2016-11-29-kudus

“Filistin Davasını Sahiplenmek Tüm Müslümanların Müşterek Vazifesidir”

Parlamentolararası Kudüs Platformu tarafından düzenlenen Kudüs ve Sürecin Problemleri Sempozyumunda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Orta Doğu’da kalıcı barış için tek yol, 1967 sınırları temelinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin kurulmasıdır. Bunun için uluslararası toplumun Filistin’e verdiği desteği artırması şarttır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Parlamentolararası Kudüs Platformu tarafından ‘Kudüs ve Sürecin Problemleri’ başlığı ile düzenlenen sempozyuma katıldı. İstanbul Wow Otel’de düzenlenen programda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı İsmail Kahraman, Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, bazı bakanlar ile platform üyesi olan Türk ve yabancı milletvekilleri de hazır bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan sempozyumda bir konuşma yaptı.

“KUDÜS NAMUSUMUZDUR DİYEREK CANI PAHASINA SAHİP ÇIKAN KADINLARI SELAMLIYORUM”

Konuşmasının başında “Kudüs’ün kardeşi İstanbul’dan, evliyalar ve enbiyalar şehri bu kadim başkentten, gözlerini ve gönüllerini bize çevirmiş tüm mağdur ve mazlumlara selamlarımı yolluyorum” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: “Buradan Filistin’in kahraman gençlerini, Ramallah’ın ve Gazze’nin her biri cesaret abidesi olan vakur insanlarını, ‘Kudüs namusumuzdur’ diyerek, canı pahasına Kudüs’e sahip çıkan kadınları, genç kızları, hanım kardeşlerimi selamlıyorum. Bu salondan, Filistin’den koparılmanın acısını on yıllardır gönüllerinde bir kor gibi taşıyan tüm Filistinli mültecileri selamlıyorum. Dünyanın dört bir tarafında Filistin için gözyaşı döken, Kudüs aşığı bütün kardeşlerime, Filistin davasını sahiplenen tüm insanlara en derin selamlarımı, sevgilerimi iletiyorum.”

15 Temmuz’da, Türkiye’deki kardeşleri için Gazze’de, Harem-i Şerif’te, El Halil’de, Nablus’ta ve diğer şehirlerde meydanlara koşan Filistinlilere, Türkiye adına minnettarlığını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantıda Kudüs’e ve temsil ettiği değerlere sahip çıkmak amacıyla bir araya gelindiğine işaret etti ve katılımcılara hitaben, “Ben hepinize bu kutsal davaya omuz verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Filistin Halkıyla Uluslararası Dayanışma Günü’nde sizleri ülkemizde misafir ediyor olmak, bizim için bir iftihar vesilesidir” dedi.

“İlk kıblemiz olan Mescid-i Aksa’ya sahip çıkmak, sadece, sıkılı yumruklarından ve ellerindeki taşlarından başka hiçbir silahı olmayan Filistinli çocukların görevi değildir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin davasını sahiplenmenin ve Kudüs’ü korumanın, tüm Müslümanların müşterek vazifesi ve davası olduğunu söyledi.

Kudüs’ün pek çok peygamberin vatanı olduğunu, İbrahimî dinlerin ve tevhit geleneğinin ortak mukaddes mekânı olduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kudüs, darüsselâmdır yani barış ve esenlik yurdudur. Tüm insanlığın aynası, insanlık tarihin özeti olan Kudüs, Miraç hadisesiyle biz Müslümanların da arşı âlâya açılan kapısıdır” sözlerine yer verdi.

“BİR MİLLET DÜŞÜNÜN; KENDİ ÖZ YURTLARINDA HORLANIYOR, PARYA MUAMELESİ GÖRÜYOR”

Kudüs’ü, zaman ve mekân olarak bölme gayretlerinin arttığı, Harem-i Şerif’e yönelik saldırıların yoğunlaştığı bir dönemde yapılan toplantının, büyük bir anlam taşıdığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: “Bir çocuk düşünün; her gün namlusu kendine çevrilmiş silahların gölgesinde okula gidiyor. Bir genç düşünün; geleceğe dair hayalleri, beton duvarların soğukluğunda, dikenli tellerin vahşiliğinde kayboluyor. Bir kadın düşünün; yıllarca gözü gibi baktığı, el emeği çeyizleriyle içini donattığı evi bir anda buldozerlerle üzerine yıkılıyor. Bir baba düşünün; sudan sebeplerle çocukları hapse atılıyor, evlatlarının geleceği çalınıyor. Ve bir millet düşünün; yüzyıllardır meskûnu oldukları topraklarda, kendi öz yurtlarında horlanıyor, parya muamelesi görüyor. Filistinli çocukların, gençlerin, kadınların, babaların hemen her gün yaşadıkları hayat işte budur.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin’de her gün kendini tekrar eden, bir zulüm ve baskı düzeni olduğunu, bu adaletsizliğin, bütün dünyanın gözü önünde, sayısız Birleşmiş Milletler kararlarına rağmen yarım asırdır katmerlenerek devam ettiğini vurguladı ve “1 milyar 700 milyonluk bir büyüklüğe sahip İslam âleminin içini yaralayan bu tablo değişmediği müddetçe, coğrafyamızın kalıcı huzura ve istikrara kavuşması da mümkün değildir. Nitekim bölgede yaşanan pek çok gerilimin temelinde Filistin meselesinin, buradaki hak gaspının yattığı aşikardır” diye konuştu.

“ORTA DOĞU’NUN KALBİNDEKİ BU YARA TEDAVİ EDİLMEDEN, BÖLGENİN HUZURA KAVUŞMASI DÜŞÜNÜLEMEZ”

Alınan Birleşmiş Milletler kararlarının, bu haksız durumu gidermeye yetmediğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: “Çünkü ‘hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunun geçerli olduğu’ mevcut küresel sitemde, bu kararların hiçbiri uygulanamıyor. 1948 yılından bu yana, Filistinli kardeşlerimize yönelik baskı, tehcir ve ayrımcılık politikaları artarak devam etti. Açıkçası ben Filistin meselesinin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi için bir turnusol kâğıdı işlevi gördüğüne inanıyorum. Filistin gibi hayati bir konuda, yıllardır aldığı kararları hayata geçirmekten aciz bir kurumun, günümüz meselelerine çözüm bulma ihtimali yoktur, bunu beklemeyiniz. Bu durum, bilhassa Müslümanlar nezdinde uluslararası sisteme ve kuruluşlara karşı büyük bir güven kaybı oluşturdu. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi gibi çatı kuruluşlara yönelik bu güven sorunu, DEAŞ gibi sapkın akımlara, istismar zemini sunuyor. Dünyanın birçok ülkesinde, dini kavramları kendine maske yapan terör örgütlerinin en kullanışlı söylemleri Filistinli kardeşlerimizin yaşadığı işgaldir, zulümdür. Orta Doğu’nun kalbindeki bu yara tedavi edilmeden, bölgenin huzur ve sükûna kavuşması düşünülemez.”

Tüm bunlara karşılık gerek İsrail yönetiminin, gerekse uluslararası kamuoyunun işgali durduracak adımlar atmak yerine, gerilimi tırmandıracak politikalara yöneldiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, işgal ortamından cesaret alan yerleşimcilerin, Filistinlilere yönelik saldırılarının, bunun en çarpıcı örneği olduğunu söyledi.

“BÖLGEMİZİN YENİ GERİLİMLERE DEĞİL, BARIŞA KATKI SAĞLAYACAK HAMLELERE İHTİYACI VAR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, beklentilerinin; ‘Filistinlilere ait olan toprakların iadesi için gereken adımların derhal atılması’ olduğunu kaydetti ve şu değerlendirmelere yer verdi: “Müslümanların ibadetlerini kısıtlayan, Harem-i Şerif’in kutsiyetine zarar veren mütecaviz eylemelere sessiz kalamayız. Kudüs’te üç dinin de kutsal mekânları vardır. Ama Mescid-i Aksa’nın, Kubbet-üs Sahra’nın içinde yer aldığı Harem-i Şerif, sadece Müslümanlara aittir, ilanihaye öyle kalacaktır. Bilhassa yakın dönemde ezan konusunda yaşanan tartışmaları son derece tehlikeli buluyorum. Bu yönde parlamentoda karar alınması bir yana, böyle bir tartışmanın varlığı dahi akıl ve vicdan dışıdır. Ötekileştirmeyi derinleştirecek, din ve inanç hürriyetini ayaklar altına alacak bu tartışmanın kimseye faydası yoktur. Bu tarz bir uygulamaya gidilmesi, sadece Filistinlileri değil, onlarla birlikte tüm Müslümanları rencide etmektedir. Bölgemizin yeni gerilimlere, yeni provokasyonlara değil, barışa katkı sağlayacak hamlelere ihtiyacı var. Bu konuda endişelerimizi, böyle bir tasarının yasalaşması hâlinde ne tür tehlikeli sonuçlara sebep olabileceğini, çeşitli kanallardan İsrailli yetkililere ilettik. Önceki gün ülkesindeki yangınların söndürülmesi için yaptığımız yardımlara teşekkür etmek üzere şahsımı arayan İsrail Cumhurbaşkanı Rivlin’e de bu hususu şahsen ifade ettim. İsrail Parlamento’sunun aklıselimle hareket edeceğine inanıyorum. Ezan bir çağrıdır. Dolayısıyla bu çağrıyı engellemeniz, sıkıntılara neden olacaktır. İslam İşbirliği Teşkilatı’nın dönem başkanı olarak, bu meselenin de yakın takipçisi olmaya devam edeceğiz.”

Orta Doğu’da kalıcı barış için tek yolun, ‘1967 sınırları temelinde, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve egemen bir Filistin devletinin kurulması’ olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunun için uluslararası toplumun Filistin’e verdiği desteği artırması şarttır. Filistin Devleti’ni tanıyan ülkelerin sayısını, hâlihazırdaki 137’nin çok üzerine çıkarmamız gerekiyor. Birleşmiş Milletler’deki 193 ülkenin tamamının, on yıllardır işgale karşı onurlu bir mücadele veren Filistin’i tanıması, her şeyden öte bir insanlık vazifesidir. Filistin’in, uluslararası kuruluşlarda İsrail’le aynı şekilde temsil edilmesi yönündeki çabaları da artırmalıyız” şeklinde konuştu.

“KUDÜS’TEKİ KÜLTÜREL VE TARİHÎ MİRASIMIZIN ÜZERİNE TİTREMELİYİZ”

Konuşmasında, Filistin Devleti’ni tanımamış tüm ülkelere, bir an önce bu adımı atma çağrısında bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Müslümanlar olarak uluslararası plandaki bu tür çalışmalar yanında, Kudüs’teki binlerce yıllık kültürel ve tarihî mirasımızın da üzerine titremeliyiz. UNESCO Yürütme Kurulu’nun ve Başkanlığını yürüttüğümüz UNESCO Dünya Miras Komitesi’nin Harem-i Şerif’in İslami niteliğini vurgulayan kararlarını tabii ki memnuniyetle karşılıyorum. Ayrıca, TİKA’nın Kudüs’teki kardeşlerimizin evlerini ve dükkânlarını restore etmesini de çok kıymetli bir adım olarak görüyorum. Arşivlerimizdeki Kudüs tapularını Filistinli kardeşlerimize verdik. Bu suretle, başta Vakıflar olmak üzere, mülkiyet konusundaki çalışmaları için ihtiyaç duyulan tarihî belgeleri kendilerine sağlamış olduk. Filistinli kardeşlerimize yardımcı olmaya dönük çalışmaları artırmamız gerekiyor” açıklamalarında bulundu.

Mescid-i Aksa ile ilgili ayet ve hadislere atıfta bulunarak, Müslümanların Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı yeteri kadar ziyaret etmedikleri eleştirisinde bulunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Kimi kardeşlerimiz, İsrail’in sınırlamaları sebebiyle Mescid-i Aksa’yı ziyaret edemiyor olabilir. Ancak, böyle bir manisi olmadığı hâlde Mescid-i Aksa’ya gitmeyenleri, açıkçası yadırgıyorum. Filistinli kardeşlerimizin çoğu zaman bizden beklentileri maddiyat değildir. Onların ihtiyacını hissettikleri en büyük husus, tüm insanların, elbette en başta Müslümanların kendileriyle dayanışma sergilemesidir. Filistinli kardeşlerimiz bize şunu söylüyor: ‘Lütfen buralara gelin, zira siz gelince işgalciler yalnız olmadığımızı görüyor’ diyerek, bizden onlara sahip çıkmamızı talep ediyorlar. Özellikle Batıda yaşayan Müslümanların ömürlerinde bir kez muhakkak, imkânı olanların ise her fırsatta Kudüs’ü ziyaret ederek, Filistinli kardeşlerimize yalnız olmadıklarını hissettirmelerini istirham ediyorum” görüşlerine yer verdi.

“İHTİYAÇ DUYDUKLARI HER ZAMAN FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİMİZİN YANINDA OLACAĞIZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle konuştu: “Unutmayınız ki gitmediğiniz yer sizin değildir. Gerek maddi, gerekse manevi olarak Kudüs’ü tek başına bırakmamalıyız. Ona ‘nerede kardeşlerim’ dedirtmemeliyiz. Barış ve adaletle 400 yıl boyunca Kudüs’e hizmet etme bahtiyarlığına nail olup, şehre binlerce eser kazandıran bir ecdadın torunları olarak, inşallah bizler bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da, Kudüs’e bütün desteğimizi, bütün imkânlarımızla vermeye devam edeceğiz. İhtiyaç duydukları her zaman Filistinli kardeşlerimizin yanında olmayı sürdüreceğiz. Filistin’i ayağa kaldırmak için, Mescid-i Aksa’nın kutsiyetini muhafaza etmek, onu mahzun, onu boynu bükük koymamak için var gücümüzle çalışacağız.”

“DÜNYANIN KADERİ BEŞ DEVLETİN İKİ DUDAĞI ARASINDADIR”

Konuşmasının son bölümünde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ile ilgili eleştirilere yer veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “1 milyar 700 milyon Müslümanın dünyada 193 devletin olduğu BM’de temsil edildiğine inanıyor muyuz?” diye sordu ve devamında şu açıklamalara yer verdi: “Hayır, onun için her uluslararası toplantıda, ‘Dünya 5’ten büyüktür’ derken bir şeyi kastediyorum. BM Güvenlik Konseyi’nde 5 devlet var. Diğer 15 geçici üyenin orada hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Dünyanın kaderi bu beş devletin elindedir, iki dudağının arasındadır. Bir tanesi bir şeye ‘hayır’ dediği anda, oradan karar çıkaramazsınız. Peki, 1 milyar 700 milyonluk İslam dünyasının BM’de bunu zorlayacak bir adım attığını hiç duydunuz mu? Böyle bir gayret var mı? Ne yazık ki yok. Hepsi ürkeklik ve korkaklık içinde ‘acaba böyle bir şeyi yaparsak ne olur’ endişesini taşıyorlar. Dünyada birçok yer demokrasi diyor. Öyleyse bu demokratik hakkımız neyse, bu demokratik hakkımızı almanın mücadelesini vermemiz lazım.”

2. Dünya Savaşının şartları içinde oluşturulmuş bir BM Güvenlik Konseyi’nin bugünün şartları içinde yeniden yapılandırılması gerektiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Eğer BM adalet tesis edecekse, adalet dağıtacaksa bu böyle olur. Ama şuandaki hâliyle ben BM’den adalet beklemiyorum. Böyle bir adalet de oradan çıkmaz, bunu böyle bilin” dedi.

“DEVLET TERÖRÜ ESTİREN ESED’İN HÜKÜMRANLIĞINA SON VERMEK İÇİN ORAYA GİRDİK”

Suriye konusunda BM Güvenlik Konseyi’nin bir adım atamadığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu açıklamaları yaptı: “Şu anda 600 binli rakamlar konuşuluyor ama hayır. Bana göre Suriye’de 1 milyona yakın insan öldü. Bu ölüm hâlâ devam ediyor. Çocuk, kadın, erkek hiç ayrım yapmaksızın devam ediyor. Nerede BM, ne yapıyor? Irak’ta var mı yine yok. Biz sabır, sabır, sabır dedik en sonunda dayanamadık ve Suriye’ye, Özgür Suriye Ordusu ile beraber girmek zorunda kaldık. Niçin girdik? Bizim Suriye’nin topraklarında gözümüz yok. Mesele toprağın gerçek sahipleri topraklarına sahip olsunlar, bunu sağlamak için. Yani orada bir adaletin tesisi için varız. Devlet terörü estiren zalim Esed’in hükümranlığına son vermek için biz oraya girdik, başka bir şey için değil.”

Suriye ve Irak’ta çözüm için ırki milliyetçiliğin ve mezhepçiliğin bir kenara konması gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, meselenin çözümü için İslam ülkelerine, hissi davranılmaması, el ele verilerek dik durulması, gereken adımların atılması çağrısında bulundu ve ekledi: “Bir yerlerden çekinmeyelim. Bizim için hüküm bellidir. ‘La tahzen, innallahe meanâ.’ (Hüzünlenme, Allah bizimle beraberdir.) Biz buna bakarız. Biz buna bakmaz da hâlâ korkaklığa devam edersek, bizi daha çok ezerler. Ama ben inanıyorum ki bu buluşmalar, bu toplantılar bir ayağa kalkışın işaretleridir.”

Katılımcılara Türkiye’yi ve sempozyumu teşriflerinden dolayı teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini sempozyumun hayırlara vesile olması temennisinde bulunarak tamamladı.