“Türkiye, Irak ve Suriye’de Yaşanan Her Gelişmenin İçinde Mutlaka Yer Alacaktır”

29. Muhtarlar Toplantısı’nda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Terör örgütlerine karşı verdikleri mücadelede, gerekiyorsa diplomatik ve askeri gücümüzle de oralardaki kardeşlerimizin yanlarında bulunmakta kararlıyız. Şimdi sırada El Bab var. Birileri ısrarla Özgür Suriye Ordusu ve Türkiye’yi El Bab’tan uzak tutmak istiyor. Biz DEAŞ örgütüyle, PYD/YPG terör örgütleriyle mücadele etmeye devam edeceğiz. En kısa sürede Münbiç’i PYD terör örgütünden temizlemekte kararlıyız. Ya gidecekler ya da gitmedikleri takdirde biz gerekeni yapacağız” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 29’uncusu düzenlenen Muhtarlar Toplantısı’nda, Türkiye’nin 14 ilinden gelen mahalle ve köy muhtarı ile Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde bir araya geldi.

Adana, Ardahan, Balıkesir, Bilecik, Çorum, Erzurum, Kars, Kırklareli, Mersin, Rize, Siirt, Sinop, Tekirdağ ve Tokat’tan gelen 400’ü aşkın köy ve mahalle muhtarı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde verilen öğle yemeğinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın misafiri olarak ağırlandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, öğle yemeği öncesinde muhtarlara hitaben bir konuşma yaptı.

“MUHTARLARIMIZI DEMOKRASİNİN TEMELİ OLARAK GÖRÜYORUZ”

Yaptığı bu toplantılarda muhtarlarla kritik meseleleri görüşüp istişare ettikçe birilerinin rahatsız olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, rahatsız olanların gözünde muhtarların, ‘ilmühaber belgesi vermenin dışında vasfı ve vazifesi olmayan kişi’ olarak göründüğünü söyledi ve “Hâlbuki biz muhtarlarımızı, seçimle gelinen görevlerin ilk halkasını oluşturuyor olmaları sebebiyle, demokrasinin temeli olarak görüyoruz. Kendi aile efradı arasında seçime girse 3 oyu bir araya getiremeyecek olanların, muhtarlarımızı küçümsemeye çalışması hadlerine değildir” dedi.

Muhtarlarla şehirlerin, ülkenin, bölgenin ve dünyanın meselelerini konuşup istişare etmekten büyük memnuniyet duyduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhtarlarla arasındaki münasebetin mahiyetini anlamayanların bir hususu gözden kaçırdığını söyledi ve şunları ekledi: “Kürsüden ülkemizle ve dünyayla ilgili meseleleri anlatırken burada karşımda oturan, daha sonra yemekte bir araya geleceğimiz muhtarlarımızın bir bakışları, bir baş veya el hareketleri, itirazları, isyanları, sükûtları, tasdikleri, bana çok şey anlatıyor. İşte bu iletişimden aldığım mesaj benim için, çoğu zaman, onlarca, yüzlerce kişiyle teker teker konuşarak elde ettiğim bilgiden çok daha önemlidir, çok daha isabetlidir, çok daha aydınlatıcıdır. Biz işte buna milletimizin irfanı diyoruz. Milletin irfanı çok farklı bir şeydir. İlim sahibi olursun; ama irfan sahibi olamazsan bir hiçsin. İşte milletin irfan sahibi olması burada. Bu irfanı, ne eğitimle, ne makamla, ne imkânla elde edemezsiniz, ölçemezsiniz. Zaman zaman, özellikle yabancı medya mensupları bana, siyasetteki başarımın, 14 yıldır Türkiye’yi nasıl yönetebildiğimin sırrını soruyorlar. Bu sır, işte burada karşımda bulunuyor. Başarılarımı, milletimle olan samimi muhabbetime, milletimin sahibi olduğu engin irfanı anlama ve ona tabi olma konusundaki isabetime borçluyum.”

“MİLLETE EFENDİ OLMAYACAKSIN, HİZMETKÂR OLACAKSIN”

Millete hizmet için bir adım attığında milletin kendilerine 3-5 adım geldiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Onun için millete efendi olmayacaksın, hizmetkâr olacaksın. Bu sizin için de geçerli, benim için de geçerli. Millete hiç afra tafra yapmaya gelinmez. Eğer millete afra tafra yaparsan, bir seçimde getirir, öbür seçimde de gönderir. Milletten bir adım kaçanlar, hatta adeta koşarak uzaklaşanlar ise, kendilerine itibar etmediği için halka kızıyorlar. Halka niye kızıyorsun? Milletin değerleriyle, kültürüyle, tarihiyle kavga etmeyi bırakıp, millete tabi olsalar, mesele çözülecek. Duvara ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ demekle egemenlik milletin olmuyor. Milletin hakkına tabi olmakla egemenlik milletin oluyor, bunu iyi anlamamız lazım. Milletimizle aramızdaki kalpten kalbe giden o gizli yol var ya, bizim gücümüzün de, enerjimizin de, motivasyonumuzun da kaynağı işte odur” diye konuştu.

“YENİ GÜVENLİK ANLAYIŞI, TÜRKİYE’NİN SURİYE VE IRAK’TA NİÇİN BULUNDUĞUNUN EN AÇIK İFADESİ”

Geçen haftaki muhtarlar toplantısında Türkiye’nin yeni güvenlik anlayışı üzerinde durarak, artık tehditlerin kapıya dayanmasının beklenmeyip tehditlerin kaynağında imha edileceğini söylediğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni güvenlik anlayışının, Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta niçin bulunduğunun ve daha etkin şekilde yer almak istediğinin açık ifadesi olduğunu dile getirdi ve “Artık iş kapıya geldikten sonra müdahale etme dönemi bitti. Şimdi bataklığı kurutma döneminin yaşandığı bir sürecin içerisindeyiz. Bu olay nerede, şurada; orada bütün iş bitecek. Öyle sabredelim, bekleyelim, buraya gelsin ondan sonra müdahale edelim; yok, o geçti” ifadelerini kullandı.

FIRAT KALKANI OPERASYONU

Cumhurbaşkanı Erdoğan, demokrasi açılımının, millî birlik ve kardeşlik projesinin ve çözüm sürecinin birer adım olduğunu ancak bu adımların anlaşılmadığını ve bu adımlardan sonuç alınamadığını vurguladı. Fırat Kalkanı operasyonuna değinerek, hedefin El Bab ve sonrasında Münbiç olduğunu açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Halep ile ilgili olarak Türkiye’nin bir sorunu olmadığını; ancak itirazlarının olduğunu söyledi. Halep halkının artık huzura kavuşturulması gerektiğini muhataplarına, Rusya Devlet Başkanı Putin’e de ilettiğini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Halep’te terör gruplarına karşı müşterek mücadeleyi verelim. Halep Haleplilerindir, bunu açıklamamız lazım. Halep’in üzerinde bir hesaba girmek doğru olmaz. Çünkü bizim Halep’te tarihî kültürel akrabalık bağlarımız var. Halep’te böyle bir işgal yapılacak olursa, insanların geleceği tek yer var, Gaziantep, Kilis” sözlerine yer verdi.

“ÜLKENİN DİĞER MESELELERİ GİBİ, GÜVENLİK ANLAYIŞININ DEĞİŞTİRİLMESİ KONUSUNDA DA ÇOK MÜCADELE VERDİM”

Türkiye’nin 1984’ten beri Irak ve Suriye merkezli bölücü terör tehditleriyle başa çıkabilmenin yollarını arayan bir ülke olduğuna değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Maalesef, yakın bir tarihe kadar bu tehditlere karşı tedbirleri hep kendi topraklarımızda, hatta eylemlerin ardından almaya çalıştık. Karakollarda sıkışıp kalan askerlerimizle, polislerimizle mücadele yürütmeye gayret ettik. Hâlbuki terör örgütleri, hem ülke içindeki, hem de Irak ve Suriye gibi yerlerdeki üslerinde serbestçe elemanlarına eğitim veriyor, lojistik yığınak yapıyor, hâkimiyet alanları tesis ediyordu. Eğri oturup doğru konuşmak lazım; bunlar, ilk defa bizim tarafımızdan teşhis edilmiş, ilk defa bizim tarafımızdan dile getirilmiş sorunlar değildir. Ama her ne hikmetse, meselenin üzerine gidilmemiş, gereken önlemler alınmamıştır. Biliyorsunuz, 3 Kasım 2002 seçimlerinden bu yana ülkeyi yönetme sorumluluğunu üstlenen kadronun başında bulundum, bulunuyorum. Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak, ülkenin diğer meseleleri gibi, güvenlik anlayışının değiştirilmesi konusunda da çok mücadele verdim, çok gayret gösterdim. Her seferinde karşımıza farklı engeller çıkartıldı, önümüze farklı mazeretler getirildi. Elbette bu arada, 2003 yılı 1 Mart’ında Irak’ta başlayacak operasyona aktif şekilde katılmamızın önünü kapatan hükûmet tezkeresinin reddi gibi hatalar da yapıldı. Çünkü ben o dönemde oraya katılmamızın gereğine inanmıştım. O dönemde bunun çok büyük bir hata olduğunu arkadaşlarımıza ifade ettim. Tabii Meclis’te öyle bir irade ortaya çıkınca, Irak’taki gelişmelerin dışında kaldık. Bugün Irak’ta işlerin bu derece içinden çıkılmaz bir hâle gelmesinin sebebi, Türkiye’nin o operasyonda etkin bir rol üstlenmemiş olmasıdır.”

Suriye krizi başladığında, yine benzer şekilde aktif bir konumda yer almaya gayret ettiklerini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ancak, yıllarca bu sürecin de dışında tutulduk. Üstelik bir de ülkemize gelen milyonlarca sığınmacının yükünü tek başımıza üstlenmek zorunda kaldık. Sonunda baktık ki kimseden bize fayda yok, kendi projelerimizi kendimiz hayata geçirmeye karar verdik” diye ekledi.

“BİZİM MUHATABIMIZ, TERÖRLE VE TERÖR ÖRGÜTÜYLE BAĞI OLMAYAN BÖLGE İNSANIDIR”

Bu kararı verdiklerini; ancak rahat bir hareket alanlarının olmadığını, dışarıdan olduğu kadar içeriden de kuşatılmaya çalışıldıklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, attıkları her önemli adımda, provokasyonlarla, bürokratik ve siyasi engellemelerle karşılaştıklarını, 2005-2007 yılları arasında ordu ve yargı içinde yuvalanan bazı kimselerin ve siyasi muhalefetin yaralayıcı dilinin yol açtığı sorunları unutmadıklarını belirtti.

2012’den itibaren Türkiye’nin, bölgedeki hesapların dışında tutmak amacıyla köşeye sıkıştırılmaya yönelik hamleler yapıldığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Demokratik Açılım olarak başlattığımız, Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi ile bir adım öteye taşıdığımız, Çözüm Süreci ile de neticeye ulaşmayı hedeflediğimiz bölücü terör sorunundan kurtulma çabamızın nasıl sabote edildiğini hep birlikte gördük. Terör örgütünü süreçten geri çevirmek için uğraşanların derdi, ne bu ülkeydi, ne de bu milletti. Onlar, Türkiye’yi kendi içinde sıkıştırmanın derdindeydi. Terör örgütü ve destekçileri de, huzuru ve kardeşliği daimi kılmak için sunulan fırsatı, yeni terör eylemlerine hazırlık için kullanarak, gerçek yüzlerini ortaya koymuşlardır. İşte 53 Kürt kardeşimizin şehit edilmesinin ardında da ‘sokağa çıkın’ çağrısı yatmaktadır. Ölenler Kürt kardeşlerimizdi. Öldüren? Onlar da Kürt’tü. Hani bunlar Kürtlerin temsilcisiydi? Nasıl temsilci bunlar? Bunları hep yaşadık, bunları hep gördük. Dikkat ederseniz, devlet ve millet olarak, o tarihten beri örgütü de, güdümündeki siyasi kurumları da muhatap almıyoruz. Hiçbir zaman almadım, almam, almayacağım da. Benim insanıma, benim vatandaşıma saygı duymayana benim saygım yoktur, olmayacaktır; bunun böyle bilinmesini istiyorum. Çünkü bizim muhatabımız, artık doğrudan terörle ve terör örgütüyle bağı olmayan bölge insanıdır, onları temsil edenlerdir; buna böyle bakacağız.”

“MİLLETİMİZLE EL ELE VEREREK HER DEFASINDA OYUNLARI BOZDUK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan yine o dönemde meydana gelen Gezi olaylarının birkaç gün içinde birileri tarafından hükümeti devirmeye yönelik bir fırsata dönüştürülmeye çalışıldığını, daha o günlerde bu sinsi oyunu görüp ona göre tavırlarını belirlediklerini hatırlattı ve “Fakat bazı gafiller farkında olmasa da İstanbul ve Ankara başta olmak üzere çeşitli şehirlerimizde sokakları, meydanları işgale yeltenenler gayet bunu bilinçli olarak yapıyorlardı, ama milletim de bunların karşısında durmasını bildi. Bizim net tavır koymamızla birlikte bu sinsi plan neticeye ulaşamadan bozuldu” değerlendirmesini yaptı.

Gezi olaylarının ardından 17-25 Aralık Emniyet ve yargı yoluyla darbe girişiminde bulunulduğunu, Gezi’yi ağaç, yeşil meselesi olarak pazarlamaya kalkanların bu darbe girişimini de hukuk-adalet ambalajıyla millete yutturmaya çalıştıklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, sonrasındaki süreçte yaşanan gelişmelere de atıfta bulundu ve “Milletimizle el ele vererek her defasında bu oyunları bozduk; ama aynı zamanda bölgedeki gelişmeler de etkinlik kurma projelerimizi de sürekli ertelemek zorunda kaldık, bunlar bize zaman kaybettiriyordu” ifadelerine yer verdi.

Bölgede yaşanan tüm gelişmelerin sonuçlarının doğrudan Türkiye’nin geleceği ile ilgili olduğunu dile getiren ve “Kimse bu hadiselere o ülkelerin iç işleridir diye bakarak kendisini avutmasın, kandırmasın” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Irak ve Suriye meselesini konuşurken vicdani duruşun yanında Türkiye’nin tarihi ve hukuki haklarının da dikkate almak mecburiyetinde olduklarını bildirdi.

“BEN HALEP’İ GAZİANTEP’TEN, HASEKİ’Yİ MARDİN’DEN, MUSUL’U VAN’DAN NASIL AYRI GÖREBİLİRİM?”

Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları kaydetti: “Şimdi biz tarihi ve hukuki haklar deyince, Lozan deyince birileri çıkıyor, hemen ‘Sizin Irak’ın ve Suriye’nin topraklarında gözünüz mü var?’ diyor. Bugün bazı gazeteler baktım şunu söylüyor: ‘Erdoğan bir Misakı Millî dedi, ortalığı karıştırdı.’ Ben demedim, tarih bunu böyle kaydetti. Tarihin kaydına girmiş olan böyle bir gerçeği biz unutacak mıyız? Bunları konuşmayacak mıyız? Bizim hiçbir ülkenin topraklarında gözümüz yok. Tam tersine biz bu ülkelerin topraklarında gözü olanlara, bu ülkelerde yaşayan kardeşlerimizi etnik ve mezhep esaslı ayrıştırmalarla yeni çatışmalara sürüklemek isteyenlere karşıyız, biz bunu yapmaya çalışıyoruz ya. Her zaman söylediğim gibi, bizim fiziki sınırlarımız başkadır ama gönül sınırlarımız bambaşkadır. Avrupa’dan Afrika’nın derinliklerine, Akdeniz’den Orta Asya’nın uçsuz, bucaksız bozkırlarına kadar tüm coğrafyalardaki kardeşlerimiz gönül sınırlarımız içindedir. Bizim için Balkanlar yüreğimizin bir yanı, Kafkaslar öte yanıdır. Hal böyleyken, ısrarla bizim Irak ve Suriye’deki gelişmelerin dışında kalmamızı isteyenlerin iyi niyetli olabilmesi mümkün müdür? Binlerce, on binlerce kilometre uzaklıktan geleceksin müdahale edeceksin, ‘hakkım var’ diyeceksin. Neymiş? ‘Oradaki Merkezi Yönetim davet etti, çağırdı, onun için geldim.’ Tamam da, benim bir tarafta 911 kilometre sınırım var, öbür tarafta 350 kilometre sınırım var ve sınırlarım tehdit altında, yüzlerce insanım bu arada şehit oldu, öldü; ama ben diyeceğim ki, ‘elinizi, kolunuzu sallaya sallaya girebilirsiniz.’ Böyle bir şey olabilir mi? Ben Halep’i Gaziantep’ten, Haseki’yi Mardin’den, Musul’u Van’dan nasıl ayrı görebilirim? Böyle bir çarpık bakışın hesabını ne ecdadımıza, ne de torunlarımıza veremeyiz, bunu böyle bilesiniz.”

“MÜNBİÇ’İ PYD TERÖR ÖRGÜTÜNDEN TEMİZLEMEKTE KARARLIYIZ”

“Türkiye, Irak’ta ve Suriye’de yaşanan her gelişmenin içinde mutlaka yer alacaktır. Terör örgütlerine karşı verdikleri mücadelede gerekiyorsa diplomatik ve askeri gücümüzle de oralardaki kardeşlerimizin yanlarında bulunmakta kararlıyız” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fırat Kalkanı operasyonu kapsamında Özgür Suriye Ordusu mensuplarıyla birlikte Dabık’a kadar inildiğini, sırada El-Bab’ın olduğunu söyledi.

Birilerinin Özgür Suriye Ordusu ve Türkiye’yi ısrarla El-Bab’tan uzak tutmak istediğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu ısrarın geresindeki niyeti bildiklerini dile getirdi ve “Bu çabanın gerisinde sınırlarımız boyunca oluşturulamayan terör koridorunu biraz aşağıdan da olsa tesis etme amacı var, biz buna rıza göstermeyeceğiz. Hatta en kısa sürede Münbiç’i PYD terör örgütünden temizlemekte kararlıyız. Ya çıkacaklar, terk edecekler, Fırat’ın ötesine doğuya gidecekler; gitmedikleri takdirde gereğini biz yapacağız.” açıklamasında bulundu.

“IRAK’IN GÖZ GÖRE GÖRE BİR MEZHEP SAVAŞINA İTİLMESİNE RIZA GÖSTERMEYECEĞİZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklamalarına şu sözlerle devam etti: “Bakınız, Kilis’ten Kırıkhan’a doğru uzanan bölgeden ülkemize yönelik tehditleri bertaraf etmek için gerekirse orayı da terör örgütlerinden temizlemeyi gündemimize aldık, alıyoruz. O bölgeden gelen teröristlerin ülkemizde eylem yapıp geri geriye Suriye’ye kaçmasına göz mü yumacağız? Unutulmasın ki, bu mesele bizim için bir beka meselesidir. Artık terör örgütlerini güvenlik görevlilerimizin ve vatandaşlarımızın kanı, canı pahasına kendi sınırlarımız içinde kesinlikle karşılamayacağız. Ya ne yapacağız? Sorunu kaynağında çözeceğiz. Şu anda Suriye’de oluşturulmaya çalışılan her terör bölgesi bize yönelik doğrudan bir tehdittir. Bunun adı ister DEAŞ olsun, ister PYD olsun, ister PKK olsun, hangi isim olursa olsun fark etmez. Türkiye’nin gözünde hepsi de bir an önce kafaları ezilmeleri gereken terör örgütleridir. Diğer yandan, Irak’ta da varız, daha etkin şekilde var olmayı sürdüreceğiz. Musul’daki, Kerkük’teki kardeşlerimizi yalnız bırakmayız, bizim tarihi, kültürel birlikteliğimiz var, akrabalık bağlarımız var. Irak’ın göz göre göre bir mezhep savaşına itilmesine rıza göstermeyeceğiz. DEAŞ İslam’ın Sünnilik yorumunu istismar ederek Müslümanları katletmişti, şimdi Irak’ta İslam’ın bu noktada Şiilik yorumunun istismarı üzerinden yine Müslümanları katledecek başka terör örgütleri sahaya sürülmeye çalışılıyor; biz işte bu oyunu bozmak için mücadele ediyoruz. DEAŞ bahanesiyle bölgede 10 yılı aşkın süredir Müslüman kanı dökenlerin, şimdi aynı işi başka örgütler eliyle yürütülmesini istemiyoruz.”

“TÜRKİYE HEM SURİYE’DE, HEM IRAK’TA ETKİN ŞEKİLDE VAR OLMAK İÇİN GEÇERLİ HER TÜRLÜ GEREKÇEYE SAHİP”

Türkiye’nin hem Suriye’de, hem Irak’ta etkin şekilde var olmak için geçerli her türlü gerekçeye sahip olduğunu, buna rağmen sürekli ithamlara maruz kalıp engellenmeye çalışıldığının altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “DEAŞ operasyonunda yer alan diğer ülkelere bize çıkartılan engeller niçin çıkartılmıyor? Bunun cevabını versinler. Onlar binlerce, on binlerce kilometre öteden gelip Irak’ta ve Suriye’de söz sahibi olacak, Türkiye ise sınırdaşlarında böyle bir mücadelede söz sahibi olmayacak; böyle bir şey olabilir mi?” diye sordu ve devamında şunları ekledi: “Yok öyle yağma ya. Bu tezgâh eski Türkiye’de işleyebilirdi, ama bugünkü Türkiye’nin böyle bir durumu kabul edebilmesi mümkün değildir. Türkiye’yi 200 yıldır örseleyen, gerileten, adeta ölümü gösterip sıtmaya razı eden, hakkını arayamaz hale düşüren anlayışı milletimiz 14 yıldır verdiği bu mücadeleyle, en son da 15 Temmuz’da nihai kararını ilan ederek tarihin karanlık sayfalarına gömmüştür. Bundan sonra gerekirse sahada göze-göz, dişe-diş mücadele vererek, gerekirse diplomasi masasına yumruğumuzu indirerek bu milletin hakkını, hukukunu, geleceğini koruyacağız. Şayet bunun bir bedeli varsa onu da ödeyeceğiz. Biliyoruz ki bu bedeli göze almazsak yarın çok daha büyüğünü önümüze koyacaklar.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, 15 Temmuz darbe girişiminde bulunan FETÖ mensuplarına yönelik devletin yürüttüğü mücadelede, örgüt mensuplarının ve yakınlarının mağdur edildiğine yönelik eleştirilere de cevap verdi. Asıl mağdur olanın 15 Temmuz şehit ve gazileri ile onların ailelerinin olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, konu ile ilgili şu görüşlere yer verdi: “Benim milletim o gece yaşadıklarıyla bu mağduriyeti yaşamadı mı? Kim ki bunlarla ilgili, FETÖ terör örgütünün mensupları sebebiyle mağduriyet edebiyatı yapıyorsa, kusura bakmasınlar ihanet içindedir, bu kadar açık konuşuyorum. Kimse gelip de bu konuda bize akıl vermesin, o aklı kendilerine saklasınlar. Karısına, kocasına, evladına, bilmem nesine sahip olma, ha ondan sonra içeri girince, ‘benim evladım mağdur, benim kızım mağdur…’ Himmet toplantılarında bunca paraları toplayacaksın, ondan sonra bunları bir yerlere boca edeceksin; mağdur. Ne mağduru? Affedersiniz, ihanet şebekesi bir araya gelecek, bu ülkenin Cumhurbaşkanına küfretmeye varıncaya kadar her şeyi söyleyecek ve oralarda bunlar alkışlanacak, alkış yapanlar mağdur… Nasıl mağdur oluyor? Oradan içlerinden bir tanesi çıkıp da, ‘sen ne diyorsun’ diyemiyor. ‘Sen bizim Cumhurbaşkanımıza nasıl böyle hakaret edersin diyemiyor.’ Bu Cumhurbaşkanı bu ülkede, evet, adeta vatandaşı için toprak olmuş bir Cumhurbaşkanı, sen kalkacaksın ona orada hakaret edeceksin.”

“BİZİM NEFSİMİZ MESELE DEĞİLDİR, MESELEMİZ MİLLETTİR, VATANDIR”

“Mağduriyet edebiyatını yapanların yanında yer alıyorsa çok ciddi bir sıkıntı içindedir, kendini şöyle bir teraziye çıkarıversin. Biz artık bunlardan bıktık. Çünkü ülkemin huzuru için biz bu kararlı duruşu sergilemek zorundayız ve bunu yapacağız” ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz gecesi kendisini öldürmeye gelen FETÖ mensubu askerlerin daha kaçtıkları ormanlık alanda bulunduklarında öldürülmeyip yargıya teslim edildiğini hatırlattı ve “Cumhurbaşkanını öldürmeye geleni öldürmüyorlar, dikkat edin, tutukluyor, getirip yargıya teslim ediyor, bu denli olayın hukukunu koruyan bir anlayışımız var. Biz nefsi hareket etmedik, hasbi hareket ettik. Bizim nefsimiz mesele değil, meselemiz millettir, meselemiz vatandır, buna dikkat ediyoruz” dedi.

“BİZE PENÇESİNİ ÇIKARTANLARIN TIRNAKLARINI SÖKMEKTEN ÇEKİNMEYİZ”

Irak ve Suriye meselesinin başkaları için enerji, petrol, bölgesel çıkar, etkinlik alanını genişletme meselesi olabileceğini; Türkiye için ise hayat-memat meselesi olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, konu ile ilgili şu açıklamaları yaptı: “Yolumuza çıkanlara tavsiyem şu: Konuyu bu pencereden bir kez daha değerlendirmeleridir. Türkiye’yi terör örgütleriyle aynı kefeye koyanlar, aslında kendilerini de benzer bir mukayeseye tabi tuttuklarını unutmamalıdırlar. Arapların bir sözü var, “men dakka, dukka”, bugün bizim kapımızı çalanlar yarın da sizin kapınızı çalarlar, bunu unutmayın. Bizim hiç kimseye karşı husumetimiz, önyargımız, kompleksimiz yok, bize dost elini uzatan herkesin elini tutarız. İşte Balkanlar’daki, Orta Asya’daki, Güney Asya’daki, Afrika’daki nice dost ülkeler ve halkları. Bununla birlikte bize pençesini çıkartanların tırnaklarını sökmekten de çekinmeyiz, bunu da böyle bilmemizi isterim. İşte Çanakkale Savaşı, işte İstiklal Harbi, işte Kıbrıs, işte 15 Temmuz… Biz dostlukları çoğaltmanın, husumetleri azaltmanın peşindeyiz, aynı yaklaşıma sahip herkesle birlikte yol yürümeye sonuna kadar varız.”

Konuşmasını Cumhurbaşkanlığı Külliyesini teşriflerinden dolayı muhtarlara teşekkür ederek tamamlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendilerinden mahalle ve köylerindeki vatandaşlara muhabbet ve selamlarını iletmelerini istedi.