22

“PARLAMENTER SİSTEM BÖLÜNME RİSKİNİ BESLİYOR”

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Dr Mehmet Müezzinoğlu, “Şayet bir bölünme riski varsa, parlamenter sistem daha fazla bölünme riskini besliyor.” dedi.

Müezzinoğlu, Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası’na konuk olarak, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu, soruları yanıtladı.

“Önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun başkanlığa atfen ‘Türkiye’nin bölünme riski’ iddiası, daha sonra buna cevaben Başbakanın ‘asıl başkanlık gelmezse Türkiye’nin bölünme riskine’ ilişkin ifadeleri, siz başkanlık sistemini Türkiye için neden gerekli buluyorsunuz? Bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine Bakan Müezzinoğlu, CHP’nin bütün sistematiğini, siyasi algı oluşturma konseptini korku üzerine kurduğunu aktardı.

Müezzinoğlu, şöyle devam etti:

“Milleti korkutmak üzerine. Esasında bu çelişkiyi de zaman zaman CHP’li arkadaşlara ve vatandaşlara söylüyorum; ‘Cumhuriyetin kurucusu Atatürk diyorsunuz, Atatürkçülük yapıyorsunuz ama Atatürk’ün konseptinde korku diye bir şey yoktur. Millete güven vardır, milletle beraber yürümek vardır.’ Ama geri dönüp biraz baktığımızda ‘cumhuriyet elden gidiyor, laiklik elden gidiyor’ diye hatırlarsanız AK Parti kuruldu, cumhuriyet mitingleri yaptılar. Niye? ‘Cumhuriyet elden gidecek’ diye. 2007’de Cumhurbaşkanı seçeceğiz. Cumhurbaşkanının eşi başörtülü diye millete bir korku kampanyasıyla 367, Anayasa Mahkemesine ucube bir karar ve korku senaryoları üzerinden işte ‘AK Parti gelirse şu olacak, vagonları ayıracak ayrı oturtacak, işte şu mekanlar kapanacak.’ Şimdi de geldi. ‘Başkanlık gelirse Türkiye bölünecek.’ CHP’nin temelinde, fıtratında bir sorun var. Bu sorun esasında Atatürkçülükle de Atatürk’ün vizyonuyla çelişen bir sorun. CHP bunu çözmedikçe bu ülkeye de, ülke siyasetine de katkısı olma ihtimali yok.”

“Millet, ülkenin geleceği ile ilgili bütün vizyonları algılıyor”

CHP’nin bunu başarmadığı gibi sürekli tıkayan, milletin önüne engel olan, demokrasinin, milli iradenin ümüğünü sıkan ne varsa bunları milletin önüne getirmeye çalıştığını belirten Müezzinoğlu, “Çok şükür ki millet vicdanı AK Parti’nin toplumla ilgili, ülkeyle ilgili, ülkenin geleceği ile ilgili bütün vizyonlarını algılıyor ve 14 yıldır Allah’a şükür hep yanımızda duruyor.” dedi.

Müezzinoğlu, kendisinin bildiği siyasetteki 45 yıllık zamana dikkati çekerek, bu zaman zarfında milli iradenin ödediği bedellerin muhataplarının tamamının millet olduğunu bildirdi.

Milletin, milli iradenin ümüğünü sıkan ne varsa bunun devam etmesinin, korunmasının arkasında ise mutlaka CHP ve kendisini ayrıcalıklı sayan bir kitle olduğunu vurgulayan Müezzinoğlu, “Niye? ‘Millet anlamaz, millet bilmez’ diyen bir anlayış.” ifadesini kullandı.

Türkiye’nin 35 yıldır terörle mücadele verdiğini anımsatan Müezzinoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Parlamenter sistem iyiydi de çözdük mü? Parlamenter sistem çok iyiydi de bu ülkeyi krizlerden, darbelerden koruduk da milleti dünyanın ilk 10 ekonomisi içine sokabildik mi? Son 10-15 yıl öncesine baktığımızda Avrupa, dünya, Türkiye ile istediği gibi oynayabildi mi? Oynadı. İstediği zaman darbeleri teşvik etti, istediği zaman ekonomik krizler oluşturdu, istediği zaman hükümetler bozdu, hiç alakası olmayan partilerden ayrı ayrı bölünmelerle hükümetler çıkarttı. Senede bazen iki, bazen üç hükümeti gördük. Şimdi bütün bunları yok sayarak, slogan cümleyle ‘ülke bölünür.’ Niye bölünsün? Vicdanı bölünmeye müsaade etmeyen bir millet varsa, bunu hiç kimse zaten başaramaz.”

“Bunları da aşacağız”

Cumhurbaşkanı seçimine değinen ve orada milletin tamamının temsili olduğunu aktaran Müezzinoğlu, milletin elini vicdanına koyup, aklıyla hareket ettiğini ve tercihini yaptığını anlattı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 22 milyona yakın oy aldığını hatırlatan Müezzinoğlu, “Bundan daha geniş katılımlı vicdan temsili olabilir mi? Şimdi ona diyorsun ki ‘yetkilerin yok, sen orada saksı gibi otur.’ O zaman sandıktan çıkan yarın tekrar milletin huzuruna gittiğinde ne diyecek? ‘Ben gittim orada saksı gibi oturdum, etliye, sütlüye de dokunmadım, tekrar senin huzuruna geldim. Beni bir daha seç mi diyecek?’ Böyle bir çelişkiler diyarı oluşturmaya çalışan bir CHP var. Ama inşallah bunları da aşacağız.” diye konuştu.

Bakan Müezzinoğlu, şunları kaydetti:

“Sayın Başbakanımızın cümlesi, Şayet bir bölünme riski varsa, parlamenter sistem daha fazla bölünme riskini besliyor. 7 Haziran’ı, henüz daha çok olmadı 1,5 yıl oldu. 7 Haziran gecesi kulaklarımızda kalan ne? ’65’lik bir blok varız.’ HDP, MHP, CHP, işte varsa Saadet’ti, şeydi, artı AK Parti’den de çaldıkları bir kısım, hesaba kattıkları oydu. Peki 65’li blok dedikleri, bugün ülkede iktidar olmuş olsalardı, terörle olan mücadelemiz, 15 Temmuz darbe girişimi, ülkenin ekonomisi, hangisi büyük bir tehlikeydi? O akşam 15 Temmuz gecesi ve 16 Temmuz sabahı, onlarca CHP’liden duyduğum, tanıdığımdan duyduğum cümle şu; ‘iyi ki Recep Tayyip Erdoğan vardı o akşam.’ İyi ki cumhurun başkanı vardı o akşam, hadiseye el koyan. Dolayısıyla bunlar korkutma cümleleri, bu millet korkan bir millet değil. Keşke 15 Temmuz akşamından birazcık Sayın Kılıçdaroğlu ders alabilseydi. Muhtemelen o, 15 Temmuz akşamı hangi evde, nasıl oturuyorsa, sokaktaki vatandaşı herhalde göremedi. Görse bile okuyamadı.”

“FETÖ’ye karşı devletin birçok noktasında mücadele veriliyor”

“FETÖ’ye karşı devletin birçok noktasında mücadele veriliyor. Bu mücadele kapsamında bugüne kadar kamudan kaç ihraç yapıldı? Akıncı Üssü’ne ait görüntülerde, darbeyi planlayanların, yönetenlerin Fetullah Gülen’in etrafındaki isimler olduğu tespit edildi. Bu konudaki değerlendirmenizi alabilir miyiz?” sorusuna Bakan Müezzinoğlu, “Darbe girişiminin arkasında FETÖ’nün veya Gülen’in olduğu konusunda bir defa kamu vicdanının da yönetim vicdanının da hiçbir tereddüdü yok.” yanıtını verdi.

Türkiye üzerinde hesap yapanların, istikrarını bozmak isteyenlerin bunu görmediğini, görmek istemediğini ya da farklı göstermeye çalıştığını ifade eden Müezzinoğlu, milletin ne gördüğünün önemli olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 17 Aralık’tan itibaren bunu kamuoyuna keskin bir şekilde deklare ettiğini ve mücadelesini başlattığını hatırlatan Bakan Müezzinoğlu, 15 Temmuz’un bir milat olduğunu bildirdi.

Müezzinoğlu, 15 Temmuz’da milletin, kaderiyle, ülkenin geleceğiyle oynamak isteyen farklı grup, örgüt ve yapılar ile bunları yöneten üst akla karşı vicdanıyla, asaletiyle, cesaretiyle, ferasetiyle mücadele verdiğini anımsatarak, milletin bu süreci son derece net okuduğunu kaydetti.

Bakan Müezzinoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bundan sonraki süreçle ilgili bu millete bela olabilecek, tuzak kurabilecek başta FETÖ terör örgütünün mensupları olmak üzere, millete ve devlete hizmetle ilgili sorumluluk taşıyan hiç kimse, milletin ve devletin hiçbir kurumunda barınamamalı. Hem milletin parasını alacak, imkanını alacak hem de hainlik yapacak. Buna asla fırsat verilmeyecek, şimdi temizlik süreci 16 Temmuz’dan itibaren olağanüstü hal ile başladı. Bu anlamda rakamlar verecek olursak, kamu görevinden çıkarılan personel sayısı 70 bin 784, açığa alınıp soruşturması devam eden personel sayısı 56 bin 575, iade edilen personel sayısı 3 bin 500’ün üzerinde, toplam işlem yapılan personel sayısı da 131 bin.”

“Mağdurların başımızın üstünde yeri var”

Milli Eğitim Bakanlığından 29 bin 761, Emniyet Genel Müdürlüğünden 10 bin 29, hakim ve savcılardan 3 bin 290, Milli Savunma Bakanlığından 3 bin 677, Sağlık Bakanlığından 2 bin 845, üniversitelerden 2 bin 781 kişinin görevden alındığını belirten Müezzinoğlu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından ise 785 kişinin ihraç edildiğini, 463 kişinin işe döndüğünü, 284 kişinin ise soruşturmasının devam ettiğini bildirdi.

Müezzinoğlu, bu süreçte “mağduriyet edebiyatı” yapanların bulunduğuna işaret ederek, “Mağduriyet edebiyatı yapanlar, aslında yeni bir FETÖ oyununun algısını oluşturmaya çalışıyorlar. Rakamlarına baktığımızda biz 785 ihraç etmişiz, soruşturması devam eden 284 kişi var, iade ise 463. Demek ki iadeyi hak edenlere iade de olabiliyor.” diye konuştu.

Mağdur olan, “Başım dik, alnım ak” diyenlerin başlarının üzerinde yeri olduğunu anlatan Müezzinoğlu, 15 Temmuz’da 246 şehidin, en az dörtte biri ömrünün sonuna kadar engelli kalacak 2 bin 200’e yakın gazinin olduğunu, 80 milyon milletin ağır bir bedel ödediğini belirtti.

Müezzinoğlu, “Bu mağduriyeti yok farz edip, hızlı karar verme döneminde olabilecek hataları devasa mağduriyet gibi göstermek bir algı operasyonudur. Dikkat ederseniz, CHP burada yine vardır.” diye konuştu.

İhraçla, açığa almalarla ilgili nasıl çalışma grupları kurdularsa, iadelerle ilgili de titiz bir şekilde çalışan komisyonların bulunduğunu aktaran Bakan Müezzinoğlu, burada kamu vicdanını rahatsız edecek hiçbir yanlışı AK Parti’nin yapmayacağını vurguladı.

“Bir numaranın üzerinde akıl hocaları var”

Süreçle ilgili bazı mağduriyetlerin olabileceğine işaret eden Müezzinoğlu, vicdanı temiz, kimin karşısına çıkarsa çıksın kendisini ispatlayacak rahatlıkta olanların, komisyona kendisini anlatabileceğini kaydetti.

“Biz kimseye zulüm ederek abad olma anlayışında olan bir siyasi anlayışın mensubu değiliz.” diyen Bakan Müezzinoğlu, sürecin, vicdanları rahatsız edecek hiçbir yanlışı yapmama üzerine kurulduğunu aktardı.

“Akıncı Üssü’ndeki görüntülerde, Kemal Batmaz ve Harun Biniş’in daha önce Adil Öksüz ile yurt dışına gittiklerinin, Gülen ile görüştüklerinin net olarak ortaya çıktığının” anımsatılması üzerine Müezzinoğlu,

“Bu anlamda zaten kamu vicdanının da AK Parti yönetiminin de başta Sayın Cumhurbaşkanımız, bakanlar bir tereddüdümüz yok, bunun bir numarası belli. Bir numaranın üzerinde akıl hocaları var. Bir numara dediğimizi, Hacivat-Karagöz gibi Türkiye’nin üzerinde oynatan üst akıllar var o ayrı ama bunu FETÖ’ye bağlı, onun hani ‘o bize şah damarımızdan daha yakındır.’ diyecek kadar sapkın bir yapının mensuplarının bu işi yaptığından bizim de kamu vicdanının da bir tereddüdü yok.” değerlendirmesinde bulundu.

“Türkiye dinamik bir ülke”

” Kamunun işsizler için en büyük iş kapısı olarak görüldüğü hatırlatılarak 2017 yılında kamuda ne kadar istihdamın öngörüldüğü ve işsizlikle ilgili değerlendirmelerinin” sorulması üzerine Müezzinoğlu, Türkiye’nin dinamik bir ülke olduğunu ve her bir yaşta 1 milyon 250 bin gencinin bulunduğunu söyledi.

Müezzinoğlu, “6 milyonun üzerinde 5 yaşlık dilimde bir genç kitle var. Bu müthiş bir potansiyel, müthiş bir zenginlik, müthiş bir dinamizm. Şimdi bunları önemli olan üretime, istihdama, hem kendileri için hem toplum için katkı sağlayacak alanlar oluşturmamız lazım. Baraja devamlı bu 1 milyon 250 bin geliyor. İstihdam için baraja gelen bu 1 milyon 250 binle sınırlı mı? Hayır değil. Türk toplumunun bir de son dönemde yani AK Parti’nin son on yılında istihdama katılmak isteyen stoklarda ciddi bir kadın istihdam potansiyeli var. Daha önce bunlar büyük oranda ev hanımıydı ve istihdama girmekte mesafeliydi, talip değildi. Burada da ciddi düzeyde stoklardan gelen talep var.” değerlendirmesinde bulundu.

Her yıl 1 milyon 400 bin-1 milyon 500 bin insana istihdam alanı oluşturmak gibi bir görev ve sorumlulukları olduğunu aktaran Müezzinoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunun için neye ihtiyaç var? İstikrarlı büyümeye ihtiyaç var. Dikkat ederseniz son 3,5-4 yıldır bütün oyunlar Türkiye’nin istikrarını bozmak üzeredir, kurulmuştur. Gezi olayları odur, 17 Aralık odur, FETÖ odur, geçen yıl başlayan terör örgütünün yeniden terör eylemleri başlatması… Burada tek bir amaç var, ‘İstikrarı bozayım, peşinden ekonomik istikrar bozulacaktır, ekonomik istikrar bozulursa zaten ben Türkiye’yle istediğim gibi oynayabilirim’. AK Parti’nin ve milletin müsaade etmediği nedir? Siyasi istikrarın bozulmasına milletimiz ‘Ben müsaade etmem’ dedi, 17 Aralık’ta biraz o tehdidi, tereddüdü gördü, 1 Kasım’da düzeltti.”

Siyasi istikrarın sorumlularına düşen görevin, ekonomik istikrarı güçlü bir şekilde devam ettirmek olduğunu dile getiren Müezzinoğlu, “Bu neyi getirecek? Büyümeyi. Türkiye ortalama yüzde 5’in üzerindeki bir büyümeyi beşlik ve onluk dilimlerde başaramaz ise işsizlik oranı ve ekonomideki beklentiler, 80 milyonun beklentilerinde isteseniz de istemeseniz de zorluklar ve sıkıntılar çıkacaktır.” dedi.

Müezzinoğlu, Rusya krizi, terör faaliyetleri ve 15 Temmuz hadisesinin yaşandığını anımsatarak, “Bu üç hadiseyi bir yılda yaşamış bir ülke, esasında yan tarafta hangi ülkeye teşmil ederseniz edin, o ülkelerin hiçbiri bugün ayakta kalamaz ama bütün bunlara rağmen 3,2 büyümeyi başarabilen bir ülke, önümüzdeki yıl 4,4 hedefini koyabilen bir ülke.” diye konuştu.

Mehmet Müezzinoğlu, öncelikle ana sorunun görülmesi gerektiğini ve bunun daha çok ekonomik istikrar, daha güçlü bir büyüme, güvenli ortamda yatırım yapması, hükümetin girişimcinin yanında olması ve istihdam alanı oluşturma olduğunu söyledi.

Tüm bunlar sağlandıkça yeni sorun olarak bu defa da istihdam edilenlerin daha rahat ve güvenceli iş isteklerinin ortaya çıktığını ifade eden Müezzinoğlu, “İktidar olarak da biz diyoruz ki daha çok çalışma, daha çok üretme, daha çok büyüme, varsa sıkıntıları daha çok paylaşma… Çünkü niye? 2023’te gayrisafi milli hasılasının kişi başı bütçesinin 2 trilyon dolar bir Türkiye hedefliyoruz. O zaman siyasetçiler, yöneticiler olarak biz ‘daha güvenli bir bakanlık, daha güvenli bir milletvekilliği’ diyemeyiz. Daha çok çalışan, daha çok koşturan, daha çok toplumu geleceğe katkı sağlayan dinamiklerini teşvik eden bir yapıyı oluşturmamız lazım.” dedi.

“Daha iyi büyümenin mücadelesini başarmamız lazım”

Müezzinoğlu, iş için gelenlerin “Ne olur Sayın Bakanım devlette olsun” şeklinde ifadelerinin bulunduğunu anlatarak, “Çalışacak olana, üretecek olana ‘devlette olsun’ demenin, cümlenin ihtiyacı nedir? ‘Ben ekmek götürmek istiyorum, birikimim var ve üreteceğim ve burada iş var’, eyvallah, hemen başla. Yok, devlette olsun, garanti olsun, güvencesi olsun. Şimdi bu bizi zorluyor tabii ama bunu da yine toplumla paylaşarak götüreceğiz. Ekonomik istikrarı, siyasi istikrarı millet sağlıyor, veriyor bize. Ekonomik istikrarı siyasi sorumlular olarak, biz hükümet olarak yürütmemiz lazım, ekonomik istikrar peşinden büyümeyi getirecektir ki getiriyor ama daha iyi büyümenin mücadelesini başarmamız lazım.” değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Binali Yıldırım ve ekonomiyle ilgili bakanların dünyayı taradıklarını, yatırımla ilgili ne varsa Türkiye’ye getirmek için uğraştığını anlatan Müezzinoğlu, “Turkuaz Kartı, yasal olarak bakanlığımıza verildi, Türkiye’ye gerek beyin olarak, akıl teri olarak gerekse maddi imkanlar olarak, yatırım olarak farklılıklar üretecek kim varsa onlara Turkuaz Kartı vererek ayrıcalıklı statülerle Türkiye’nin büyümesine, ekonomisine ve gelişmesine katkı sağlayacak her türlü imkanı hazırlıyoruz, oluşturmaya çalışıyoruz.” dedi.

Bakanlık görevinin ilk haftası işsizlik oranının 0,7 oranında arttığını dile getiren Müezzinoğlu, şunları kaydetti:

“Birden 10,7’ye geldi işsizlik oranı, geçen yıl aynı döneme göre biz ne yapmışıza baktığımızda 285 bin kişiye yeni istihdam oluşturmuşuz aynı dönemde. Şimdi geçen yılın aynı dönemine göre 285 bin kişiye yeni istihdam alanı oluşturduğumda rakamların ne olmasını beklersiniz, 0,7, 0,9 düşmesini beklersiniz ama dediğim gibi istihdama o kadar yoğun bir katılım ve talep var ki düşmüyor, yerinde tutamıyoruz ve yukarı doğru gidiyor. O nedenle mutlaka ekonomik istikrar, daha çok yatırım, daha çok istihdam alanı, katma değer üreten alanlarda ve stratejik alanlarda büyüyen bir Türkiye’yi inşallah başaracağız. Millet arkamızda olduğu sürece hiç tereddüdümüz yok, bunlar başarılacaktır.”

Bakan Müezzinoğlu, “Kamuda 2017 yılında 60 bin yeni kişi istihdam edilecek. Bunlar ağırlıklı olarak Milli Eğitim ve Sağlık bakanlıkları ile Emniyet Genel Müdürlüğünde olacak.” dedi.

Güvenlik soruşturması

Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile devlet memurluğuna girmek için aranan şartlara “Güvenlik soruşturması” maddesinin eklenmesine ilişkin soru üzerine Bakan Müezzinoğlu, 2008 yılında AK Parti hakkında açılan kapatma davasını hatırlatarak, milletin yüzde 47 ile seçtiği siyasi bir partinin bir oy farkla laikliğe karşı odak olmaktan ceza aldığını ve kapatılmaktan kurtulduğunu belirtti.

Verilen kararla asıl kurtulanın milletin kaderi, demokrasi ve milli irade olduğunu ifade eden Müezzinoğlu, “Peki bu hakimlere, savcılara ne oldu? Bir şey oldu mu? Şayet o dönemde iktidar üç-dört ay bunlarla uğraşmayıp da ekonomiyi yüzde yarım puan daha iyi noktaya taşıyabilseydi, dünyada ‘Dur bakalım Türkiye’de ne oluyor’ diyen bir süreç olmayıp da yabancı sermaye Türkiye’ye biraz daha iyi gelseydi karşılığını kim alacaktı; millet. Bedelini kim ödedi; millet.” diye konuştu.

Kamuya girenlerin, yalnız girerken değil, çalıştığı süre zarfında da millete, milli iradeye hizmet etmesi gerektiğini kaydeden Müezzinoğlu, belirli odaklara hizmet edenlerin, milletin imkanları ve milletin verdiği maaşlarla milletin kadrolarında yer alamayacağını vurguladı.

Müezzinoğlu, bunun belirli periyotlarla çek edilebilmesi gerektiğini bildirdi.

Siyasette “Doğru bir yapının yanlışları dışladığı, yanlış bir yapının da doğruları dışladığı” sloganını benimsediğini ifade eden Müezzinoğlu, millet adına doğru bir sistemi kurgulamak istediklerini, bu sisteme girebilecek bir yanlışın, burada barınamaması gerektiğini aktardı.

Bakan Müezzinoğlu, “Adam 40 yıldır sistematik organizasyon yapıyor. Kimin ne zaman, nasıl gireceğini, nasıl terfi edeceğini… Böyle bir sistem millete hizmet etmez, böyle bir organizasyona sistem müsaade etmemeli. O nedenle girişte güvenlik soruşturması tabii ki önemli.” diye konuştu.

Terör örgütlerine istihbarat anlamında ve mali yardımlar başta olmak üzere, çeşitli yardımlarda bulunabilecek kamu çalışanlarının millete ihanetinin asla kabul edilemeyeceğini vurgulayan Müezzinoğlu, millete bedel ödetecek hiçbir yapıya müsaade edilmeyeceğini belirtti.

Kıdem tazminatı

Bakan Müezzinoğlu, kıdem tazminatı konusundaki soru üzerine, alın terinin kutsallığına değinerek, toplum ve millet olarak en az alın teri kadar “akıl teri”nin de kutsal olduğunun konuşulması gerektiğini ifade etti.

Müezzinoğlu, “Biz akıl terinin de en az ve hatta ondan daha fazla kutsal olduğunu konuşmazsak, akıl teri dökenler alın terini sömürmeye devam eder. Dikkat ederseniz dünya, ikinci, üçüncü dünya ülkeleri dedikleri gelişmekte olan ülkelerin alın terini sömürerek kendi akıl terinin karşılığını alıyor.” dedi.

Bir tarafta işverenin, diğer tarafta ise iş talep edenin olduğunu anlatan Müezzinoğlu, “Alın teri döken akıl teri dökenin hak ve hukukunu merkeze alacak, akıl teri döken de alın teri dökenin hak ve hukukunu merkeze alacak.” değerlendirmesinde bulundu.

“Kazanılmış haklardan hiçbir şey vermem” ve “Burada işsizlik var, ucuza işçi çalıştırırım” anlayışlarına dikkat çeken Müezzinoğlu, bir sendika temsilcisinin kıdem tazminatı konusunda, “6 yıl önce hangi noktadaysak, bugün de aynı noktadayız” dediğini hatırlatarak, şöyle devam etti:

“Şimdi bu doğru bir cümle değil. Dünya gelişiyor, istihdam koşulları gelişiyor, ülkede zorluklar veya kolaylıklar… Şimdi bakıyorsunuz son iki üç yıldır zorluklar var. Bu zorluklar ne kadar olursa olsun çok umurumda değil, ben haklarımdan geri adım atmam… Tamam, 2000 krizini bu ülke yaşadığında, 400 bin kepenk indiğinde hangi işçimiz kıdem tazminatı aldı, hangi işçimiz yarın işine devam edebildi?”

İstihdamın devam edebilmesi, koşulların iyileştirebilmesi, geleceğe ait de sürdürülebilir ve geliştirilebilir bir sistemi, dünyayla yarışta olan bir Türkiye’nin hep gündemde tutması gerektiğini belirten Müezzinoğlu, “Burada kıdem tazminatı, işçinin, emeğin, alın terinin hakkını korumalı. Ne diyoruz; bir gün de çalışsa onun kıdem havuzuna o bir günün bir lirası, bir kuruşu gitsin.” görüşünü paylaştı.

Sendikaların, kendi üyelerinin alın terini savunduğunu kaydeden Müezzinoğlu, şu anda sendikalı çalışanların oranının yüzde 17-18 olarak belirlendiğini, bu oran yüzde 20 kabul edildiğinde bile yüzde 80’in sendikalı bulunmadığının ortaya çıktığını, bu kişilerin de kıdem tazminatından yararlanma oranının yüzde 14 olduğunu kaydetti.

Müezzinoğlu, kıdem tazminatından yararlanamayan yüzde 86 için “Ne hali varsa görsün” şeklinde bir sistemin medeni olamayacağına ve ülkeyi geliştiremeyeceğine işaret etti.

Alın teri döken herkesin hak ve hukukunu havuzda biriktirecek ve koruyacak bir yasal bir sistemi önerdiklerini belirten Bakan Müezzinoğlu, buna karşılık, “Ben masaya oturmam” yanıtı ve hiçbir öneride bulunulmamasına tepkisini dile getirdi.

Müezzinoğlu, sorunu karşılıklı iletişimle çözmeye çalıştıklarını ve önümüzdeki günlerde Üçlü Danışma Kurulları’nda sendika ve işveren temsilcileri ile görüşmelerini sürdüreceklerini bildirdi.

Kamu Personel Reformu

Kamu personel reformuna ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Bakan Müezzinoğlu, kamuda çeşitli statüler ve sözleşmelerle çalışanlar olduğunu hatırlatarak, “Böyle bir kamu personel düzeni sürdürülebilir değil. Bir taraftaki genel müdürün aldığı ücretle, öbür taraftaki genel müdürün veya daire başkanının aldığı ücret arasında farklılıklar var. Terfi sistemi nedir belli değil. Kişi kendini geliştirmiş mi geliştirmemiş mi? Ödül nedir, ceza nedir, performans nedir, bütün bunları ölçebilen bir yapı yok.” diye konuştu.

Müezzinoğlu, dünyayla yarışan bir Türkiye’nin kamu çalışanı reformunu konuşmasını ve kısa sürede de bunu gerçekleştirmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Emeklilere banka promosyonu

Emeklilere banka promosyonu verilmesiyle ilgili soru üzerine Müezzinoğlu, Türkiye’de 11 milyon 600 bin emekli bulunduğunu ve her yıl 600 bin emeklinin havuza katıldığını, hak ettikleri maaşı emekliye sorunsuz iletmenin öncelikli görevleri olduğunu belirterek, 1990’lı yıllarda emeklilerin maaş kuyruklarındaki hallerini anımsattı.

Bakan Müezzinoğlu, AK Parti iktidarının bu anlamda görevini 10 üzerinden 10 şeklinde yaptığını bildirdi.

Promosyon konusunda hükümetin emekli adına bankalarla pazarlığını yaptığını ifade eden Müezzinoğlu, şöyle devam etti:

“En son ben Bankalar Birliği ile görüştüğümde, her yıl 195 milyar biz bankalara parayı veriyoruz ve onlar da emekliye ulaştırıyor. Ne kadar duruyor bankada para? Ayda 1,5-2,5 gün arası. Biz onu 2 güne aldık. Ayda 2 gün duruyor, yılda ne yapar? 24 gün. 24 gün durduğunda 195’i de 200’e yuvarlayalım, 24’ü de bir ay yapalım. Bir ay 200 milyar, yıllık getirisi 115 milyon. 115 milyonu 3 yıla taşıdığımızda, 3 yıl için pazarlık yapıyoruz, 375 milyon. 375 milyonu hadi 400 milyona yuvarlayalım. 11,5-12 milyon emeklimize 400 milyonu paylaştırın, reel olarak zorlayarak çıkabilecek rakam aşağı yukarı 300-350 lira. Şimdi tabii konuşulan rakamlar almış başını gitmiş.

Bin liranın altına emekli maaşı alanlar var, bin ile 2 bin arasında maaş alan var, 2 bin liranın üzerinde maaş alan var. Hepsine eşit vermeye kalksan 2 bin liranın üzerinde olan, ‘Benim hakkımı niye buraya aktarıyorsun’ diyecek. O zaman diyoruz ki ‘Bin liranın altına olanlara ayrı bir dilim yapalım’. Bakıyoruz orada 35 lira bir yıl, üç yıla geldiğimizde 35’i 40 yap, çarp 120 lira. Şimdi o diyecek ki ‘120 lira için beni yıllarca niye beklettiniz’. Öbür taraf geliyorsun onunki olsa olsa 250 lira oluyor, diğerinin ki de 450 lira oluyor ama 500 lira olmuyor.

Sayın Başbakanımız ilgililere gerekli talimatı verdi. İnşallah yıl sonu olmadan Sayın Başbakanımız son noktayı koyacaktır.”

“Art niyetli ve ideolojik”

Bakan Müezzinoğlu, İngiliz BBC kanalında Türkiye’de tekstil sektöründe bazı çocuk işçilerin çalıştırıldığı yönünde artan haberlere ilişkin soruyu yanıtlarken, “BBC’nin yaptığı haberi basın etiğiyle bağlantılı görmüyorum, basın etiğine aykırı buluyorum. Türkiye’de çocuk işçiliğiyle ilgili bir çalışma yapsa ona saygı duyarım. Onun yine eleştirilecek yerleri varsa eleştiririm. Türkiye’deki çocuk işçiler algısı ile Türkiye’nin dünyada hiçbir ülkenin başaramadığı saygın imajı zedelemek gibi bir niyeti var.” dedi.

Müezzinoğlu, şunları söyledi:

“Çocuk işçiliği sorunu Türkiye’de yok demiyorum, var. Türkiye’de 1 milyon 250 bin çocukta veya gençte hangi oranda çocuk işçiliği sorunumuz varsa Suriyeli çocuklarımızda da o oranda bir çocuk işçiliği sorunu var ve biz bununla mücadele ediyoruz. Bu mücadeleyi eleştirebilir, yetersiz bulabilir ama art niyetli, ideolojik. İki hedefi var. Birincisi Türkiye’nin Suriyeli misafirlerle ile ilgili ‘Medeniyim’ diyen Avrupa’nın yapamadığını yapmış olmasını hazmedemiyorlar. Bu yapmış olduğunu onların yüzüne vurması ağırlarına gidiyor, kanlarına dokunuyor. Realite, bunu değiştiremezsin.

3 milyon Suriyeliye 5 yılı aşkın süredir kendi insanına baktığı gibi bakabilen, kendi insanına sağladığı imkanları daha fazlasını sağlama derdi ve duyarlılığı olan, saygın bir yönetim ve saygın bir hizmet veren, kabul eden bir milleti bu anlamda zan altında bırakmaya hiç kimsenin hakkı yok.”

Türkiye’nin 3 milyon Suriyeli için 10 milyar dolar üzerinde harcama yaptığını anımsatan Müezzinoğlu, bu insanların eğitiminden iskanına kadar her şeyiyle ilgilenen bir ülkeye algı operasyonu yapılmayacağını vurguladı. Müezzinoğlu, Türkiye’de üretim yapan uluslararası firmaların yaptıkları denetimlerde, çocuk işçi çalıştırılmadığının tespit edildiğine işaret etti.

Müezzinoğlu, Sağlık Bakanı olduğu bu yılın Nisan ayındaki veriler ışığında, 155 bin Suriyeli çocuğun Türkiye’de doğduğunu, her yıl 1 milyon 250 bin doğum yapan Türk annesinden farklı bir muamele görüp görülmediğinin incelenmesini istedi.

Söz konusu 155 bin bebeğin aşı takviminin Türkiye’deki bebeklerin aşı takviminden farklı olmadığını bildiren Bakan Müezzinoğlu, Türk annelerden 5-6 lira katılım payı alınırken Suriyeli ailelerden alınmadığını kaydetti.

“Bu kadar ahlak dışı, etik dışı yayın yaptılar.” diyen Müezzinoğlu, Türkiye’deki istihdamda çocuk ve genç işçi sorunuyla mücadelede önemli mesafe kat ettiklerini, daha iyi olması için yol haritası hazırladıklarını bildirdi.

Bakan Müezzinoğlu, ILO Çalışma Konferansı’nda Türkiye’nin çocuk işçiliğiyle mücadelede örnek ülke gösterildiğini sözlerine ekledi.