B.A’yı o dairenin başına getiriyorlar. Biz bununla ilgili önerge veriyoruz, şikayet ediyoruz, dava açıyoruz. Ama kimse bir şey demiyor. Şimdi bu kişi, 8 Eylül 2016’da tutuklandı. Kim kimi kandırdı? Kim ne yaptı? Kim FETÖ’nün hamisi konumundaydı? Bir kişiyi dinlemelerle ilgili dairenin başına getirmek için özel kanunu size kim çıkarttırdı? Sevgili Binali Yıldırım, bu soruları sana soruyorum. Bunların arasında simbiyotik, yani birbirinden beslenen bir ilişki var.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçmişte bir konuşmasında “Ne istediniz de almadınız?” diye sorduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, Başbakan Yıldırım’a “Neleri istediler ve siz neleri verdiniz? Biz bunu öğrenmek istiyoruz. Sadece ben değil, Türkiye Cumhuriyeti’nde vergi ödeyen herkes öğrenmek istiyor” diye seslendi.

Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün Meclis’te kurulan 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonun’da hükümete geçmişte uyarıda bulundukları yönünde açıklamaları olduğunu, Başbakan Yıldırımın ise bu açıklamalardan rahatsız olduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Binali Bey bundan son derece rahatsız. Şöyle bir açıklama yapıyor; ‘Eski bir Genelkurmay Başkanı çıkıp diyor ki biz 2004’te uyardık’. Ne uyardınız kardeşim? Ne zamandan beri cemaatler terör örgütü oldu? ‘Bizim için kırmızı çizgi terör faaliyetinin başladığı gündür, o da 17 Aralık’tır. Bu örgüt devletle bilek güreşine 17 Aralık’ta başlamıştır’. Sayın Başbakanın konuşmasından anlıyoruz ki bir yapının terör örgütü olup olmadığına devletin güvenlik raporlarına bakarak değil, AKP ile ilişki durumuna bakılarak karar veriliyor. 17 Aralık silahlı bir eylem değil. 17 Aralık’ta ayakkabı kutularından çıkan paralar, çikolata kutularında giden rüşvet ve 700 bin liralık kol saati vardı. Kimsenin elinde silah yoktu. Niye 17 Aralık’ı milat olarak alıyorlar? Kendi yolsuzluklarını kapatmak için alıyorlar. Biz bu yolsuzlukların üstünü kapatacak mıyız? Asla kapatmayacağız. Kul hakkına sonuna kadar sahip çıkacağız. 17 Aralık; aynı menzile gittiğiniz, iş birliği ve güç birliği yaptığınız FETÖ ile ortaklığınızın bozulmasıdır. ”

FETÖ’nün başındaki kişinin 12 Eylül referandumunda Pensilvanya’dan “mezardakileri bile kaldırarak evet oyu kullandırmak lazım” dediğini, kendisinin ise “hayır oyu vererek bunlara tokat atın, bu tokat okyanus ötesinden de duyulsun” dediğini anlatan Kemal Kılıçdaroğlu, “Aramızdaki fark bu. Peki Erdoğan ne diyordu? Okyanus ötesine teşekkür ediyor, iyi niyet elçileri gönderiyordu.” şeklinde konuştu.

Başbakan Yıldırım’ın, “Başkanlığın kapısı, 15 Temmuz akşamı açılmıştır.” dediğine işaret eden Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Böylece darbe gecesi Sayın Cumhurbaşkanı’nın ‘Bu bize Allah’ın bir lütfu. Sonu iyi olacak’ derken neyi kast ettiğini Başbakan açıkladı. Bu söz 15 Temmuz’da tankların önüne yatan, kurşunlara hedef olan şehitlerimize ve gazilerimize ihanettir. Şehit Astsubay Ömer Halisdemir, Recep Tayyip Erdoğan başkan olsun diye şehit olmadı. 15 yaşında şehit olan Halil İbrahim Yıldırım, Erdoğan darbeden sonra başkan olsun diye şehit olmadı. Kazanlı Mustafa Amca darbeden sonra Erdoğan başkan olsun diye şehit olmadı. Şehitlerimize yazıktır. Darbeyi fırsat bilip, ‘Ben nasıl koltuğumu sağlamlaştırırım, nasıl tek yetkili olurum, nasıl her şey bana bağlanır’ arayışına girdiler. Bu arayışa 1940’lı yıllarda Hitler de girmişti. Avrupa, dünyayı kana buladı. Bu sevdadan vazgeç kardeşim. Senin başkan olma gibi bir niyetinin olmaması gerekir, bu ülkeye ve bu Cumhuriyete saygılıysan.”

Cumhurbaşkanının anayasal sınırları dışına çıkmaması, hükümetin, yargının, medyanın herkesin kendi işiyle meşgul olması gerektiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, bunun tam demokrasinin gereği olduğunu söyledi.

Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanının hükümetin her işine müdahale etmesinin, her konuda söz söylemesinin kabul edilemez olduğunu belirterek, “Diyorlar ki ‘Peşmerge izin verdi, Başika’da Türk topçusu ateş etti’. Peşmergelerden açıklama; ‘Biz böyle bir şey yapmadık. Biz izin vermedik’ diyorlar. Ağırıma giden, koskoca Türkiye Cumhuriyeti ordusunun, Peşmergenin emrine verilmiş olması. ‘İzin verdiler Musul’a gireceğiz. Musul’da biz de varız. A planımız var, B planımız var, C planımız var’. Binali Bey söylese sorarız, ‘Kardeşim planlar nedir, Meclis’e gel, bilgi ver’ diye. Kim söylüyor? Cumhurbaşkanı söylüyor. Yetkisi var mı? Yok. Görevi var mı? Yok. Sorumluluğu var mı? Yok. Niye konuşuyorsun kardeşim, Türkiye’yi zor duruma sokuyorsun?” diye konuştu.

Türkiye’nin artık akıl alınan değil, sorunun kaynağı ülke konumuna geldiğini iddia eden Kılıçdaroğlu, “Bölgede kabile reislerinin bile Türkiye Cumhuriyeti hükümetini azarladığını” savundu.

Kılıçdaroğlu, konuşmasında başkanlık tartışmalarına da değinerek, şunları kaydetti:

“Deniyor ki; ‘Sayın Cumhurbaşkanı anayasayı ihlal ediyor. Sınırların dışına çıktı. Ne yapalım? O zaman anayasayı, kuralları değiştirelim. Bu kişiye göre yeni bir anayasa yapalım’. Peki yeni bir anayasa yaptık, ona da itiraz etse ne yapacağız? Sayın Bahçeli’den istirhamım; şu açıklama bence yeterli, gel bu kişiyi kral yapalım ve serbest bırakalım. Ne istiyorsa yapsın, bir televizyon kanalını da bağlayalım, 24 saat canlı yayın yapsın, sen de kurtul, biz de kurtulalım.”

Cumhurbaşkanının tarafsız olması, hukuku her şeyin üzerinde tutması ve buna göre davranması gerektiğini dile getiren CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, “Ettiğin yemini unutacaksın, anayasayı çiğneyeceksin, mahkeme kararlarını tanımayacaksın, Meclis’i ve güvenoyu almış hükümeti yok sayacaksın, her önüne geleni kandıracaksın, ülkenin başını belaya sokacaksın, peki yarın seni biri kandırdı sen de Türkiye’nin başına bela açtın, o zaman biz ne yapacağız? Bu kadar yetkiyi sen niye, hangi gerekçe ile istiyorsun. Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’ni Pensilvanya’daki meczup bir kişi karşısında acze düşüreceksin, yüzlerce insan ölecek, sonra çıkıp da ‘başkanlık, başkanlık’ diye tutturacaksın. İnsanda biraz ar, biraz edep olur.” ifadelerini kullandı.

CHP içinde de FETÖ’cüler olduğu eleştirileri yapıldığını hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Sayın Binali Yıldırım’a çok açık bir çağrı yapıyorum; ucu nereye giderse gitsin, nereden başlarsa başlasın her türlü soruşturmaya var mısın? Gel arkadaş her türlü desteği verelim.” dedi.

Kemal Kılıçdaroğlu, FETÖ’cülerin hangi partiden olduğunu anlamanın üç anahtarı olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:

“Hangi partide bir kişinin kölesi olmak, sorgusuz, sualsiz itaat etme ön plana çıkmışsa FETÖ’cüler o partidedir. Hangi parti bir kişinin adıyla anılıyor, o kişinin yazılı mesajı ayakta alkışlanıyor, dinleniyorsa FETÖ zihniyeti o partidedir. Hangi parti, ‘Siz bunu anlamazsınız. Bunun adı reise itaat, davaya sadakat’ diyorsa FETÖ’cüler o partidedir. Aynı kural. Ama itaati hukuk, sadakati cumhuriyet, bağlılığı anayasa olan, kadın-erkek eşitliğine inanan, ‘akıl ve bilim önceliklidir’ diyen CHP’de zaten böyle bir durum olamaz.”

Kendisinin mağdurlara sahip çıktığını ve çıkmaya devam edeceğini dile getiren Kılıçdaroğlu, “Ben mağdurlara sahip çıkıyorum, onun mağduru da Rıza Sarraf. Amerika’ya gidiyor, herkes konuşuyor. ‘Ne güzel bizim bakanlara rüşvet veriyordu? Biz mağdur olduk. Serbest bırakın aynı kervan yoluna devam etsin.’ Ama ben de 15 Temmuz sonrası bu ülkenin haksız yere zindanlara atılan öğretmenine, öğrencisine, erine, erbaşına, uzman çavuşuna, akademisyenine, gazetecisine, yazarına, çizerine sahip çıkıyorum. Bizim aramızdaki fark bu. Biz insanı seviyoruz, onlar doları seviyorlar. Biz ‘vicdan’ diyoruz, onlar ‘cüzdan’ diyorlar. Biz Berkin Elvan diyoruz, onlar ‘Allah Allah ne oldu ya, bizim fayanslar kırıldı’ diyorlar. Onların derdi fayans, bizim derdimiz insan.” diye konuştu.