24151024_4

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bakan Yılmaz ve beraberindeki öğretmenleri kabul etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Muallimlerine, müderrislerine gerekli hürmeti sunmayan, onların fedakarlıkları karşısında ahde vefa göstermeyen bir ülkenin geleceği karanlıktır. Öğretmenlerini yokluğa, yoksulluğa, çaresizliğe sevk eden bir milletin benlik bilinci de medeniyet tasavvuru da gelişmez, gelişemez. Böyle ülkelerin yerinde sayması mukadderdir.“ dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi´nde düzenlenen Öğretmenler Günü programındaki konuşmasına, 24 Kasım Öğretmenler Günü´nün tüm öğretmenlere hayırlı olmasını dileyerek başladı. Yurt içinde ve yurt dışında görev yapan öğretmenlere teşekkür eden Erdoğan, “Görevi esnasında şehit edilenler başta olmak üzere, ebedi aleme irtihal etmiş tüm öğretmenlerimize Cenabı Allah´tan rahmet niyaz ediyorum. Özellikle 15 Temmuz gecesi göğsünü kurşunlara siper ederek, darbeci hainlerin heveslerini kursaklarında bırakan öğretmenlerimize şahsım ve milletim adına şükranlarımı özelikle ifade etmek istiyorum.” diye konuştu. Uzun yıllar hizmet ederek, başarılı öğrencileri yetiştirdikten sonra görevlerini yapmış olmanın huzuruyla emekli olan öğretmenlere de uzun ömürler dileyen Erdoğan, “Bu vesileyle üzerinde hakkı ve emeği olan kendi öğretmenlerimi de buradan hürmetle selamlıyor, hayatta olanlarının her birinin ellerinden öpüyorum.” ifadesini kullandı.

“Onlar, bizim varlık nedenimizdir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, salonda 81 vilayetten gelen öğretmenlerin yanında usta öğreticiler, Suriyeli muallimler, yurt dışında hizmet eden, engelli ve özel eğitim kurumlarında görev yapan öğretmenlerin de bulunduğunu belirterek, “Her birinize hizmetleriniz, emekleriniz, engin sabırlarınız için özellikle teşekkür ediyorum. Kutlu vazifelerinizde Rabbimden muvaffakiyetler diliyorum. Hayatta olsun ya da olmasın ülkemizin bugünlere erişmesinde katkısı olan fedakar öğretmenlerimizi her daim hayırla anacak hiçbir zaman unutmayacağız, zira onlar bizim varlık nedenimizdir.” diye konuştu.

Öğretmenlerin, kutsal olduğu kadar mesuliyeti ağır bir mesleği icra ettiklerini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Sizler ailelerimizin şahsınıza emanet ettiği çocukları, körpe dimağları adeta bir nakkaş titizliğiyle işliyor, onlara bilginizle birlikte kişiliğinizi de katıyorsunuz. Öğretmenlik mesleği sadece eğitim, öğretim sürecinde edinilen bilgileri sınıfta öğrencilere aktarmak değildir. Öğretmenlik bilgi yanında tecrübe ve irfanla çocuklarımızı, gençlerimizi geleceğe hazırlama mesleğidir. Bu yönüyle öğretmenler eğitim sistemimizin temel yapı taşları, istikbalimizin de mimarlarıdır. Muallimlerine, müderrislerine gerekli hürmeti sunmayan, onların fedakarlıkları karşısında ahde vefa göstermeyen bir ülkenin geleceği karanlıktır. Öğretmenlerini yokluğa, yoksulluğa, çaresizliğe sevk eden bir milletin benlik bilinci de medeniyet tasavvuru da gelişmez, gelişemez. Böyle ülkelerin yerinde sayması mukadderdir.” değerlendirmesinde bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz medeniyetlere beşiklik yapmış, her bir şehri adeta açık hava müzesi olan mümbit bir coğrafyada yaşıyoruz. İçinde bulunduğumuz topraklar kültürel ve tarihi olarak zengin olmaları yanında aynı zamanda birer devletler kabristanıdır bu topraklar. Bu topraklarda bırakın devlet olarak gelişmeyi, mevcudiyetinizi korumak için bile büyük bedeller ödemeyi göze almanız gerekir. Nitekim Anadolu´nun kapılarını kendimize ebediyen açtığımız 1071´den beri çetin mücadeleler yürüttük halen de yürütüyoruz.

Bu mücadelede sadece cenk meydanlarında olaylar olmadı, bu mücadele sadece cenk meydanlarında verilmedi. Yalnızca siyaset sahnesinde, diplomaside, ticarette, sanayide yaşanmadı. Esas mücadele ilim hayatında, bilimde, eğitimde gerçekleşti. Üstat Necip Fazıl´ın ifadesiyle, gittiği yerlere çil çil kubbeler serpen bir orduya sahip olan atalarımız, süvarilerinin ayak bastığı her şehirde kalıcı eserler bırakmak, orayı bir İslam beldesi haline dönüştürmek için mücadele etti. Medreseler, rasathaneler, camiler, kervansaraylar, şifahaneler, hanlar, kümbetler gibi Türk-İslam mimarisinin en nadide eserleriyle tüm Anadolu´yu akabinde Rumeli´yi ilmek ilmek işlediler.”

Geçen hafta Özbekistan´a bir ziyaret gerçekleştirdiğini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Registan Meydanı´nda gördüğümüz o muhteşem medrese bizim bu geleneği nereden tevarüs ettiğimizi apaçık gösteriyor. Temenni ederim ki inşallah Millî Eğitim Bakanlığımız buralara da özel ziyaretler düzenlemek suretiyle, sadece kitabi olarak değil, yani bir hakkel yakin var, bir de aynel yakin var. Aynel yakin olarak da oraları görmek, yerinde incelemek suretiyle gerçekten biz nerelerden neyi tevarüs etmişiz, nerelerde de ne tür eserler bırakmışız bunu ortaya koyma bakımından çok daha isabetli olacaktır diye düşünüyorum ve Millî Eğitim Bakanlığımızın bu adımı da atmasının çok çok hayırlı olacağını düşünüyorum. Şimdi işte ara tatil geliyor, bu ara tatilde bu yapılabilir veyahut da yaz tatilinde yapılabilir. Oranın mevsim koşulları da göz önünde bulundurularak, böyle bir adım atılırsa bunun isabetli olacağı düşüncesindeyim.”

“İlim ve bilgide üstünlüğü kaybeden bir milletin ileriye gitmesi imkansızdır”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ecdadın sadece iftihar edilecek yapılar inşa etmekle kalmadığını, aynı zamanda güçlü ekonomisi, adil yönetimi olan, bilim ve teknolojiye verdiği önemle büyük bir medeniyet kurduğunu söyledi. Gerek Büyük Selçuklu, gerek Türkiye Selçuklu, gerekse Osmanlı şehirlerinde, hatta Sultan 2. Abdülhamit Han tarafından sınırlar dışında yaptırılanlar dahil, 3 kıta 7 iklimde yükselen medreselerin ecdadın ilme, alime ve eğitime verdiği önemin en güzel kanıtı olduğunu ifade eden Erdoğan, bu medreselerde sadece dini ilimlerin talim edilmediğini, bununla beraber fen ve sağlık bilimlerinin öğretildiğini, şifahanelerde dönemin en yeni tıp hizmetlerinin sunulduğunu anlattı. Erdoğan, bugün ziyaretçileriyle büyüleyen, Konya´da Karatay Medresesi, Diyarbakır´da Zinciriye Medresesi, Kayseri´de Hunat Hatun Külliyesi, Erzurum´da Çifte Minareli Medrese, Sivas´ta Gök Medrese, Kırşehir´deki Cacabey Medresesi´nin bu ilim merkezlerinden sadece birkaçı olduğunu dile getiren Erdoğan, Yunus Emre, Mevlana Celaleddin Rumi, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli, Akşemseddin, Mimar Sinan, Hazerfan Ahmet Çelebi gibi medeniyetin ilim, irfan ve hikmet pınarlarının bu iklimden, bu medreselerden neşet ettiğini söyledi.

“Fethin görünmeyen ama gerçek sahibi de o hocaydı”

Sabah bir televizyon programında, Fatih Sultan Mehmet´in fethin ardından İstanbul´a girişini izlediğini anlatan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: “Bizansın kadınları, İstanbul´a giren Fatih ve arkasındaki orduya çiçekler atarken bir demet gül de Akşemseddin Hazretlerine vermeye yöneldi. Akşemseddin Hazretleri, Fatih Sultan Mehmet´i işaret etti. Onu işaret edince de Fatih Sultan Mehmet, “Hocama bu gülü vereceksin, bu fethin asıl sahibi odur´ dedi. Kadın, ´Siz böyle genç olunca ben sizin değil, onun bu ordunun komutanı olduğunu zannetmiştim´ dedi ve o demet gülü Akşemseddin Hazretlerine verdi. İşte padişah ile hocasının ilişkisi bu. Buradan iş bu şekilde geldi. Çünkü varlık nedeni o hocasıydı. Tabii fethin görünmeyen ama gerçek sahibi de o hocaydı.”

“Hocasına el kaldıran değil, hocasına saygı gösteren milletiz”

Erdoğan, aynı şekilde bu örneği Yavuz Sultan Selim ile hocası arasında da gördüklerini belirterek, “Yavuz ile hocası Belgrad´da yan yana giderken, hocasının atının ayağından sıçrayan çamur Yavuz´un kaftanına geliyor ve hocası atından inip yanına geliyor. Onu silmeye teşebbüs edince Yavuz hocasına ´O, benim kaftanımın şerefidir, öldükten sonra bu kaftanımı kabrime örtün´ diyor. Biz böyle bir ecdadın torunlarıyız. Buradan tevarüs aldığımız bu anlayışı işte aynen geleceğe taşımamız gerekiyor. Yani hocasına el kaldıran değil, hocasına bu saygıyı gösteren bir milletiz. Biz böyle gelmişiz, böyleyiz, böyle olacağız.” diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk milletinin tarihinde kılıç ile kalemin hep birlikte yol aldığını, Anadolu´yu vatan kılanın sadece ordunun muzaffer komutanları ve akıncılarının seferleri değil, aynı zamanda alimlerin, ariflerin ve bunun yanında mutasavvıfların ilim ve hikmet seferberliklerinin olduğunu vurguladı.

“Mazisini kavrayamayan istikbale yürüyemez”

Varlığının idrakinde olmayanın, geleceği inşa edemeyeceğine dikkati çeken Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Mazisini kavrayamayan istikbale yürüyemez. ´Kökü mazide olan ati bir millet´ diyor ya. Bizim milletimizi tanımlarken öyle tarif ediyor. Bu şuurla hareket eden bizlerin bilhassa da siz değerli öğretmen ve muallimlerimizin, tarihimizi, bu coğrafyada nasıl ayakta kaldığımızı öğrencilerimize iyi anlatmamız, öğretmemiz gerekiyor. Çünkü, yitik kaybedildiği yerde aranır. Gerilememiz, çöküşümüz hangi alanda başladıysa gelişmemiz, inkişafımız, dirilişimiz de oradan olacaktır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ilim ve bilgide üstünlüğü kaybeden bir milletin ileriye gitmesinin imkansız olduğunu belirterek, “Hele hele üretmeyen, çalışmayan, kendini tekrarlamakla iktifa eden bir ülkenin, içinde bulunduğumuz bu zor coğrafyada bırakın ilerlemesi, ayakta kalması dahi mümkün değildir. Çünkü burada durmak, duraksamak, gerilemekle değil, yıkılmakla eş değerdir. Bizi bugünlere ulaştıran sır, Peygamber efendimizin, ´İki günü birbirine eşit olan ziyandadır´. Bu gerçektir. Bizim iki günümüz birbirine eşit olmayacak, eğer olursa zarardayız. Bu millet zarar eden bir millet olmayacak, sürekli kar eden bir millet olacak.” diye konuştu.

“Yaptığımız işlere bu anlayışla yaklaşmalıyız”

Erdoğan, ecdadın hem kendi ferdi hayatlarına hem de vazifelerine bu bilinçle yaklaştıkları için devlet yönetiminden ticarete, diplomasiden eğitime kadar hemen her alanda çığır açan işlere imza attıklarını bildirdi. Dünyaca ünlü meşhur bilim tarihçisi Ordinaryus Profesör Fuat Sezgin´in yaşadığı hadiseyi, Erdoğan şöyle aktardı: “Bir gün profesör Hellmut Ritter, öğrencisi Fuat Sezgin Hocamıza, ´Günde kaç saat çalışıyorsun?´ diye soruyor. Hocası Alman, şu an kendisi de Almanya´da. Fuat Sezgin Hocamız da büyük bir iftiharla ´Hocam günde 13-14 saat çalışıyorum´ der. Bunun üzerine Ritter, ´Bu tempoyla sen iyi bir bilimadamı olamazsın´ der. Halbuki biz de işte 8 saat çalıştın mı yeterlidir, hep böyle derler bize. Ritter, ´Eğer büyük bir bilimadamı olmak istiyorsan çalışma saatlerini artırmalısın´ der. Fuat Sezgin, ´Kendisi günde adeta 24 saat çalışırdı, günler uzun olsaydı daha çok çalışacaktı. Ben ondan sonra çalışmamı 17 saate çıkardım. Bu 70 yaşıma gelinceye kadar devam etti. 70 yaşından sonra çalışmamız 1-2 saat azalttım´ diyor. Şu anda maşallah cin gibi. Geçen ay sonunda İstanbul Üniversitesi kendisine doktora nişanı verdi. Öyle bir insan. Şimdi ise ´aşağı yukarı 13-14 saat çalışmaya gayret ediyorum´ diye anlatıyor. İşte biz de vazifemize, yaptığımız işlere bu anlayışla yaklaşmalıyız. Son 14 yılda hem ülkemizi bu şuurla ileriye taşımaya çalıştık hem de geçmişin ihmallerini, sıkıntılarını çözmenin gayreti içinde olduk.”

75 kişilik sınıflardan 30 kişilik sınıflara

Cumhurbaşkanı Erdoğan, göreve geldiklerinde ülkenin eğitim-öğretim alt yapısının çok kötü durumda olduğunu belirten Erdoğan, kendi öğrenciliği zamanında da zor şartlarda eğitim yapıldığını, kendisi 75 kişilik bir sınıfta öğrenim görürken, 100´ün üzerinde öğrencisi olan sınıflar bulunduğunu bildirdi.

Başbakanlığı döneminde sınıflarda öğrenci mevcudunun 30´un altına indirilmesi hedefini koyduklarını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İkinci etap çift tedrisat değil tek tedrisata doğru yürüyeceğiz. İşte şimdi buna doğru yürüyoruz. Bu adımları atacağız. Er veya geç bunu da başaracağız. Başka çaremiz yok. Ama ben saygıdeğer hocalarımızdan bir şeyi de istirham edeceğim, o da şu; İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendin bilmezsen ya nice okumaktır. Bunu başarmamız lazım.” ifadesini kullandı. Ülkeyi kalkındırmanın dört temel esası olarak eğitim, sağlık, adalet ve güvenliği belirlediklerini, ilk sıraya eğitimi koyduklarını anlatan Erdoğan, şöyle devam etti: “Mesela dedik ki ´Yapılacak atamalarda en az yüzde 50 Millî Eğitim´e atama yapacağız. Çünkü öğretmen açığımız büyük. Bunu gidereceğiz´ dedik. ´Bütçe payında aslan payını eğitime vereceğiz´ dedik. 14 yıldır bu gerçekleşiyor. Biz göreve geldiğimizde Osmanlı döneminden kalanlarla birlikte tüm Cumhuriyet tarihimiz boyunca sadece 346 bin derslik inşa edilmişti. Biz bu rakama 2002-2016 arasında 270 bin yeni derslik ilave ettik. Nereden nereye… 2002 yılında 506 bin öğretmenimiz hizmet verirken yine aynı dönemde biz 561 bin yeni öğretmen ataması yaptık. Bunu aştık. Şu anda emekli olanlar var, bunları çıktığımız zaman 904 bin öğretmen okullarımızda görev yapıyor. Hamdolsun buraya geldik.” Cumhurbaşkanı Erdoğan, eksiklerin olduğunu ancak bunların da peyderpey aşılacağını dile getirdi.

“Eğitim alt yapısını yeniledik”

Ülkenin 81 vilayetine anaokulundan ilkokula, ortaokuldan liseye, üniversiteye kadar çok sayıda eğitim-öğretim kurumu kazandırdıklarını belirten Erdoğan, yurtları ve pansiyonlarıyla, spor salonları, araştırma merkezleri, kütüphaneleri, laboratuvarlarıyla ülkenin eğitim altyapısını yenilediklerini ifade etti. Erdoğan, kitapları ücretsiz dağıtarak, özellikle maddi durumu sınırlı aileler üzerindeki çok büyük bir yükü ortadan kaldırdıklarını, burs ve kredi imkanlarını genişleterek, yeni imkanlar getirerek okumak isteyenleri desteklediklerini aktardı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hatta çocuklarını okullara göndermeyenlere, ´Haydi Kızlar Okula´ kampanyasını sağolsun eşim başlattı ve Şanlıurfa´dan bunu başlatmak suretiyle de bu süreci ayrıca devam ettiriyoruz.” dedi.

Bu süreçte öğretmenleri de ihmal etmediklerini vurgulayan Erdoğan, şunları ifade etti: “Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, müfredat ne kadar iyi hazırlanmış olursa olsun, altyapı ne kadar güçlü olursa olsun nihayetinde bunları uygulayacak olanlar öğretmenlerdir. Müfredatımızda eksiklerimiz oldu, hala var. Temenni ederim ki inşallah şu anda bunlar da gideriliyor. Öğretmenlerimizi her açıdan güçlendirmeyi, onlara huzurlu ve güvenli bir çalışma ortamı hazırlamayı kendimize en büyük görev addediyoruz. Ülkemizin şartları genişledikçe, imkanlarımız arttıkça, inşallah bunları öncelikle öğretmenlerimizin istifadesine sunmaya devam edeceğiz. Ne yaparsak yapalım, sizlerin emeğinin, özverisinin maddiyatla ölçülemeyeceğinin bizler elbette farkındayız. Öğretmenlerimizin de mesleklerine gönül eksenli yaklaştıklarına inanıyorum.”

“Gönülden gönüle iletişim çok önemli”

“Bir neslin ağabeyi, bizim de büyüğümüz” dediği Fethi Gemuhluoğlu´nun “İnsan gönülden ibarettir” sözünü paylaşan Erdoğan, “Zira insanı tekemmül ettiren bilgi kavli, yani sözlü değil gönülden gönüle akandır. Bir öğretmen yaptığı mesleğe sadece iaşesini sağladığı bir iş olarak bakıyorsa o kişinin insan yetiştirmesi çok zordur. Çünkü öğretmenlerimiz sadece öğrencilerinin akıllarına, beyinlerine hitap etmiyor aynı zamanda onların kalplerine, duygularına da hitap ediyor. Yani o gönülden gönüle iletişim çok önemli.” diye konuştu. Herkesin unuttuğu ve aklında kalan hocaları olduğunu belirten Erdoğan, gönüllere giren hocaların akılda kaldığını bildirdi.  Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendileriyle hafta sonu dahi ilgilenen bir hocasına ilişkin anısını paylaşarak, “Ben o hocayı unutabilir miyim? Şu anda öldü ama yine unutmuyorum. Çünkü o bizi, o hafta sonunda da adeta bir nakkaş gibi işliyordu. Kimle, o da kendi hocasını getirmek suretiyle bizi işliyordu.” dedi. Öğrencilerine rol model olan, örnek olan öğretmenlerin, çocukların kişiliğini, hayata ve insana bakış açısını da şekillendirdiğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti: “Öğrencilerimizi dinamik, açık fikirli, üretken aynı zamanda da sorumlu fertler olarak yetiştirmeliyiz. Biz terör örgütlerinin kanlı eylemlerinde kullanacağı sarf malzemeleri değil, ülkemizin istikbalini kurtaracak ´Asım´ın Nesli´ gibi gençler yetiştirmek istiyoruz. Derdimiz bu.”

“Bizler Batı´ya öykünen, kendi milletinden tiksinen sömürge ajanları değiliz”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bizler Batı´ya öykünen, kendi milletinden tiksinen sömürge ajanları değiliz” ifadesini kullanarak, kendini bilen, tarihini bilen, medeniyet değerlerini özümsemiş fikir işçileri yetiştirmeyi hedeflediklerini söyledi. Marjinal ideolojilerin kalıplarına sıkışmış, zihni formatlanmış, at gözlüğüyle dünyaya bakan gençlerin, hangi okulu bitirirse bitirsin, ne bu ülkeye ne de bu millete sunacağı bir katkı olduğunu vurgulayan Erdoğan, millî ve manevi değerlere yabancı, evrensel olmaktan uzak bir eğitim anlayışının, toplumda ne tür sıkıntılara sebep olduğuna herkesin şahit olduğunu belirtti.

Gerek PKK, DHKP-C gibi etnik ve mezhebi farklılıkları kaşıyan örgütlerin, gerekse DEAŞ ve FETÖ gibi dini kavramların arkasına saklanan yapıların en büyük istismar alanının eğitim ve öğretim alanındaki hatalar olduğuna dikkati çeken Erdoğan, “Bu ülkenin yüzlerce yıllık tarihi ve kültürel birikimine yabancı eğitim öğretim politikaları, maalesef çatışmacı, hastalıklı, çift kişilikli nesillerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Özellikle Fetullahçı Terör Örgütü, Feto zamanın gerisinde kalan, toplumun temel değerlerinden uzak, jakoben baskıcı bir eğitim politikasının ürünüdür” diye konuştu. Erdoğan, FETÖ mensubu bir profesörün “O bize şah damarından daha yakın” sözlerini hatırlatarak, sözlerine şöyle devam etti: “Senin her yerin profesör olsa ne olur ya. Kalkıp da Pensilvanya´dakini kendine şah damarından daha yakın görürsen, sen zaten bitmişsin, tükenmişsin. Sen bir ilim erbabı olamazsın, sorgulayan da olamazsın. Bize şah damarımızdan daha yakın olan, bir Müslüman olarak bunu söylüyorum ki bunlar böyle geçiniyorlar, o da Rabbimizdir. Ayet-i Kerime´de de ifade edildiği gibi ´Ben size şah damarınızdan daha yakınımdır´ diyor Rabbimiz. Ondan başka yok, hiç bir güç yok. Ve bu, bizim dinimize göre kim ki Allah´tan başka bir gücü şah damarından yakın olarak ilan ederse, o bir defa kesinlikle küfürdedir, bu ifade şirktir, biz buna evet diyemeyiz.”

“Milletimizin zeki ve başarılı evlatları adeta bu örgütün kollarına zorla itilmiştir”

Uzun dönem belli okulların, makamların ve mesleklerin, bu ülkenin asli evlatlarına adeta kapatılmış olmasının, FETÖ´ye beklediği fırsatı sunduğunu ifade eden Erdoğan, “Bu çarpıklık, meydanı, kapıdan alınmayınca bacadan girmeye çalışan FETÖ gibi simsarlara bırakmıştır. 12 Eylül darbesinden sonra özellikle 28 Şubat müdahalesinin akabinde, milletimizin zeki ve başarılı evlatları adeta bu örgütün kollarına zorla itilmiştir.” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, sınav kazandırma, iyi eğitim, başarılı kariyer gibi göz boyayan sloganlarla, ailelere nüfuz eden FETÖ yüzünden bugün kayıp bir nesil oluştuğuna vurgu yaparak, şunları kaydetti: “Kopya, kopyacılık, işte bunlarda var. Bakın şimdi hepsi tek tek ortaya çıktı, çıkıyor. Ve bunlar işte o kopyacı bir nesli, devletin belli makamlarına yerleştirmek suretiyle, oralarda da ne yazık ki böyle bir ele geçirme operasyonunu, bir işgal hareketini gerçekleştirdiler. Devletimizin imkanlarıyla okumuş binlerce FETÖ militanı bilhassa yurt dışında edindikleri tüm yetenekleri, tüm mesailerini Türkiye´yi karalamaya sarf ediyor. Milletimizin rızkından keserek verdiği hayır hasenatla okuyanlar, 15 Temmuz´da milletin kanını dökmekte hiçbir beis görmediler. F-16 uçaklarıyla bu milleti bombalayanlar, şu Külliye´yi bombalayanlar, bunun eğitimini öğretimini mi aldılar? İşte o Feto´yu tabulaştırmak suretiyle böyle bir eğitim öğretim aldılar ve şu gördüğünüz Külliye´nin çevresinde 29 şehidimiz var, 36 yaralımız var. Özel Harekat´ta 56 şehidimiz var, aslanlar gibi orada polislerimiz, orada kız polislerimiz şehit oldu. Aynı şekilde TBMM´yi bunlar bombaladı, İstanbul´da şimdi adı artık 15 Temmuz Şehitler Köprüsü olan Boğaz Köprüsü´nü bunlar insafsızca bombaladılar ve 36 şehidimiz orada var.”

“Bedelini ödüyorlar, ödemeye devam edecekler”

Bir Müslümanın kendi vatanında, kendi milletinin fertlerine karşı böyle bir şey yapmasının mümkün olmadığını dile getiren Erdoğan, “Tabii ki Silahlı Kuvvetlerimizin içine sızmış olan bu bir grup FETÖ´cü terörist, işte bu adımları attılar. Şimdi de bedelini ödüyorlar, ödemeye devam edecekler. Görevden alınanlar vesaire, bunları da tabii ki alacağız. Mümkün olduğunca da istiyoruz ki ´at izi it izine karışmasın´ ama bu tür şeyler de olur mu? Tabii o kadar da olur. Çünkü A´dan Z´ye kendilerini acayip saklıyorlar. ´Ağlarım ağlatamam, hissederim söyleyemem, dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım.´ diyor şair. Şu anda bildiklerimi tabii söyleyemeyecek durumdayım ama günü geldiğinde inşallah onlar da belki kaleme dökülecektir. Çünkü her doğruyu her yerde, her zaman söylemek doğru değil. Onun için sabır gerekiyor.” dedi.

Bütün bu acı tablodan herkesin çıkartacağı önemli dersler olduğunu anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Öncelikle şu gerçeğin farkına hep birlikte varmalıyız; teröristle mücadele güvenlik birimlerinin, terörle mücadele ise tüm toplumun görevidir. Bir tek evladımızın dahi bu tür insanlık düşmanı yapıların eline düşmesine gönlümüz razı gelmez. Hangi terör örgütü tarafından devşirilirse devşirilsin, hiçbir evladımızın kaybolmasına, vatanına, milletine, devletine, anne babasına ihanet etmesine gönlümüz razı değil. Bu şer odaklarına karşı hep birlikte mücadele etmeliyiz. Öğretmenlerimiz, sorumlulukları ve meslekleri itibarıyla bu mücadelenin en ön safında yer almalıdır, zaten yer alıyorlar. Şahsen yaptığı işin bilincinde olan bir öğretmenin herhangi bir terör örgütüne sempati duyabileceğine asla ihtimal vermiyorum.”

“Bu millet böyle vefakar, böyle bir cefakar millettir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, öğretmenliğe yeni başlamış birçok gencin Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgelerinde, dağlık bölgelerde öğretmenlik yaptığına işaret etti. Annelerin de öğretmen evladını yalnız bırakmamak için onlara eşlik ettiğine dikkati çeken Erdoğan, “Bu millet böyle vefakar, böyle bir cefakar millettir. Çünkü Güneydoğu´da, Doğu´da, ülkemin çeşitli yerlerinde dolaştığım illerde, ilçelerde, köylerde hep bu tablolarla karşı karşıya kalmışımdır.” ifadesini kullandı.

Türkiye´de dolaşmadığı il, ilçenin adeta olmadığını dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti: “Teröre sempatiyle bakan hatta farklı örgütlerin dağ ve şehir kadrosuna militan kazandıran Millî Eğitim Bakanlığı mensupları yok mu? Elbette var. Bu tarz hainler diğer kurumlarımızda da var. Fakat bunlar, kimliğinde ne yazarsa yazsın, öğretmen değildir, olsa olsa öğretmen kılığındaki insan müsveddeleridir. Bizim öğretmenlerimiz, başta Gazi Mustafa Kemal Başöğretmen olarak, onlar neyin mücadelesini verdiler? Onlar, bu toprakların vatan kılınmasının mücadelesini verdiler. Bu milletin bu topraklarda, millet olma mücadelesini verdiler. Bizim buralardan bir şey almamız gerekmez mi?”

“Kimse de o paçavralara ´bayrak´ ifadesini lütfen kullanmasın” 

Her zaman dört temel esası vurguladığını belirten Erdoğan, “Bir, tek vatan. Tek millet. Tek millet derken neyi kastediyorum? Bu ülkede 80 milyon nüfusumuz var. Türk´ü, Kürt´ü, Laz´ı, Çerkez´i, Gürcü´sü, Abaza´sı, Boşnak´ı, Arnavut´u… 80 milyon tek millet. Ayrım asla olmayacak.” dedi. Erdoğan, ikinci temel unsurun “tek bayrak” olduğunu vurgulayarak, “Şu bayrağımızın üzerindeki renk şehidimizin, gazimizin kanıdır. Hilal, bağımsızlığımızın ifadesidir. Yıldız, şehitlerimizin ta kendisidir.” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk bayrağına eş başka bir bayrak tanımadıklarına dikkati çekerek, şu görüşlere yer verdi: “Kimse de o paçavralara ´bayrak´ ifadesini lütfen kullanmasın. Onlar olsa olsa paçavradır. Ülkemizin belli bölgelerinde zaman zaman bu tür paçavralarla yürüyüş yapanlar çıkıyor. Şimdi de bize Avrupa Birliği adı altında görüntü verenler ve Avrupa Birliği´nde kalkıp da PKK´yı ´terör örgütü´ olarak ilan edenler, bu örgütün başından sağına soluna kadar olanlarla bakıyorsunuz Avrupa´nın meydanlarında gösteri yapmalarına müsaade ediyorlar.”

“Bunlar terörün yardım yataklık eden uzuvlarıdır” 

Almanya´da “Teröre Hayır, Demokrasiye Evet” mitingi düzenlemek isteyenlerin kendisini 15 Temmuz´dan sonra video konferans yoluyla mitinge davet ettiğini ama Almanya´daki yerel mahkemenin ve Anayasa Mahkemesinin bu talebe “hayır” yanıtını verdiğini anımsatan Erdoğan, buna karşılık 2012´de Kandil´deki terör liderlerinden birine “video konferans” yoluyla meydanda konuşma yaptırıldığına dikkati çekti.

Erdoğan, “Bana ret verilen ülke, bakıyorsunuz 15 Temmuz´dan sonra yine Almanya´da aynı şekilde, ismini vermeyeceğim, orada telekonferansla ekrandan onlara görüntüyle konuşma yaptırtıyorlar. Şimdi bu Batının samimiyetine inanmak mümkün mü? Değil. Türkiye Cumhuriyeti´nin Cumhurbaşkanına telekonferansla konuşmaya müsaade vermeyeceksin ama terör organlarının liderlerine oralarda müsaade edeceksin. Bunlar terörün yardım yataklık eden uzuvlarıdır. Bunu böyle bilmenizi isterim.” ifadesini kullandı.

“Devlete kılıç sallayan kim olursa olsun affetmeyeceğiz” 

“Bu can, bu tende olduğu sürece biz hakkı her yerde söylemeye devam edeceğiz.” diyen Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: “Sıfatı ne olursa olsun, bu milletin dişinden, tırnağından, çocuklarının rızkından arttırdığı kaynaktan maaş alırken, memuru olduğu devlete kılıç sallayan kim olursa olsun, bunları asla affetmeyeceğiz. Terör örgütleri ile mücadelemizi, silahlı kuvvetlerimiz, polisimiz, korucularımız hep birlikte o mücadeleyi devam ettireceğiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, önümüzdeki dönem, altyapı imkanları bakımından çok önemli bir noktaya getirilen eğitimi, nitelik olarak da arzu edilen seviyeye taşımaya hasredeceklerini vurguladı. İnsan ve hayat değişirken, çağın şartları farklı hale gelirken eğitim-öğretim sisteminin de buna göre güncellemesinin yapılacağını belirten Erdoğan, şöyle dedi: “Biz de müfredat başta olmak üzere sistemdeki güncellemeleri süratle yaparak inşallah yolumuza devam edeceğiz. Dünya siyasetinde hak ettiğimiz konuma gelmek istiyorsak, tıpkı Selçuklular ve Osmanlı kendi zamanlarının ötesine geçebilen bir eğitim sistemine sahip olmak zorundayız. Çünkü ´millet, bayrak´ dedik ama bir de ´tek vatan´ diyoruz. 780 bin kilometrekareyle tek vatan ve bu vatanda kimse operasyon düşünmesin, bedelini ağır öder.”

Erdoğan, bu konuya yönelik bir örnek vererek, “Arsa, durup dururken arsa olmaz. Önce tarladır veya arazidir. Oraya imar girerse, orası arsaya dönüşür. Vatan durup dururken vatan değildir. Eğer bu topraklar şehit, gazi kanlarıyla yoğrulursa o zaman vatan olma özelliğini kazanır. İşte bu vatanda tek devlet var. Bu devlet de Türkiye Cumhuriyeti devletidir, başka bir devlet asla yoktur.” ifadesini kullandı.

“Yeni Türkiye´nin doğuşunu artık hiç kimse engelleyemez” 

“Emek olmadan, yemek olmaz” atasözünü hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Önce emek, sonra yemek. Ben geleceğimizin çok daha aydınlık, çok daha parlak olduğuna inanıyorum. Yeni Türkiye´nin doğuşunu artık hiç kimse engelleyemez. İnşallah yeni Türkiye´yi eğitimle, öğretimle, hikmetle topyekun bir kalkınma hamlesi ile hep birlikte inşa edeceğiz. Üstad Nurettin Topçu, veciz bir ifadeyle şunu söylüyor, ´Bin yıllık irade, bin 400 yıllık karakter´ ile yeni Türkiye´yi inşa edeceğiz.” Cumhurbaşkanı Erdoğan, öğretmenlerin bu mesuliyeti bugün de bundan sonra da hakkıyla taşıyabileceğine yürekten inandığını belirterek, Öğretmenler Günü´nü kutladı.

15 Temmuz millî irade destanının nesilden nesile aktarılmasıdır”

Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz da konuşmasına, “Başta Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, ülkemizi çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmak için emek veren, ebediyete uğurladığımız tüm sevgi ve fedakarlık timsali öğretmenlerimize Allah´tan rahmet diliyorum.” diyerek başladı.

Bakan Yılmaz, öğretmenlerin toplumda sahip olduğu konum ve taşıdıkları değer konusunda, tüm toplumlar ve kültürler arasında fikir birliğinin bulunduğunu belirtti. Ülkedeki insanların, Hazreti Ali´nin, “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözünü duyarak büyüdüğünü anlatan Bakan Yılmaz, Hazreti Peygamber´in de “Ben bir öğretmen olarak gönderildim” dediğini, bu sözün de öğretmenliğin yüceliğini anlamak ve anlatmak için yeterli olduğunu vurguladı. Yılmaz, öğretmenlerin farklı yetiştirilmesi gerektiğini ifade ederek, “Genelde bütün meslek erbabı bugün için çalışır, öğretmenler ise gelecek için çalışır. Onların emeğinin karşılığı hemen ortaya çıkmaz, sonuca etkisi gelecekte görülür. Bu yüzden öğretmenlik çok daha sabır ve fedakarlık isteyen bir meslektir.” diye konuştu.

“Bu yıl yaklaşık 50 bin öğretmen ataması yaptık”

Öğretmenler emekli olsalar da hatta hayatlarını kaybetseler de yetişmesine katkıda bulundukları öğrencileri vasıtasıyla ülkeye ve topluma hizmet ettiklerine işaret eden Bakan Yılmaz, öğretmenlerin kapanmayan bir hayır kapısı açtıklarını bildirdi. Yılmaz, bugün eğitimde, öğretmen başına düşen öğrenci sayısında, teknolojik yeniliklerde düne nazaran daha iyi olunduğuna dikkati çekerek, şunları söyledi: “Sadece bu yıl yaklaşık 50 bin öğretmen ataması yaptık. Bizim dönemimizde atanan öğretmen sayısı 560 binin üstündedir. Öğretmenlerimizin mali hakları da geçmişe göre daha iyidir. Eğitime, bütçeden ayırdığımız pay, düne göre artmıştır. Eğitimde, kaliteyi yükseltme hedefimiz her zaman önceliğimiz olmaya devam edecektir. Bu hedefe ulaşmada en büyük pay, öğretmenlerimize ait olacaktır.

Bu eğitim-öğretim yılından itibaren öğretmenlerimize bir görev daha düşmektedir, o da 15 Temmuz millî irade destanının nesilden nesile aktarılmasıdır, bunu yapacağız. Milletimizin, millî iradeye sahip çıkma kararlılığı, bizleri bu coğrafyada ebediyen hür yaşatacaktır. Bu vesileyle 15 Temmuz demokrasi şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi şükranla ve minnetle yad ediyorum, bunların arasında öğretmenlerimiz de var.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan´a, eğitime verdiği destekten dolayı teşekkürlerini bildiren Yılmaz, bugün Türkiye´nin, G20 üyesi olmasını millî gelire borçlu bulunduğuna, millî geliri üretenin de ülkenin eğitim sisteminden yetişen insanlar tarafından gerçekleştirildiğini kaydetti. Türkiye´nin, 2023 yılında dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girmesinin istendiğini vurgulayan Bakan Yılmaz, bunun da ancak daha kaliteli bir eğitimle mümkün olacağı bilinciyle çalışıldığını anlattı. Bakan Yılmaz, konuşmasının sonunda tüm öğretmenlerin gününü kutladı.

Programda, konuşmalar öncesinde Ankara İl Millî Eğitim Müdürlüğü Türk Halk Müziği Korosu tarafından türküler seslendirildi.